Demokratik Birlik Çözümü İçin Tezler :

1-      Çözüm; ülke bütünlüğünün, ortak vatan gerçeğini daha da güçlendirecektir.

Bu konuda Başsavcılık iddianamesinde Kürdistan’a dayalı bir devlet kurulmak istendiğini, program ve konuşmalarımdan alıntılara dayanılarak belirtmektedir. Doğrudur, ama her ilke ve program yaşamda denendikten sonra, ve bizzat savaş boyutunda bir mücadeleden geçtikten sonra, uygulama değeri daha iyi anlaşılır. Dünyanın, benzer iddialarla ortaya çıkan birçok gücü, sonuçta pratik yolun farklı olduğunu görmüş ve değişmişlerdir. Zorla kurulan birlikler dağıldığı gibi, yapay anlamlı temeli olmayan ayrı üniteler , birimler de birleşmekten kaçınamamışlardır. Kocaman Sovyet sistemi çözülürken yetmiş yıl sonra başta Avrupa Birliği olmak üzere, dünya çapında birçok birlik kurulmaktadır. Şunu demek istiyorum; ayrılık istemekle, hatta ayrılığı gerçekleştirmekle arzulanan hedefe ulaşılmaz. Birlik yararlıysa en son bunun hükmü geçerlidir. 

Türkiye’yi Misak-ı Milli olarak başta ortak bir vatan olarak kabul, hem Kürtler hem Türkler için bir ulusal yemin olarak kabul edilir. Tamamı uygulanmasa da mevcut sınırlar yeminli vatan parçasıdır. Belgelidir. İnkara gelmez. Bunun için de Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı coğrafya, bizzat Büyük Selçuklu Sultanı Sancar’ dan başlayarak çok sayıda Osmanlı sultanı ve en son M .K. Atatürk bizzat dile getirmişlerdir. Kürdistan kelimesi suç olamaz. Onda özgür ve bağımsız yaşamak istemiyle, parçalamak anlamına gelmez. İddianamenin son bölümü böyle bir alıntı ile bitiyor. Bana göre de can alıcı bir noktadır. Benim pratiğim yakınen incelenirse şu çok açık görülecektir; ve kitap dolusu belgelerle kanıtlanacaktır. En iyi,  anlamlı ve mümkün olan özgürlük ve bağımsızlık bu yer Kürdistan da olsa ancak Türkiye’nin genel Misak-ı Milli sınırları içinde mümkündür. Bilimsel olarak da kanıtlamak zor değildir. Ayrılmış bir Kürdistan bitmiş, veya bir gücün kuklası, işbirlikçilerinin malikanesi olmaktan öteye gidemeyecek bir Kürdistan’dır. Ayrılmış bir Kürdistan  halkın değil, yabancı ve işbirlikçilerinin olabilir ki bu da ,ağırlıklı olarak hayalidir, ancak çıkar güçlerinin oyunu olarak sık sık tekrarlanır. Tarih bu tür oyunların isyanlarda nasıl oynandığını , asıl felaketlerin halkın yaşadığını çok iyi ortaya koymaktadır. Kendi isyanımızda da bunu gördük. Şunu demek istiyorum; mücadelemin kendisi Türkiye ile ancak birlikte amaca ulaşılacağıdır. Tüm gücümle bunu örgüte, PKK’ye de mal etmekten çekinmedim. Bunu görmek hiç zor değildir. Özgür birliktelik her arkadaşımızın en çok bellediği bir sözdür.

PKK Genel Başkani Abdullah Öcalan'in Asrin Davasi'na Sunduğu Savunma

GİRİŞ

Demokratik Uygarlıga Doğru

20. Yüzyıl Sonunda Zafer Kazanan Demokrasi

Türkiye'nin 2000'li Yıllar Gündemi

Türk-Kürt ilişkilerinde kısa tarih ve bazı temel özellikler

Ulusal Kurtuluş Savaşı Ve Türk- Kürt İlişkilerinde Yeni Aşama

PKK' nin Ortaya Çıkışı ve Kürt Sorununda Yeni Aşama

Cumhuriyet Tarihinde Kürtlerin Rolü , Sorunu ve Çözümü

PKK de Dönüşüm Sorunları

PKK Eylem Yapısı

TBMM Reisi Mustafa Kemal

Kürt Sorunu, Ayrılma Değil, Cumhuriyetle Demokratik Birlik Sorunudur

Ya ayrilik, isyan, buna karsi ya bastirma ve inkar!

