Peygamberlik kültürü Hz İbrahim

Sonuç olarak peygamberlik kültürü ve kurucu atası sayılan Hz. İbrahim geleneği çağdaş yorum ve uygulamaları gerektirmekte ve önemli kılmaktadır. Urfa ve yöresinin insanlık tarihi içindeki yeri ve gelişim doğru ortaya kondukça günümüzü de daha aydınlıklı değerlendirme imkan doğmaktadır. Tarih doğru çözümlenmedikçe geleceğe ilişkin anlamlı perspektifler çizmek mümkün olmamaktadır.
Bölgede halen çok değer verilen kutsallık kültürü ve bunun bir parçası olarak peygamberlik ve İbrahimî gelenekler kaynağı tarihte ilk defa gerçekleşen tarım devrimine kadar geriye gitmektedir. Bölgede bu dönemin derin izleri bulunmakta ve yaşanmaktadır. Kutsallık bu gerçekliğin zihniyet ve ruhsal dünyaya yansımasıdır. Özünde bitki ve hayvan yetiştiriciliğinin, böylece ilk defa zengin gıda kaynağına kavuşmanın duygu ve düşüncelerini ifade etmektedir. Bu temelde bir mitoloji ve dinsel düşünceye, ahlaki davranışa yol açmaktadır. Artı-ürünün üzerine kurulan ilk sınıflı toplum olan Sümer hakimiyeti kolonicilik biçiminde gelişince bölge halkına tepkisi; tarihe derin izler bırakan peygamberlik tarzı bir direniş ve kurumlaşmayla bir cevabı geliştirmektedir. Daha sonraki gelişmeler bu tarihsel diyalektikle yürüyecektir. Sümerlerle başlayan ve günümüzde de devam eden kolonileştirme yaklaşımları kutsallık kültürüyle özünde çelişmektedir.
Birisi emeğe, alınterine, derin, anlamlı insanlık dayanışması ve kardeşliğine dayanırken, diğeri el koymaya, egemenliğe, baskıya dayanmaktadır. Tarih en derin gelişim yataklarından birini bu çelişkiden yola çıkarak çizmeye çalışmıştır. Günümüzde tam bir tıkanma ve çözümsüzlükle sonuçlanmıştır. Yaşam adına kıvranılmaktadır. Büyük bir zihinsel ve ruhsal gerilik, yozlaşma ve deformasyon yaşanmaktadır. Bu gerçeklik yeniden doğuşu, rönasansı zorunlu kılmaktadır. Çağdaş demokratik uygarlık bölgeye yansımış olmaktan uzaktır. Dıştan gelen etkiler özellikle GAP'la birlikte Sümer koloniciliğinin çağdaş bir tekrarlanmasından başka bir anlam ifade etmemektedir. Kendi aralarında yoğun bir çatışmayı yaşayan aynı semitik kökene dayalı Arap ve İsrail sermayesi tarihte olduğu gibi bölgeyi yeniden fethetmeye çalışmaktadır. Güçlü işbirlikçiler yoluyla adım adım ilerlemektedirler.

Bölgenin askeri ve siyasi egemen gücü olarak Türk burjuvazisi henüz ekonomik tekelini istediği gibi kuramamıştır. Geniş bir dış müttefikler ağıyla bu ekonomik sistemi geliştirmeye çalıştırmaktadır.

Çağdaş İbrahimî hareketiyiz

PKK Lideri Öcalan, Urfa PKK Davası savunmasında kendilerini "çağdaş İbrahimî hareketi" olarak tanımlıyor ve tarih, kültür ve din tartışması yapıyor.

