BÜLENT BAYRAM ARKADAŞIN MEKTUBU

Başkanım

1974 yılında Hakkari’de doğdum. Ailem geçmişten beri sol düşünceye sahip, yurtsever bir ailedir. Annem ve dayılarım geçmişte reformist ve küçük burjuva hareketlere ilgi duymaktaydı. ’80 sonrası dönemde partiye yakınlaştılar ve mücadeleyi desteklediler. Babam ’70’lerde Güney Kürdistan’da gelişen ilkel milliyetçi ayaklanmalara, bu bağlamda “peşmergelere” sempati duymuştur. Daha sonraları (’84’lerde) o da partiye ilgi göstermiştir. Ailem aktif bir aile değildir. Duygu ve yürekte mücadeleye inanmış ve bazı aile bireyleri destek sunmuştur. Bulunduğumuz çevredeki insanlar, her dönemde ailemize “devrimci, solcu” olarak bakmıştır.
Dayılarım birçok defa düşman tarafından yakalanmış, baskı görmüş, cezaevlerinde kalmışlardır. Ağabeyim ’94 yılında gerilla saflarına katıldı.
Ben böylesine çatışmalı bir ortamda büyüdüm. Çok küçük yaşlarda düşmana bilinçsizce de olsa kin duymaya başladım. Evimize yapılan baskınlar, dayılarımın gözaltına alınmaları, işkence görmeleri sonucunda ben de polis ve subay çocuklarıyla kavga etmeye, onları dövmeye başladım. Gruplar oluşturup subay ve polis lojmanlarının etrafında düşman çocuklarıyla kavgalar geliştirdim. Bu yaklaşımım okulda da devam etti.
Başkanım
Ilk ve ortaokulu Hakkari’de okudum. ’89 yılında Mersin’e göç ettik. Babam Köy Hizmetleri Müdürlüğü’nde işçi olduğu için tayini Mersin’e çıkmıştı. Ülkeden kopuş beni çok zorladı. Her gün ülkeyi düşünüyor, yaz tatillerinde oraya gitmek istiyordum. Mersin bana çok yabancı, boğuk bir yer gibi geliyordu. Orayı hiç sevmedim. Duygum, yüreğim, her şeyim ülke özlemini taşıyordu. Mersin’e geldikten sonra okulu bırakıp TIR tamircisinde çalışmaya başladım. Haftada bir gün sanat okuluna gidiyordum. Çalıştığım işyerinde uygulanan baskılara boyun eğmeyip kendimi kabul ettirdim. Oraya gelen TIR şoförlerinin çoğu Kürt’tü. Avrupa’ya taşımacılık yaptıkları için Avrupa’da parti ile ilişkileri olanlar vardı. Bu insanlarla tanışıp güvenlerini kazandım. Küçük yaşta partiye ilgi duymam onların sevindiriyor ve bana karşı sevgiyle yaklaşıyorlardı. Her Avrupa’ya gidişlerinde getirdikleri kitap, broşür, Serxwebun, rozet, bayrak vb. veriyorlardı. Ben de bunları alıp arkadaşlarıma ve aileme veriyordum. Okuduğum kitap ve broşürlerden çok şey anlamasam da, mücadeleye olan ilgim giderek artıyordu. ’89 yılında dayım Mustafa Sezgin (Cafer) gerillaya katıldı. Bu beni çok etkilemişti. ’90 sonrası süreçte gelişen serhildanlar ve gösterilerle birlikte ben de mücadeleye katılmak için arayışlara girdim. ’90 yılında bir arkadaşımla birlikte Uludere’nin Hilal köyüne gittik. Arkadaşım oralıydı ve kendisinin tanıdığı bir milis vardı. Onun aracılığıyla saflara katılacaktık. Oraya gittik, ama aradığımız kişi bizden kısa bir süre önce partiye katılmıştı. Tüm uğraşlarımıza rağmen partili arkadaşlara ulaşmanın yolunu bulamadık. Düşmanın dikkatini üzerimize çekmeden köyden çıkıp geri Mersin’e geldik. Bu başarısız girişimim beni geri çekmedi. Mersin’de ilişki arayışına girdim ve buldum. ’91 yılına kadar arkadaşlarla ilişkim sürdü. Daha sonra ’91 yılında gerillaya katıldım. Haftanin’de eğitim gördüm. Daha sonra Hiror, Metina, Zap gibi alanlarda kaldım. 1992 Güney Savaşı’ndan bir hafta önce arkadaşlar tarafından şehre gönderilmek için Güney’den ayrıldık. Bir grup arkadaşla birlikte Cudi’ye, oradan da Cizre’ye geçtik. Biz Cudi’deyken Güney Savaşı başladı. Savaşa katılmak için önerimi yaptım, kabul edilmedi.
