|
||||
|
|
|||
| Daha
çokta Sümer-Babil-Asur köleliğine karşı halkın bilge
kişilikleri anlamını da taşımaktadırlar. Dönemine
göre sınıf mücadelesi yürütmektedirler. Bağlı oldukları
etnik kabilelerin özgürlüğünü temsil etmektedirler. Tarihi aşamalardan
bahsedilebilinir. Hz.İbrahim; geleneğin en büyük atası olmakla
sürecin belirginleştiği ve etkili olmaya başladığı
aşamayı göstermektedir. Direnişin etkili ve başarılı
olduğunu ifade etmektedir. İnsanlığın belleğinde bu kadar yer tutması insan onuruna kazandırdığı öneminden, katkısından ötürüdür. Daha önceleri ancak tanrı-krallar ve mutlak köleleşmiş bir insanlık anlayışı geçerlidir. Bu zihniyeti ve tutsaklığı kırmak dönemin en büyük devrimsel adımıdır. Put kırılması aslında tarihte eşi görülmemiş bir köleci sisteme ilk defa etkili ve başarılı bir darbenin vurulması ve süreklileştirilmesi, demektir. Peygamberlik bu sürecin geleneği veya kurumsal ifadesi olmaktadır. Daha sonraki adımlar tek tanrılı dini yücelleştirimeye, niteliklerini geliştirmeye, yerelleştirmeye yönelik olacaktır. Her kültürde yaşanan bir süreç İbrahimî gelenekte de yaşanmaktadır. İbrahim'in Kenan ellerine, şimdiki İsrail ve Filistin'e gitmesi hem artan baskılar, hem önemi gittikçe artan ticaret nedeniyledir. M.Ö 1700'lerde yaşadığı sanılan bu süreçle peygamberlik Arabistan'a yayılmaktadır. Bir çok Aryen kökenli Horrit ve Semitik kökenli Amorit kabile benzer hareketlilik içindedir. Mısır'la Sümer uygarlık merkezleri arasında ticaret yapmakta, fırsat bulduklarında küçük beylikler oluşturmaktadırlar. Bu durum yerel önderlere ve ideolojiye ihtiyaç göstermektedir. En genel ihtiyaç temini "El"le ifade edilen ve tek tanrılı din olmaya doğru giden yeni ideolojik kimlik ile giderilmektedir. Hz. İbrahim'in önderilik ettiği kabileler 400 yıla yakın bir süreç içinde Mısır'a kadar gitmekte, yoksul İbranili (İbrani kelimesi Apiru: Çölün tozlu adamı anlamından doğmaktadır. Kirli, tozlu adamlar demek oluyor Mısır dilinde) işçiler olarak yerleşmeye çalışmaktadırlar. Artan sıkıntıları ve bir isyana yardımcı olmaları nedeniyle Hz. Musa önderliğinde M.Ö 1300'lerin sonlarında tarihi Mısır çıkışını gerçekleştirmektedirler. 40 yıl sürdüğü tahmin edilen bu çıkış bugünkü İsrail'e yerleşimle sonuçlanmaktadır. Yerel kabilelerle bugünkü gibi şiddetli bir çatışma içinde bu yerleşim gerçekleşmektedir. Musa tektanrılı din geleneğini önemli ve meşhur olan 10 Emirle yeni bir aşamaya getirmektedir. Davut ve Süleyman M.Ö1000'lerde ilk defa bu geleneği bir krallığa kavuşturmaktadır. Hz. Musa; tek tanrılı dini ilk defa millileştirmeyi de başaran kişi, peygamber rolündedir. Yahudi kavimini bu dini gelenek temelinde birleştirmektedir. Kabilelerin dağınık ve merkezileşmeye kolay kolay gelmeyen yapılarını yeniden yüceltilen en büyük "El" olan "Yehuda" tanrısıyla korkutup hizaya getirmektedir. Bu eylem de tarihte büyük sonuçlar yaratacaktır. Özelikle Kudüs etrafında Urfa'dan sonra ikinci bir peygamberlik merkezi geliştirilecektir. Kendisi de kutsallık anlamına gelen Kudüs kenti özünü Urfa kültüründen almaktadır. Ama dönüşümü yaşayarak yerelleşme başarısını göstermektedir. İlk krallığın oluşması ezen-ezilen ayrımını beraberinde getirmektedir. Bir kesim Yahudi zenginleşip resmi kahinliğe ulaşırken, yoksul kesim dıştalanmakta ve sürekli muhalif tarikatları oluşturmaya zorlanmaktadır. Hz. İsa bu süreçte yoksulları temsil eden Esseni tarikatından etkilenmekte ve Hz. Yahya'nın kutsamasıyla bilinen hamlesini gerçekleştirmektedir. Milad, doğuş anlamına gelen bu süreç aslında tek tanrılı dinler tarihinde kabile ve kavim aşamasından evrensel aşamaya sıçrayışı ifade etmektedir. Hz. İsa dinler tarihinde ilk defa kabile, kavim ve sınıf ayırımı yapmadan üçlü tanrı anlayışıyla yeni bir dönemi müjdelemektedir. Daha çok ezilen yoksul kesimlerde yankı bulmaktadır. Grek felsefesiyle, Roma siyasal birliği gerekli maddi ve düşünsel ortamı çoktan yaratmışlardı. Objektif