Demokratik Birlik Çözümü Türkiye'nin Gelecegidir

Demokratik Birlik Çözümü Için Tezler

Kisisel Durumum

SONUÇ: Demokratik Birlik Cumhuriyetin yeni tarihsel adimidir

Kaldı ki bunun, tarihi, toplumsal, coğrafi ,dil, kültür iç içeliği de gayet iyi gösterir. Ayrı maddeler halinde açacağım için fazla değinmeyeceğim. Kürtlerin en ağırlıklı bölümü, yüzde yetmişlere varan kısmı Türkiye’de olduğu gibi diğer parçalar veya alanlardaki Kürtler ve birlikte yaşadıkları için Türkmenler de Misak-ı Milli gereği Türkiye’den sayılırlar. 192O’ lerde ki bir ayrılık vatanlarını kaybetmek anlamına geleceğini kısa tarih bilgisi olanlar bilirler. Kürt ve Türklerin o dönemde ayrılmaları ya yutulmaları, ya ufak azınlıklar halinde kalmaları demektir. Ortak hareket ve bunda Atatürk’ün kurucu rolü bugünkü vatanın gerçekleşmesinin esas nedenidir. Buna hep minnettarız. Bunu tartışmak bile tarihe saygısızlıktır. Kendini tanımamaktır. Kaldı ki ortak coğrafyalar günümüzün sürükleyici bir akımıdır. Bilimsel- teknik ilerlemeler,  dar etnik  ayrılmayı değil, uluslarüstü birlikleri yararlı kılmaktadır. Doğduğu ana topraklarda özgür ve bağımsızlığının doğru ifadesine böyle ulaştığımız açıktır. Zorla dayatılsa bile ayrılık kabul edilemez. Çünkü, özgür birliktelik zenginliktir, çok renkliliktir, güçlülüktür. Zoraki birliğin protesto ifadesi olarak programda dile getirdiklerimizi doksanlardan sonra yani çözüme doğru özgür birlikteliğe taşımamız doğaldır, hayatın dersidir, dünya çapında yaşanandan sonuç çıkarmadır. Bunu görmemiz, özgür birlikteliği, demokratik birlikteliği, vatanımızın bütünlüğünde yaşayabilmemizin en doğru tarz olduğunda bilinç ve karar gücü haline gelmemiz, en sağlıklı yurtseverlik ve ülkesel bütünlüktür. Bu en son isyanın, Kürtlere ve hatta Türklere, tüm Türkiyelilere kanıtladığı en büyük değer; ancak özgürlükle, bilinçli yurtsever  olunabileceğidir. Kürtler her zamandan daha fazla özgür vatan birliğinden yanadırlar. Özgürlük vatan birliğinin en güçlü harcıdır. Bu isyan bize bunu öğretti. Acıyla, büyük kayıplarla da olsa tarihi bir kazanım olduğuna inanıyorum. Bilinçle savunulacak özgür vatanda artık isyanların yeri olamayacağı gibi, sarsılmaz birlik ve güçlü vatan da ancak böyle mümkündür. Birey ancak kendini özgür hissettiğinde Anayasanın vatandaşlık kavramı değer kazanır. Doğulu birey her zamankinden daha güçlü Anayasal vatandaş olma gücüne ulaşmıştır. Kabul ettiğimiz vatan birlikteliği, yurtseverliği bu  kadar açıktır. Yaşayıp sürekli güçlenecek olan ülke bütünlüğü de böylelikle mümkündür. Bu eylem, bir isyan gibi ayrılık gibi başlasa da, en güçlü vatan birlikteliğinin derslerini öğretmiştir. Özgür vatan birliği, bütünlüğü kutsaldır, tartışılamaz. 

2- Çözüm, demokratik Cumhuriyetin Siyasal Birlik ve Bağımsızlık çerçevesinde olacaktır.