1992 15 Ekim’inde altı arkadaşla birlikte Çukurova’ya geldik. Yaklaşık bir yıl Adana’da faaliyet yürüttüm. ’92 Ekim’inden ’93 4 Ekim’ine kadar Adana’da askeri faaliyetlerde kaldım. Değişik görev ve sorumluluklar yürüttüm. Birçok eylem planlamasında ve uygulamasında yer aldım. Faaliyet süresince hiçbir rehavete ve sivilleşme eğilimlerine kapılmadan çalıştım. Birçok eksik ve yetersiz yaklaşımlarım yaşanmıştır, ama hiçbir zaman yanlış bulduğum bir şey yapmadım. Neyi doğru buluyorsam, partiden neyi öğrenmişsem onu yapmaya çalıştım. Yaptıklarımın içerisinde çıkan tüm eksiklikler, anlayamama ve bilmemeden kaynaklanmıştır. Düşmanı basit gören, her şeyi eylem olarak anlayan, örgütleme ve bilinçlenmeyi ikinci plana iten yaklaşımlarımı ancak yıllar sonra bugün anlayabiliyorum. Ne kadar eylem yapsam o kadar iyidir biçiminde bir yaklaşım eksik bir yaklaşımdır. Örgütü, ideolojiyi gözetmeyen, her şeyi askeri eylemlilikte gören bu anlayışım, daha sonraları gelişen düşman yönelimleri ve halkın bu yönelimler karşısında düştüğü yılgınlık ve sinmenin başlıca nedenidir. Örgütlü kitle yılgınlığa düşmez. Benim göremediğim işte bu noktaydı. Bugün bunu görebiliyorum, ama çok şey kaybettirdiğimin de farkındayım. Zindan yaşamım boyunca bunun acısını hissettim, güçlü sonuçlar çıkardım.
4 Ekim 1993 yılında yeni bir eylemin keşif hazırlıklarından döndükten sonra bir arkadaşla birlikte düşman tarafından yakalandım. Düşmanın bulunduğumuz evi basacağını anlayınca evin dışına çıktım ve düşmanın pususuna düşerek yakalandım. Düşman hangi evden çıktığımı görmediği için ev sahiplerinden kimse düşmanın eline geçmedi. Düşman sorgusunda parti direniş çizgisini yeterince temsil edemedim. Ilk etapta bir zaaf gösterdimse de, ardından kendimi toparlayarak düşmanın istediklerini reddettim. Partiye ve değerlere sahip çıkma durumum olmadı, ama büyük zararlar da vermeyerek kendimle sınırlı bir çözülme durumum oldu. Bu bir militan için kabul edilmez bir tutumdur. Bunun bilincindeyim. Kendimi ancak böyle bir eylemle affettirebilirim. Her zaman bunun ezikliğiyle yaşadım ve kendimi sorgulayarak irademi güçlendirdim.