 Dicle-Firat Havzasinda Tarih,Kutsallik ve Lanetin Simgesi

 Tarih başlangıcında gizlidir

 Bereketli topraklar kutsald·r

 Tanrılar göğe çıkarıldı

 Kutsallılık ve lanetlilik

 Urfa ideolojik bir merkezdir

 Urfa kutsallıkta direniyor

 PKK'nin Urfa çıkışı tarihtir

 Ayrılıkçılık ve şiddet yok

 Bölgede aydınlanma gerçekleşmeli 

ll. BÖLÜM

 HZ. Ibrahim direniş kültürüdür

 Kutsallığı tekrar yaşamalı

 Çözüm projeleri üretilmeli

 Peygamberlik kültürü Hz Ibrahim

Bölgenin 15.000 yıllık emektar halkı olan Kürtler, tümüyle devre dışı bırakılmaktadır. Halbuki temel etnik, sosyal, kültürel ve ekonomik güçtürler. Onlara rağmen çağdaş bir sömürgeciliğin bile yürütülemeyeceği çok iyi bilinmelidir. Mevcut büyük bilinç geriliği, çarpıklığı ve örgütsüzlük kimseyi yanıltmamalıdır. Yine sahte dincilik ve tarikatlaşmalar hızla çözülmek durumunda olup sömürgen cephenin uzun süre dayanabileceği kurumlar olmaktan uzaktır. Kürt ve Türk halkının bölgede yaklaşık bin yıllık bir iç içeliği de diğer bir gerçektir. Daha çok gönüllülüğe ve özgür birlikteliğe dayanan bu içiçe yaşam 1920'lerdeki anti-emperyalist ulusal kurtuluş hamlesinde önemli bir katkıda bulunmuştur. Ortadoğu'nun ilk ve derin devrimci adımlarından biri olarak Cumhuriyet ilanı ve kurumlaşması isyanlar ve feodal kurumlara dayanma nedeniyle beklenen demokratik dönüşüme işlerlik kazandırma gücünü gösterememiştir. Buna verilen tepki PKK olgusu olmuştur. Acılı bir sürecin yaşanmasına yol açan bu süreç bir ayrılık değil, özgür ve çağdaş bir birliktelik peşindedir.

PKK davasından çıkarılması gereken en önemli ders; şiddet ve ayrılığı körükleyen davranışlardan karşılıklı olarak uzak durmak ve gerçekten kardeşçe bir birlikteliğe imkan veren yaklaşımları hızla gündemleştirmektir. Bunun yolu barışçıl ortama yüksek değer biçmek, halkların kültürel varlığına özgür ifade imkanı tanımak ve tüm sorunların çözümünde demokratik uygarlık kriterlerini esas almaktır.
Bu yaklaşımın Cumhuriyetçiliğin gerçek bir laik ve demokratik yapısının gereği olduğu da açıktır. PKK başta olmak üzere tüm Kürt ve Türk halkından bilinçli öğelerine düşen görev: laik ve demokratik bir cumhuriyet için en kapsamlı bir sivil toplum projesine dayalı olarak çözümleyici bir seçeneği var gücüyle oluşturup hayata geçirmektir. En doğru çözüm yolunun bu olduğuna inanmak kadar bunun dışına taşan yol ve yöntemlerin ayrılığı, şiddeti, inkarı ve acıları daha da geliştirmekten ve içinden çıkılamaz durumlara yol açmaktan öteye sonuç vermeyeceğini de bilmek gerekir. Herşey doğru çözüm yolunda, geçmişin acılarının özgür bilince ve güce dönüştürülerek, umut dolu bir geleceğin yaratılması uğruna; büyük bir demokratik seferberlik ve barış hareketinin oluşturulmasına ve başarılmasına bağlı olmaktadır.

O halde bölgenin temel sorunu ve çözüm yolunun bu özlü tanımlama çerçevesinde çağdaş bir Hz.İbrahim yorumu, açıklaması ne anlama gelmektedir?