İddianamede cumhuriyeti parçalamaktan da bahsedilse, program ve konuşma ifadelerimde buna benzer kanıtlar ortaya konulsa da tarihin, dünya halklarının ve bizzat mücadelemizin bize öğrettiği ve çoktandır kabul ettiğimiz cumhuriyetin demokratik karakteriyle birlikteliğin en doğru olmak kadar, mümkün pratik çözüm yolu olduğudur.

Tarihi olarak, toplumsal bilinç ortak devlet anlayışıyla yoğunlaştığı gibi, cumhuriyetin ortak kurucu öğe olma durumu, isyanlarda bile köklü bir ayrılıkçılığın yatmadığını, hakim sınıfsal güçlerin çıkarlarıyla yakından bağlantılı olduğu ortaya konulmuştur. Hakim çıkar çevrelerinin güç ve sınıfların dar menfaat yaklaşımları, sorunu sürekli ağırlaşmıştır. Demokratikleşme yerine oligarşik yaklaşımlar sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Demokratikleşmenin günümüzde sancısı da ,bu gerçeklikle oldukça bağlantılıdır. Devletin karakterinde anayasanın da hem bir gerçeği, hem de gerektiğinde anayasal değişikliklerle demokratikleşmeyi gerçekleştirmek esas alınmalıyken ,bundan kaçınılmış, bastırma  yöntemine her tür taviz verilmesine, hatta pay, çıkar, rant,peşinde olma tercih edilmiş, bugüne böyle gelinmiştir. Sonuç ancak cumhuriyetin demokratikleşmesidir. Dünyada benzer en ağır problemler, bile sürekli demokratik değerler kanal ve kurumlar geliştirilerek cevap aranmıştır. 

Türkiye’de devlet yapısında; bu tip kurumlaşmalar ve yön veren anayasal ilkeler olmasına rağmen, uygulama geliştirilmemiştir. Bir dönem için belki anlamı olan yaklaşımlar daha da anlamsızca kullanmak durumunda kalınmıştır.  Asker, ordu bile defalarca bundan daha fazla askeri yöntem, yol kullanılamaz demesine rağmen, gereken siyasi, demokratik yaklaşım geliştirilememiş, devreye sokulamamıştır. Günümüz Türkiye Cumhuriyeti istenilen düzeyde olmazsa da demokratikleşmede epey mesafe aldığı açıktır. Anayasal ifadesi de temel insan hakları, özgürlükleri konusunda kapsamlıdır. Uygulama sorunları daha ağırlıktadır. Kaldı ki, değişim ihtiyacı, kapsamlı ve tüm toplum kesimlerince istenmektedir. Cumhuriyet hem ilkesel, hem toplumsal temelde büyük bir demokratik hareketlenmeyi yaşamaktadır.

Savaş  düzeyinde yaşadığımız sorun şüphesiz hem bu gelişmenin nedeni hem sonucudur. Bu tarihi hareketlenmeyle çözüm aramaktadır. Çözüm tarzlarının ayrı bir siyasi birim  olmasının pek pratik değerinin olamayacağı, ayrı devlet kadar, federasyonlaşmanın bile mevcut gerçeklik içinde  sorunu sürekli ağırlaştıracağı açıktır. Bilimsel olmak kadar, tarihi ve coğrafi, toplumsal özelliklerin aşırı içi içeliği çözümün ideal tarzının dünya genelinde  en büyük devlet olan ABD, Hindistan’dan tutalım İsviçre’ye, küçük ülkelere kadar yapılar  ne kadar çok karmaşık ta olsa, devlet bütünlüğünde  demokratik tarzda  görülmekte, çözülmektedir. Türkiye’nin denemediği, hatta düşünmediği de bu acı gerçekliktir. Türkiye somutunda ideale yakın çözüm olanakları mevcuttur. Yapılacak değişiklik veya gösterilecek tutarlı bir cesaretli siyasi tavır bile, ileri düzeyde  çözüme katkı sağlayabilir.  Kürt öğesinin kurucu üyeliği, anayasal vatandaşlık çözüm için zaten güçlü bir siyasi temeldir. İsyanlardan kalma korku, gerilik ve anlamsız, anayasayla da çelişen yasaklar vardır. Bunların aşılması pek anayasal bir değişiklik istemez. Ama niyet, sıradan konuşma özgürlüğü bile yasak konusu olursa  küçük bir gruptan büyük bir isyana gidilir.