Malatya Cezaevi’nde iki yıl kaldım. Düşman mahkemelerince idam cezasına çarptırıldım. Mahkemelerde halka, partiye, şehitlere bağlılığımı haykırarak özeleştirimi verdim. Hiçbir zaaf göstermedim. Malatya Zindanı’nda gelişen tüm eylemlere katıldım. Siyasi birim görevi ve eğitim birimi görevlerini yaptım. Partinin verdiği görevler karşısında değişik dönemlerde güçsüzlük yaşasam da, bu durumu giderdim. ’95 yılında Ceyhan Cezaevi’ne, ardından da Adıyaman Zindanı’na sürgün edildim. Beş yıllık zindan yaşamım boyunca hem kendimi, hem de toplumsal gerçekliğimizi daha iyi tanıdım. Parti ile yürürken tek bir gerçeğe kilitlenmenin yakıcılığını daha net kavradım. Ya parti ile ya da düşman ile olunacağını, bunun orta yolunun olmadığını yaşanan pratikler açıkça ortaya koydu. “Iki tanrıya kulluk edilemeyeceği” gerçeğini anlayarak tüm ruhumu, duygumu Önderlik ve şehitler gerçeğine bağladım. Pratik yürüyüşümde her ne kadar sorunlar yaşasam da bunların giderileceğine olan inancımı hiçbir zaman yitirmedim. Parti Önderliği’nin yaşamına ulaşma isteğiyle kendimi her gün yeniden sorgulayarak güçsüzlüklerimi ve önümdeki engelleri aşmaya çalıştım. Zindanı hiçbir zaman kabul etmedim. Hayallerim, düşüncem her an gerilla ve Önderlik’le birlikte oldu. Önderliğe ulaşma, yüce eğitiminden geçme, gerillaya yeniden ulaşma umuduyla kendimi dışarıya hazırladım. Sürekli Önderlik çözümlemelerini okuyarak Önderliğin karşısına güçlü çıkmak için hazırlandım. Zindanın temel hastalıklarından olan lafazan, demagog, soyut düşünen, sahte özlemler peşinde olan, bilgilenmeye bir sermaye dönemi düşüncesiyle yaklaşan türden yaklaşımlardan nefret ettim ve Önderliğin “Yaşamdan öğrenin, kitaplardan değil” sözünün takipçisi olmaya çalıştım. Yaşamın kendisini anlatan çözümlemeler dışında başka bir şeyle uğraşmadım, aramadım. Kendimi de, çevremdekileri de çözümlemelerde tanıdım.
Beş yıllık kısa zindan yaşamımda birçok ihanete, kaçışa, düşkünleşmeye, siyaseti bırakanlara, bir sopa yememek için köşe bucak saklananlara, kısacası birçok cüceliklere tanık oldum. Yine parti yetkisini, kendisini ve ahbap-çavuşlarını yaşatmak için kullanmaya çalışan, tasfiyeci unsurlarla karşılaştım. Gördüğüm ve bilince çıkardığım oranda karşı çıktım, alet olmadım. Hiçbir zaman bireysel kaygıya kapılmadan gerçeklerini yüzlerine vurdum. Bazen sonuç almaktan uzak kalan kaba ve kestirmeci yaklaşımlarım olsa da sessiz kalmadım. Ideolojik-politik yetersizliğimden dolayı göremediğim, partiye zarar veren pratikler de yaşandı. Parti tarafından bunlar yargılanıp mahkum edilence kendimi sorgulayarak derin üzüntü duydum. Hiçbir sorun karşısında yılmayarak partiden ve Önderlik’ten aldığım güçle savaşmaya çalıştım. Önüme çıkan engeller karşısında daralma ve tepki duyma durumuna düştüğüm anlar oldu. Bazen çözümsüz kalma duygusunu da yaşadım. Ama bunlar hep geçici oldu ve yeniden kendimi toparlayarak doğru yaklaşmaya çalıştım.
Parti Önderliği’nin yoğunca üzerinde durduğu kadın, aile, düzen ve bölge bağlarından kendimi kurtarmak, özgürleşmek için çaba harcadım. Büyük Komutan Zilan hevalin özgürleşme eylemi yaşımımda bir dönüm noktasıdır. Eylemiyle beni büyük düşünmeye sevk eden Zilan heval şahsında kadın cinsine yaklaşımı sorguladım. Duygu ve güdülerin bastırılmayla, görmezden gelinmeyle giderilmeyeceğinin bilincindeyim. Son birkaç yıllık süreçte en çok yoğunlaştığım, kendimi terbiye etmeye çalıştığım nokta burası oldu. Çözebilme ve giderme iddiam her zaman tamdı. Bugün baktığımda, sonuç almada büyük mesafeler kaydettiğime inanıyorum.
Ailemi bir devrim mevzisi haline getirmek için tüm çabamı gösterdim. Önümde engel olmaktan çıkardım. Beni hiçbir zaman devrimden uzaklaştıramayacaklarını pratiğimle kanıtladım. Kabul edilmesi gereken yönlerini kabul ettim reddedilmesi gereken yanlarını reddettim. Bugün olumlu bir çizgide olduklarına inanıyorum.