1- Herşeyden önce tek tanrılı dinlerin özüne uygun olarak derinden bir sorgulanmasını gerektirmektedir. İbrahimî dinler gerçekliğe daha yakınlaşma ve özgürleşmek içindir. Yoksa tüm egemen ve sömürücü sınıfların çıkarlarını örten bir ideolojik kimliğe bürünmek İbrahimî dinler anlamına gelmemektedir. Bu temelde camide, kilisede ve havrada ibadet etmek Hz. Muhammed, İsa ve Musa'ya özde bağlı olmak anlamına da gelmemektedir. Bu peygamberler kendi dönemlerinin en gelişmiş akli yorumu ve ahlaki davranışı zirveleştiren kişiliklerdir. Gerçekten saygılı ve bağlı olmak; çağımızın en gelişmiş akıl gücüne ve özgür ahlakına değer vermek, esas almak ve gerekeni yapmak anlamına gelmektedir.

2- Bunun için gerçek ibadet; kutsal mekanlarda binlerce yıldır tekrarlanan ve anlamını yitiren hareketleri tekrarlamak değil, bilimselliğe, özgürlüğe ve sanata alabildiğine değer vermek ve yaşamı hem toplumsal hem bireysel düzlemde bu gerçeklere bağlı olarak düzenlemekten geçmektedir. En büyük ibadet bilimi, özgürlüğü ve sanatı bireysel ve toplumsal yaşamın her boyutuna egemen kılmaktan geçmektedir.