 

Sanıldığından daha fazla  cumhuriyetin tarihsel temeli ve anayasal ifadesi demokratik çözüme uygundur. Engelleyen nedenler psikolojik boyut ve gerilik, çözümde klasik ilkel milliyetçi anlayışla, hakim ulus şoven milliyetçiliğinin inkar tarzıdır. Demokratik gelişme ortamını zehirleyen bu yaklaşımlar aşıldığında, aslında çözümün özünün siyasi de olmadığı dil, kültürel özgürlük boyutlu olduğu görülecektir. Çünkü her tür siyaset ve onun düşünsel ve kurumsal ifadesi, herkes, her toplumsal kesim için vardır, eksiği de olsa demokratiktir.   Kullanmasını bilmek bir eğitim meselesidir. Hem mahalli hem genel siyasi katılımla sorunlara çözüm imkanı özellikle geliştirecek bazı yasalarla –örneğin yerel yönetim yasası- daha da imkan dahilinde ve gündemdedir. Bu açıdan sorun siyasi değil demokratiktir dememizin anlamı bir kez daha açıkça karşımıza çıkıyor.

 

Devlet açısından durum böyle iken, bölge halkının yaşadığı ağır feodal koşullar da demokratik boyutu karşımıza çıkarmaktadır. Etnik aşiretsel yapı, dini siyasi örgütlülük, ağalık kalıntıları demokratikleşmenin önündeki en önemli engellerdir. Demokratik olmayan ve sırtını baştan beri devlete dayandırarak  bu yapıları daha da güçlendiren üst tabaka, halkın özgür birey ve toplum olmasının da, önündeki en büyük engeldir.  Bu yapılar aşılmadıkça özgür birey ve toplum ortaya çıkamaz, dolayısıyla anayasal vatandaşlık ve devlete katılım gerçekleşmez. Demokrasi adına çok lafazanlık eden bu kesimler, demokrasinin önündeki en büyük engeldirler.  Son isyan bu yapıların gücünü oldukça  kırdığından demokratik devrim değerindedir. Özgür birey ve toplumda gelişme vardır. HADEP adı altında halkın yerel yönetim ağırlığında  kendini ortaya koymasını önemli bir demokratik gelişme olarak değerlendirmek mümkündür. Bu kısa anlatım bile, sorunun demokratik çözümünün pratikte en mümkün yol olduğunu kanıtlamaktadır. Sorunun ne ayrı siyasal birimler, bu nedenle siyasi değil derken ve devletin bölge toplumunun demokratik birliğindedir dememiz gerçekçi ve çözümleyecidir.  Devlet, doksanlı yıllardan itibaren bölge halkının kültürel kimliği de dahil, yasaklamalardan kaçma kadar, korkutarak değil, ilgiyle yaklaşımın değerini anlamakla ve GAP başta olmak üzere ekonomik  ve sosyal geriliğin üstüne gitme kararlılığını göstermekle, ileri adımlar atacak konumda olduğunu göstermiştir. Halkta da benzer bir yaklaşım, demokratik birlik çözümünün hem hız kazanacağını hem tek uygulanabilir yol olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Sonuç olarak bu tezin ana iddiası, oynatılamaz bir kara parçası olarak devletle, onu sürekli deniz dalgaları gibi vurmaya çalışan siyasal ayaklanma arasındaki gerginliğin sür gitmesi sorunun özüdür. Bunu çözecek ideal rejim demokrasidir. Türkiye’de soruna denenmeyen, demokratik ölçütlerdir. Uygulandığında  bu devletin duyarlılaşması  ve isyan dalgasının yıkıcılıktan, uygun devlet kurumlarında faydalı bir güce , kamu yararına dönüşmesine yol açacaktır. Demokrasinin, onun yönetim gücünün eşsiz  yaratıcılığı buradadır. Büyük duyarsızlık ve sürekli yıkıcılık hiç kazandırmadığı gibi,  kayıp ettirdikleri tarihseldir.  

Cumhuriyetin duyarlılığındaki gelişmeyle, halkın özgürleşen iradesinin birleşimi artık gündemdedir. Engel tanımaz demokratikleşme, bu çözümünü tarihsel aşamaya layık bir biçimde kesinlikle çözecektir. 