olarak Hz. İsa sembol kılınarak yeni din olarak Hıristiyanlık bu üç kaynaktan beslenip büyük gelişme sağlayacaktır. Bu denli etkili olunması bu elverişli koşullardan ileri gelmektedir. Dünya tarihini en çok etkileyen bir hamle olmaktadır. İnsanlığın vicdanının oluşmasında İsa'nın yeri büyüktür. Çarmıha gerilmeden önce Urfa'ya çağrıldığı bilinmektedir. Fakat o resmi Yahudi kahinlerinin sahteliklerini açığa çıkarmak için bile bile Kudüs'e yürüyecektir. Bu yürüyüş olmasıydı tarihin seyrinin bambaşka olacağı rahatlıkla söylenebilir. İsa dininin temel özü vicdanla ilgilidir. Ezilen ve acı içinde olan insanlığı unutmamayı, onları bir araya getirmeyi, özgürlüğe kavuşturmayı amaçlamaktadır. M.S 400. yıllarda Bizansın resmi inancı, dini haline geldikten sonra bu yönü tersine bir anlam kazanacaktır. Ezilenleri devlete bağlı kılmaya hizmet edecektir. İlericiliği giderek daha uzak köşelere kayarken, uygarlık devlet merkezlerinde gericiliğe düşecektir. Urfa kaynaklı İbrahim geleneğinin üçüncü büyük yerelleşme, dönüşüm adımı Arabistan'ın daha iç kesimlerinde Mekke ve civarında atılacaktır. Hz. Muhammed'in attığı bu adım, tek tanrılı geleneğin ilk iki biçiminin; Yahudilik ve Hristiyanlığın sıkı bir reformdan geçirilmesiyle gerçekleştirilecektir. Kutsallığın üçüncü sahası Mekke ve civarında oluşmaktadır. Daha önceleri Mekke ve tapınağı olan kâbe 360 puta merkezlik etmektedir. Tek tanrılı dinle pek alakaları yoktur. Çok ilkel, totemcilikle karışık bir dini yaşam söz konusudur. Hz. Muhammed'le üçüncü merkez ve yeni bir tarihi dönemi başlayacaktır. Hz. Muhammed geri kalan tüm Semitik kökenli Arap kabilelerini geliştirdiği tek ve şirk kabul etmez, Allah kavramı etrafında birleştirmeyi esas almaktadır. Artan ticaret ve çevredeki güçlü Bizans, Sasani ve Habeşistan İmparatorlukları Arap kabilelerinin birliğini ve güçlenmesini zorunlu kılmaktadır. Yeni ideolojik kimlik olarak İslamiyet bu ihtiyacın ürünüdür. Allah kavramı; kabile yaşamının dağınık ve merkezileşmeye zıt özelliklerini aşmak, merkezi güce ve etkinliğe ulaşmak için özenle ve derinliğine geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Hz. Muhammed'in büyük ustalığı veya peygamberliği bu ihtiyacı görmesinde ve gidermesinde yatmaktadır. O kadar derin ve hamlecidir ki feodal çağın en büyük devrimini tarihte eşi görülmemiş bir hızla gerçekleştirilmesine yol açmaktadır. Böylelikle ortaçağ uygarlığına en büyük atılımı yaptırmaktadır. Hz. Muhammed'in kendisi peygamberlik çağının sona erdiğini ilan etmekle akıl çağının güç kazandığını, insanlığın olgunlaştığını haber vermektedir. Peygamberlik daha çok kurtuluşu ilahi güçten, dinden bekleyen aşamanın önder kişiliklerini ifade etmektedir. Felsefenin ve bilimin gelişmesi ilahiyatın önemini ikinci plana düşürmektedir. Dinsel düşünce tarzı daha çok kölelik çağıyla feodal çağın düşünce biçimidir. Felsefenin ortaya çıkması tarihen dönemin aşıldığını kanıtlamaktadır. Hz. Muhammed dinin akli yorumuna en çok dikkat eden peygamberdir. Bu yönüyle dinin zayıf taraflarını iyi bilmektedir. Artık vahiyle insanların tatmin edilemeyeceğini kendi pratiğinin zorluklarından çıkarmaktadır. Bu pratiğiyle dinsel düşüncenin son zirvesidir. Ondan sonra düşüş ve akıl çağıdır. Ne yazık ki İslam bilginleri bu gerçeği tespit edememişlerdir. Kendisi en büyük din reformcusu olan Hz. Muhammed'in dinindeki reformcu karakteri tesbit edip sürekli kılamamışlardır. Tersine en büyük tutuculuğa İslam dininde yol açmışlardır. Bu yönüyle daha Hz. Muhammed'in vefatıyla başlayan tutuculuk bir kaç yüzyıllık süreç içinde Ortadoğu uygarlığında en köklü gerileme dönemine girilmiştir. İnsanlığın 15.000 yıllık yükselen trendi artık başaşağı bir gidişe başlamaktadır. M.S. 800-1200'lerdeki kargaşadan sonra geriye düşüş, bunalım ve çözülme giderek hız kazanacaktır. Uygarlığın yükselen trendi Avrupa kıtasında ve deneysel bilimle yeni bir başlangıç yapacaktır. |
||||