3- Artık imanın şartları namaz, oruç, kurban, zekat ve kelime-i şahadet gibi klasik ölçülerden çok, bilimde diyalektik felsefeye, ahlakta özgürlük bilincine ve davranışına, sanatta ise güzellik anlayışına ulaşmaya ve gereklerini gönülden yerine getirmeye bağlı olmaktadır. Camide, kilisede ve havrada artık bunun yolunu öğretmek ve önderlik etmek gerçek bir ibadet olmaktadır. İbrahimî ibadetin özü tüm çağlarda bu gerçekleri esas almaya dayanmaktadır. Onu anlamsız hareket ve davranışlara boğmak özüne ters düşmek anlamına gelmektedir.
4- Daha somut ve pratik görevler alanında demokratik uygarlık kriterlerini derinden öğrenmeye ve gereklerini hayata geçirmek için tüm gücünü inançla, ustalıkla kullanmaya çalışmaktır. Artık sabah, akşam bir besmele ve kelime-i şahadet olarak bu yönlü herkese düşen görevleri yerine getirmenin imanın en temel şartı olduğunu söylemek ve yapmak gerçek bir İbrahimî dine bağlı olmak anlamına gelmektedir. İbrahimî dinler; hiçbir zaman anlamını bilmeden ve güncel yaşamla en ileri düzeyde ilişki kurmayı ve kurumlaşmayı başarmadan imanlı ve ibadetli olunacağını kabul etmemektedir. Güncelin, çağın en derin bilimsel düşünce ve felsefesini öğrenmek, özgür davranışı en kutsal âmel bellemek, sanatla yaşamın en güzel ifadelerine ulaşmak gerçek İbrahimî dinden olmak demektir.
5- Bunun için âmel, pratik sahibi olmak ancak herkesin en azından 3-5 sivil toplum ve çevreyi, tarihi kurtarma projesinde yer almasıyla mümkündür. Barış örgütlenmesinden insan haklarına; demokratik partileşmeden, kitle toplantı ve gösterilerine; özgür kadın birliklerinden gençlik, çocuk ve ihtiyar birliklerine; basın-yayın organlarından ekonomik, ticari, mali birliklere; spordan, sanat kuruluşlarına; ilkokuldan, akademik eğitime; çevreden, tarihi kültürü koruma vakıflarına, bilimden tekniğe kadar her alanda herkesin ve grubun gücüne göre en azından 3-5 kurum içinde hareket etmesi gerçekten âmel sahibi olunduğu anlamına gelecektir. Bunların dışında kalmak âmelsiz dolayısıyla ibadetsiz ve imansız olarak yaşamak ve ölmek anlamına gelecektir.
6- Haram ve helalla yaşamın anlamı değişmiştir. Kendi tarihsel gerçekleriyle çağın bilincinde olmak, dilinin ve kültürünün özgür ifadesine sahip olmak, emeğinin karşılığını sağlamak, bunu sağlayan toplumsal ve siyasal düzeni esas almak, imanlı, helalli ve kutsalı olan bir yaşamın sahibi olmayı mümkün kılar. Bu değerlerin dışında yaşamak, yani tarih ve çağ bilincinden yoksunluk, dil ve kültürel varlığını özgürce yaşayamamak, emeğin karşılığını sağlayamamak bu hususları mümkün kılacak sosyal ve siyasal düzeni esas almamak imansız, haramca ve lanetlenmiş bir yaşam içinde mahkum olmak demektir. Gerçek peygamberlik ve İbrahimî gelenek ancak bu çerçevede haramı ve helalı tanımlar, gereklerini yerine getirir. Yoksa hiç anlamını ve hangi çağ için geçerli olduğunu bilmeden başka bir dilden dua ezberlemek, ibadet etmek dinin özüne aykırılıktır. Kuklacılıkla vicdan sahibi olmayı karıştırmaktır. Küfürlü bir yaşamın batağında yüzmektir.
7- Urfa ve yöresinin sahip çıkılacak gerçek kimliği, bu ana çerçevede ve üç büyük dinin de kutsallığında ifadesini bulmuş yaratıcı emeğe, onurlu ve özgür yaşama, onun güzellik ve barışına, hakikat ve adalet ölçülerine akıl ve vicdanla birlikte yaşamak anlamına gelir. Kelime-i şahadet, namaz, oruç, kurban, her tür hayır işleri ancak bu tanımın gereklerine göre hareket edilirse imanlı olmayı mümkün kılar. Peygamberlerin yolunda olunduğunu kanıtlar. Gerçek cihat bu yolda büyük uğraş vermekle anlam kazanır. Din adına girişilecek ister resmi, ister gayri resmi tarikatlardaki faaliyetler cehaletten başka bir anlama gelmez. Çağdaş Nemrutlar ve onların her düzeydeki putlarına secde etmekten öteye bir anlam taşımaz, sadece Allahla Nemrut kelimesi yer değiştirmiştir. Mevcut biçimiyle Allah adına tapılan değerler çağlarına göre tam bir Nemrutluğu ifade etmektedir. En büyük cehalet günümüzde Nemrut gerçekliğine ilahi düzen değeri vermektir. Sümer rahiplerinden daha gerici ve zalimlerle sömürücülerin hizmetinde olan ama sözde çok dua, sure ezberleyen, hadisten bahseden, diğer ibadetleri yapan dini zihniyet ve uygulamaları, ancak Nemrutun ve ebu cehillerin taifesinden olmayla özdeşleştirilebilir. Yüzlerce yıldır yürütülen bu cehaletin putlarını belirlenen çerçevede yani demokratik uygarlık ölçütlerinde ve emeğin özgürlüğün tarihine uygun bir biçimde bilinçle ve meşru savunma eylemliliğiyle parçalamak gerçek bir İbrahimi kutsallığa bağlı olmak anlamına gelmektedir. Çağdaş Nemrutçuluk ve putları bu anlayışla değerlendirilip gerekleri yerine getirildiğinde ancak o zaman tüm peygamberlerin ve kutsal kişiliklerin yolunda yürüdüğünden bahsedilebilinir ve gerçek bir iman ve ahlak sahibi olunur.

Hem PKK, hem Urfa'daki yaşamın önde gelen bir sorumlusu olarak tarihe karşı özeleştirimi ve çağa karşı savunmamı bu temelde doğru yaptığım inancındayım. Ülkemizde ve bölgede insanlık için yararlı ve gerekli gördüğüm yolu aydınlattığıma, bundan sonra yaşamın daha affedici ve özgür gelişeceğine, emeğin hakkı olan değeri bulacağına tarihin bu konuda gerçek tanık olacağına dair umudumu dile getiriyor, herkesi üzerine düşeni yapmaya çağırıyor, saygılarımı sunuyorum.

10.07.2001 / İmralı

Abdullah ÖCALAN