3-Kürt Toplumundaki Dil ve Kültür Özgürlüğü Sorunun Can Alıcı Özünü Teşkil Etmektedir.

 Birinci ve ikinci tezler; sorunun bir vatan ve devlet yaratma olmadığını,vatanda özgür yaşamla devletle demokratik birlik olduğunu, bunun için tarihsel ve siyasal ve anayasal zeminin açık olduğunu iyi niyetli ve cesur yaklaşımlar, asgari demokratik ölçüler içinde kurulduğunda varolduğu sanılan sorunların o kadar da ağır olmadığı, aşılacak cinste olduğunu ortaya koymuştur. 

Bununla birlikte, dil yasağı ve kültürel özgürlüğün önündeki engeller sorunun en özgün yönüdür. Bu özgün yön üzerinde yoğunlaşamama, çok karmaşık bir durum yaratmıştır. Siyasal boyutla kültürel boyutun karışmasına, ve sorunun bir çok yanlış ifade tarzı ve beraberinde uygulamalara, hatta isyanlara yol açabilmiştir. Bu bir talihsizlik olduğu kadar, bilimsel yaklaşamamanın, dogmatik ideolojik yaklaşımının acı sonuçlarıdır.  Bir İsviçre örneğine tekrar baktığımızda,  dört ulusal dil bile resmen kullanılabiliyor. ABD, Hindistan gibi en büyük ülkelerde hatta Rusya’da benzer her dil , kültür özgürlüğü yaşanıyor ve devletler bununla güç kaybetmiyor, tersine kazandırıyorlar. Türkiye’de ise yasakla ve engellemelerle isyancılığa, toplumun yabancılaşmasına yol açıyor. Sağlıklı bir asimilasyona da fırsat vermiyor. Bu tam bir hastalığı geliştirme yöntemidir. Aslında anayasada da  bu konuda bir yasaklama yok. Anayasa Mahkemesi Başkanı dil, kültür ve ifade özgürlüğü önündeki engellerden ve kaldırılması gereğinden açıkça bahsetmiştir. 

Devlet bu konunun farkına varmış ve doksanlı yıllardan beri bazı adımlara izin vermiştir. Kürtçe yayın, dil yasağının kaldırılması, bir Kürt Enstitüsü’ nün kurulması, folklor derneklerinin faaliyetleri önemli adımlardır. Daha da güvence verildiğinde ve eğitimle bu kurumlar geliştiğinde çözümün can alıcı özünde gelişmeler artacaktır. En önemli bir eksiklik okuma yazmadır. Bunu da aslında ciddi bir yasal engeli yoktur. İmkan ve eğitim hazırlığı sorunudur ki rahatlıkla üstesinden gelinebilir. Bazı ön okullar , enstitüler ve üniversitede açılacak tarih, filoloji bölümleri oldukça çözüme katkıda bulunacaktır.  Birçok ülkede kurulmuşlardır. Teknolojinin bu çağında engellemenin artık anlamı yoktur. Aynı şey   radyo, tv yayını için de geçerlidir. Bu yönlü özgürleşme aslında sorunun en önemli çözüm unsurlarını ortaya koymuş olacaktır. Özce Kürt Sorunu tarih, dil, kültür araştırma ve ön hazırlık okullarıyla yayma ve yine bununla bağlantılı serbest kitap, gazete, radyo, tv, benzeri yayım araçlarına özgürlük tanımayla özgün çözümünü yakalamış olacaktır. Bununla kesinlikle bölücülük, ayrılıkçılık gelişmez. Tersine önü alınır. Zayıflama olmaz, yine güçlenme doğar. Devlete bağlılık gelişir. Çünkü, devlet artık daha fazla kendinindir.  Dünyanın çok sayıda örnekleri bunu gösteriyor. Burada resmi dili olarak Türkçe’nin öğrenimi daha anlamlı ve bir zenginlik olarak görülecek ve daha iyi öğrenilecektir. Tıpkı ABD’de ve birçok Asya, Afrika ülkelerinde İngilizce, Fransızca ve Rusça’nın resmi dil olarak öğrenilmesi gibi. Ana dillerin öğrenilmesi kesinlikle bir demokratik yaklaşım yöntemidir, birliği güçlendirir, ayrılıkçılığı engeller.