Başkanım
Bu mektubumda kendimi kısaca anlatmaya çalıştım. Parti yaşamım boyunca yaşadığım hata ve yetmezliklerin özeleştirisini bu eylemimle yeniden verirken, size ve şehitlere olan bağlılığımı yineliyorum. Temsil ettiğiniz yaşam ve felsefenin iyi bir öğrencisi olmaya çalışıyorum. Her zaman “ben size ölün demiyorum, yaşayın, büyük başarın” diyorsunuz. Bugün yaşadığımız koşullarda, bu türden bir eylemin büyük bir yaşam, en büyük başarı olacağına inanıyorum. Kolay bir ölümü seçme yerine, böylesine bir eylemle düşmana zindan cephesinden güçlü bir darbe vuracağımı biliyorum. Bağlılığım ve inancım beni bu eyleme yöneltiyor. 14 Temmuz direnişçileri, Zîlan heval, Sema, Fikri ve Halit Oral hevaller bunu emrediyor. Eylemimle onların iyi bir takipçisi olduğumu göstermek ve onlara bağlılığımı haykırmak istiyorum. Onlar, zindan duvarlarını aşarak Önderlik’le buluştular. Ben de Önderlik çizgisi ve şehitler gerçeğiyle buluşarak düşmanın imha saldırılarına cevap vereceğim. Cevabım, sömürgeciliğe olduğu kadar ihanetedir de. Eylemimle ihanet gerçeğine gerekli karşılığı da veriyorum.
Kahrolsun sömürgecilik!
Kahrolsun her türden ihanet ve çetecilik!
Yaşasın Başkan Apo!
Devrimci selam ve saygılarımla
Bager (Bülent Bayram)

 

Ateşle kutsanmaya ve arınmaya giderken canımdan çok sevdiğim Başkan Apo’ya bağlılık mektubum

 

Başkanım
Sırlarla dolu bir yaşamın sahibisiniz. Anlamak için uğraşanlar hep eksik kalıyorlar. Tam “anladım” diyen birisi bir bakıyor ki daha öğreneceği çok şey var. Çünkü ulaşılması güç bir zirve, her anı hayranlıklar uyandıran bir yaşam, düşmanları kadar dostları da şaşırtmayı, onları sürprizlerle yaşatmasını seven bir mücadele tarzı. Zorlukları aşmada ve sıfırdan yaratmada inanılmaz bir ustalık ve daha birçok çarpıcı özellikler, sırlar…
Ben de bu “sırlar” üzerinde çok yoğunlaştım. Tanımaya çalıştım. Ulaşabildim mi? Hayır! Ama doğru bir bağlanma ve ulaşabilme çabam her zaman oldu. Önderliğin son çözümlemelerinde sıkça dile getirdiği “Gılgamış’ı temsil ediyorsa, Enkidu gücünde savaşan kim, var mı böyle bir arkadaş?” diye soruyor. Bu soru yakıcı bir gerçeğin ürünü, bunu anlıyorum. Her türlü gerilikten ve yanılgıdan uzak, bireysel çıkarlarını düşünmeyen, tüm yaşamını Önderliğe ve çizgiye adayan, onu savaşta en iyi temsil eden, “Enkidu” olma yolundadır. Ben de önderliğin bu arayışına cevap olmaya çalışacağım. Bugüne kadar başaramadıysam, Önderlik gerçeğini yeterince anlayamadığım içindir. Ama bugün Önderliğe daha çok yaklaştığıma inanıyorum. Geçmişte kaybettiğimi, bu eylemle yeniden kazanacağım. Son günlerimi büyük bir huzur içinde geçiriyorum. Yörüngesine girmeye çalıştığım merkezin beni kabul ettiğini, edeceğini bilmenin coşkusuyla geçiyor son anlarım. Arkadaşlığın, öğrenci olabilmenin gereklerini yerine getirmek kadar ne mutlu edebilir insanı?
Başkanım
Önderliğe yönelik saldırı kampanyasının yoğunlaştığı son günlerde düşmana olan öfkem daha da arttı. Bu öfkemi, bulunduğum zindanda düşmana karşı nasıl harekete geçiririm düşüncesi içerisinde kıvrandım durdum. Sonuçta en büyük karşılığın bu eylemle verileceğine karar vererek hazırlıklarıma başladım. Inanıyorum ki, görkemli bir eylem olacak. Eğer bu süreçte dışarıda olsaydım yapacağım yine aynı şey olacaktı. Üzerime bağlayacağım bombalarla düşmana yönelecektim. Ama bu koşullarda yapacağım eylemin de, düşmana aynı türden bir cevap olduğunu biliyorum. Parti Önderliği’ne yönelik her düşman saldırısına binlerce insanın benim gibi karşılık vereceğini herkes bilmelidir. Kendi canımızı, uğrunuza feda etmekten çekinmeyeceğimizi Zilan, Sema, Fikri, Halit ve daha binlerce şehidimiz kanıtlamıştır. Kaybedecek fazla bir şeyimiz olmadığını, ama kazanacağımız bir dünyanın varolduğunu tüm insanlık bilmelidir. Ve kazanacağımız o dünya için canımızı vereceğimizden de hiç kimsenin kaygısı olmamalıdır. Bu binlerce şehidimizin ölümsüzlük eylemlerinde kanıtlanmıştır.