 

Türkiye, bunu kendi sınırları dahilinde uyguladığında komşularındaki bu yönlü gelişmelerden çekinmesine gerek yoktur. Tersine komşularındaki halkı bu yönlü güçlü demokratik yaklaşımlarıyla olumlu etkiler, onlardan yakınlık, bağlılık görür. Bu yönlü de ayrılıkçılık değil, birliğe , güçlenmeye yaklaşım gelişir. Demokratik çözümün, tüm Ortadoğu toplumları üzerindeki etkisi bilinmektedir. Şimdiye kadar ki yasaklama politikaları gerçekten zarar vermiştir. Birliğe, güçlenmeye hizmet etmemiştir. Şimdiden bile sınırlı uygulandığında, Kürt sorunun  bu yönlü çözümünün; birlik, güçlenme getirdiği, tarihi acıları ve kayıpları bir daha yaşamanın gerektirmediğini ortaya koymaktadır.  

Dolayısıyla dil ve kültür özgürlüğüyle ,ifade etme araçları önündeki engellerin kaldırılması, sorunun yaşadığı karmaşayı aşmak kadar, birçok yanlışı, korkuyu, dolayısıyla tepkileri  de kaldıracak, ayrılık ve zayıflık yönünde değil; birlik, zenginlik ve güçlenme temelinde tarihi çözümü ve gelişmeleri beraberinde getirecektir. 

4-Askeri ve Silahlı Güç Yaklaşımları Çözüm İçin Anlamını Yitirmiş ve Terkedilmelidir.  

Tarihsel deneyim kadar, güncel benzer birçok sorun şiddet yaklaşımlarının çözümü ağırlaştırdığını ortaya koymaktadır. Genellikle ilk şiddet patlamalarının sorunu ortaya koymada bir rolü olsa da, uzun süreye yayılma, beraberinde büyük acı ve kayıpları getirmekte sonuçta uzlaşma kaçınılmaz olmaktadır. En son yaşanan Bosna, Kosova daha önceleri Çeçenistan, Filistin ve Salvador benzeri örneklerin şiddetin bir an önce durmasının ve sonuçta barış görüşmelerinin çözüme kavuşturduğunu, çağdaş yolun bu olduğunu kanıtlamaktadır.

Kendine özgü yanları da olsa, PKK’nin önderlik ettiği son isyan olayının da tarihi olarak doksanların başında, Demokratik Cumhuriyet temelinde barış görüşmeleriyle sonuca gitmesi en doğru yol olacaktı. Doksan üç ateşkes denemesi görüşmeyle sonuçlansaydı bu tarihi bir dönemeç olabilirdi. Ondan sonraki karşılıklı şiddet tırmanması, bir tekrar olup beraberinde her iki tarafı da zorlayan, zaman zaman savaş kurallarının ihlallerine yol açan olayların gelişmesine yol açmıştır. Başsavcılık iddianamesinde bu konuda, gerek silahsız otuz üç asker olayı, gerekse bazı sivil kayıplarını ortaya koymakta ve fakat üç binin üstünde köy boşaltma, binlerce faili meçhul cinayetlerin kaynaklarını en az resmi Susurluk Raporu kadar ortaya koyabilseydi bir savaş boyutundaki çatışmalar daha objektif izah edilebilirdi. On beş yıllık bilanço, orta boy bir savaşı ifade eder, eylemlerle tam izah edilemez. Kural dışçılık mahkum ediliyor. Bunu sürekli yaptık. Ama dünyanın benzer yerinde benzer olaylar daha acımasızdır. Bu yıllarda birçok ilçelerde bile yüzlerce sivil ölmüştür. Şunu hep mahkum etmeliyiz. Hangi taraftan gelirse gelsin asgari savaş kuralına uymayan eylemlerin olmaması için tüm çabalar gösterilmelidir.

Daha da önemlisi bu son isyan gerçekten tarihi bir aşamayı beraberinde getirebilir. Toplum kesimlerinden uluslar arası güçlere ve bizzat taraftarlar, çatışmanın durmasını acilliyet derecesinde görmektedirler. Tüm sorunların demokratik ölçüler içinde çözümü de artık olgunlaşan demokratik cumhuriyetin bünyesinde mümkün olmaktadır. Çatışmalı yöntemlere, herkes gereken dersi  çıkardığı için  itibar edilmemekte  ve gerek görmemektedir. Doğu sorunu  da, klasik bir isyan sorunu değil, gerçekten hem demokratikleşmenin bir nedeni, hem bir sonucu haline gelmiştir. PKK isyanı bunu gerçekten bir anlamda kanıtlamıştır. Son seçim sonuçları bölge halkının demokratikleşme sınavını başarıyla verdiğini ortaya koymuştur. Şiddetle varılacak bir yol kalmadığı gibi, demokratik temelde açılan muazzam bir yeni aşama söz konusudur.  O halde diyoruz ki, artık şiddet gereksiz sadece çıkmazı derinleştirdiği, tahribat, acıyı artırdığı  sonuçta aynı noktaya gelindiği için bir an önce terk edilmelidir.

 

Bu konuda pratik yol, PKK’nin halen tek taraflı bağlı kalacağını ilan ettiği ateşkesi, daha sorumlu ve güvenceli ilerletmek, ve giderek silahların sürekli susmasına yol açacak bir aşamaya ulaşmak için, devletin atması gereken bazı adımlar hayatiyet ifade etmektedir. Devlet ve toplum daha affedici ve demokratik ölçülerle yaklaşırsa,  ilk tezlerde konulduğu gibi dil ve kültür özgürlüğü ağırlıklı  bazı yaklaşımları geliştirirse, gerçekten tarihi bir aşama yakalanır. Bölge halkı, devleti demokratik iradesiyle tanıyıp birleşmeyle artık korku, endişe kalkar. Devletle yabancılaşma dönemi sona erer, benim devletim anlayışı gelişir. İsyan, çatışma zeminleri de böyle kalkar. Asli kurucu öğelik ve anayasal vatandaşlık,  ifade özgürlüğüyle bütünleşti mi, sorun büyük oranda çözüm yoluna girmiştir. Gerisi ekonomik, sosyal planlı çalışmalardır ki GAP’la bu zaten büyük hamle içine girilmiştir. Tarihi demokratik cumhuriyetin uzlaşma, barış kardeşliği en anlamlı bir biçimde kesinlikle böyle gerçekleşir. Bu çözüm altında isyanların maddi zemini kalmaz. Her  tarafta ayrılmak istenilen, isyan edinilen değil, bütünleşmek, birlikte güçlü olunmak istenilen, dışta hiçbir gücün parçalamaya, artık güç getiremeyeceği, yeltenemeyeceği güçlü demokratik cumhuriyet dönemi doğar. Cumhuriyetle demokratik birlik tümüyle isyan döneminin sonu, sürekli barış içinde gelişme ve güçlenme demektir. 

5- Başta PKK olmak üzere yasadışı konumda olan birçok örgüt barışla birlikte normal siyasal ve yasal sürece kendini  uyarmalıdır 

Silahlı çatışma ortamının ortadan kalkması, yıllardır yasadışı  konumda olan birçok örgütü,  demokratik ortamla bütünleşmeye itecektir. Özellikle çıkarılacak bir af ve yasal, siyasal çalışmanın önü açık tutulduğunda, demokratikleşmenin daha da kökleşmesine yol açacaktır. Doksanlı yıllarda örgütsel özgürlük ilerleme  sağlamıştır. Genel siyasal ortamı, gergin tutmanın anlamsızlığını, son seçim süreçleri ortaya koymuş, toplumun demokratik normalleşme isteği ve tekrar değil, şiddetle çözümlemeyen parti ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Kısır yolda inat edenler terk edilmektedir. Bu hem sağ, merkez ve tüm sol örgütler için geçerlidir. Klasik ve fazla demokratik değeri olmayan siyasal çalışma dönemi geride kalmıştır. Bu sol için daha da geçerlidir. Kendini yenileme ve yasallaşma, bununla birlikte toplumun önündeki sorunlara gerçekçi demokratik çözüm projelerini koymakla ortaya çıkma, bunun için kapsamlı ittifakları gerçekleştirme, gelişmenin iktidarlaşmanın kaçınılmaz gereğidir. Klasik söylem, örgüt ve kadro anlayışları  toplumun gündemini yakalayamaz. Bu anlamda kendini aşamayan örgüt ve kadro anlayışları kadar, demokratik yenileme, gerçek  çözüm projeleri geliştirmeyen  siyaset ve örgütler döneminin kapandığı iyi anlaşılmalıdır. Bu yapılmadıkça, ne geçmiş onca değerli miras korunabilir, ne de yeniliklerle geleceğe taşınabilir. 