Başkanım
Sizi görmeyi çok istedim. Dışarıda bunun için çok çaba sarf ettim. Ama olmadı, koşullar elvermedi. Bunun üzüntüsünü her ne kadar yaşasam da, ruhumda ve düşüncemde Önderlik’le buluştuğum inancı içerisindeyim. Kendimi Önderliğe çok yakın hissediyorum. Önderliği gören, kutsal eğitiminden geçen arkadaşlar adına seviniyorum. Önderliği görüp de anlamayanlara, Önderliği takip edemeyenlere de hem üzülüyor, hem de kızıyorum. Onları Önderlik’le buluşmaya davet ediyorum. Tek kurtuluş ve özgürleşme yolunun Önderlik felsefesini, yaşamını anlamaktan geçtiğinin bilincinde olmak gerekiyor.
Önderliğe yönelik saldırıların cephesi ne kadar çok olursa olsun ve yine ne kadar büyük güce sahip olurlarsa olsunlar bu bizleri yıldırmıyor, hepsinin boşa çıkarılacağını Önderlik kanıtlamıştır. Bu konuda Önderliğin izinde olduğunu söyleyen herkese de büyük işler düştüğünü biliyorum. Sorun bunu gerçekleştirmektir. Işte yapılamayan da budur. Önderlik tek bırakılıyor. Tüm insanlarımızın bulundukları her alanı bir savaş mevzisine dönüştürmeleri gerekiyor. Yetmiş yıllık egemen karakterin halkımız üzerindeki barbarlıkları biliniyor. Binlerce insanı katletmekten çekinmeyen bu azgın karakter, eğer hala yaşıyor ve ayakta olduğunu iddia ediyorsa, bu onun güçlülüğünden değil, halkımızın zayıf yanlarından ötürüdür. Birlik ve kazanma ruhuna kavuşan bir halkın önünde hiçbir güç dayanamaz. Eğer bugün Önderliğimizi korumamız ve O’nun etrafında kenetlenmemiz gerçekleşirse, düşmanın tüm heveslerinin kursağında bırakabiliriz. Bu yaşama veya yok olma gerçeğini ifade ediyor. Yaşamamız ve kazanmamız ancak düşmana karşı Önderlik etrafında kenetlenmekten geçiyor.
Gerçekleştireceğim eylemle hem düşman saldırılarına cevap vereceğim, hem de ulusal birliğin inşasında bir katkı sağlamaya çalışacağım. Eğer ulusal birlik bir bina ise, ben de bu binanın duvarlarına bir taş ekliyorum. Halkımızı da bu binanın inşasında görev almaya çağırıyorum.
Komutan Zilan hevalin dediği gibi, “keşke canımdan başka verebileceğimiz bir şey olsaydı.” Bugün ancak ateşleyeceğim bedenim var. Bedenimin bir çağrı, bir mesaj, bir çığlık olacağı inancıyla Başkan Apo’ya bağlılığımı ispatlayacağım. Kendimden önceki tüm komutanlarımın yaptığı gibi Önderlikle buluşarak düşmana bu cepheden darbemi vuracağım. Düşmana karşı kinimi, öfkemi ancak bu şekilde kusabilirim.
Son olarak Önderlik’ten tek bir isteğim vardır. Kendisini koruması ve güvenliğini sağlamasıdır. Bu savaşta zaferin Başkan Apo’nun varlığıyla sağlanabileceğine herkes gibi ben de tüm kalbimle inanıyorum. Bugüne kadar Başkan Apo için özgür bir parça vatan toprağı yaratamadığımız için çok üzgünüm. Bu saflarda savaşan bir birey olarak benim de bu durumdan sorumlu olduğumu, payımın olduğunu belirtmek istiyorum.
Başkan Apo’ya sonsuza dek sağlıklı ve gönlünce bir yaşam diliyorum.
Kahrolsun faşist TC devleti!
Yaşasın PKK-ERNK-ARGK!
Yaşasın Başkan Apo!
Devrimci selam ve saygılarımla
Bager (Bülent Bayram)