Bu çerçeve PKK için de geçerlidir. Yetmişlerin klasik sağ-sol, faşizm, sosyalizm ve ulusal sorun kavramlarıyla yazılan program, örgüt biçimleri ve eylem anlayışı, aslında doksanlarda masaya yatırılmalı ve dönüşme tedbirleri alınmalıydı. Türkiye genelinde bir demokratikleşmeyle, bölge toplumunun  feodal ağırlıklı toplumsal  yapısı için daha özgül bir program, özellikle dil, kültür özgürlüklü derinliğine bir demokrasi  programı, bunun barışçıl siyasal örgüt yapısı, silahlı mücadele yerine siyasal çalışmanın yasal biçimlerini  ortaya koymalıydı.  Tarihi aşama PKK için böyle yakalanabilir, ve kendini acı biçimde  tekrarlayan bu yılların  şiddetinin önüne geçilebilirdi. Tabii, bunda devlet yapısındaki çözümsüzlük ve sertlik yanlıları da rol oynadı. Özellikle doksan üç ve doksan altı yılları gerçekten şiddetin ağırlaştığı muazzam kayıp yılları olmuştur.  

Yaşadığımız süreç gecikmeli de olsa, PKK açısından yine de sınırlı da olsa barış olanaklarını zorlayarak, şiddette yoğunlaşma ve ısrar yerine devletten karşılık buldukça dolaylı da olsa diyalog ve yukarıda çizilen çizgi temelinde yeni aşamanın temelinde hazırlanmalıdır. Eğer pratik imkanlar, özellikle devlet boyutunda ortaya çıkarsa, yeni bir “Barış Konferansı ve Kongresiyle” buna hazırlık  olmalıdır. Gerek bölgede gerek dünyada bu yönlü yoğunlaşan çözüm çabaları da giderek artacak etkide bulunacaktır. Demokratik çözüme ve onun barışına kim fazla direnirse, her geçen gün daha fazla tecrit olmaktan kurtulamaz. 

Bu anlamda, gerçekten başta devlet, büyüklüğüne yaraşır bir tavır koymalı. Özellikle onu temsil eden hükümet, tarihi bir süreçle ve onun sorunlarından en önemli birisini çözmeyle karşı karşıya olduğunu bilerek cesur adım atmayı bilmeli. Yakın tarih bu adımı atamayanların  kaybettiğini, çok sayıda hükümet deneyiminde bize göstermektedir. Çözüm, genel sorunların çözüm anahtarı kadar, tüm toplum kesimlerinin barış, huzur ve temel sorunlarına eğilmenin de en başta gelen koşuludur. Bu dönemde rolünü oynayamayanlar aşılmaktan kurtulamayacakları gibi, tarihte onları affetmez. 

PKK, bu anlamda tecrübesinden gereken dersleri çıkararak ve kendini aşma gücü göstererek, demokratik cumhuriyetin temelinde, demokratik birlik, program ve yapısıyla yer almaktan çekinmeyecektir. Yaratıcılığını bu yönlü de gösterecektir. Aksi halde, o da marjinalleşmekten kurutulamaz. Bu tarihi dönemi acı, kayıp yılları olarak tekrarlamak yerine, karşılıklı mütevazı adımlarla, onur kırıcı olmayan, hassas dengeleri de göz önüne getirerek, barışa giden yolda dolaylı ve giderek uygun görüşme yollarıyla kazanmak en doğrusudur. Demokratik cumhuriyet sistemi altında barışı gerçekleştirmek, savaştan daha zorlu bir eylem olduğu kadar, daha da yüce ve kazandırıcıdır. Haksızlıklara karşı özgürlük için gerektiğinde eyleme kalkışanlar zamanında barışmayı da kutsal bir eylem olarak bilmeli ve gerçekleştirmelidirler.