|
|||||
|
|||||
|
2- Çözüm,
demokratik Cumhuriyetin Siyasal Birlik ve Bağımsızlık
çerçevesinde olacaktır. İddianamede
cumhuriyeti parçalamaktan da bahsedilse, program ve konuşma ifadelerimde
buna benzer kanıtlar ortaya konulsa da tarihin, dünya halklarının
ve bizzat mücadelemizin bize öğrettiği ve çoktandır kabul
ettiğimiz cumhuriyetin demokratik karakteriyle birlikteliğin
en doğru olmak kadar, mümkün pratik çözüm yolu olduğudur. Tarihi olarak, toplumsal
bilinç ortak devlet anlayışıyla yoğunlaştığı
gibi, cumhuriyetin ortak kurucu öğe olma durumu, isyanlarda bile
köklü bir ayrılıkçılığın yatmadığını,
hakim sınıfsal güçlerin çıkarlarıyla yakından
bağlantılı olduğu ortaya konulmuştur. Hakim çıkar
çevrelerinin güç ve sınıfların dar menfaat yaklaşımları,
sorunu sürekli ağırlaşmıştır. Demokratikleşme
yerine oligarşik yaklaşımlar sorunu daha da içinden çıkılmaz
hale getirmiştir. Demokratikleşmenin günümüzde sancısı
da ,bu gerçeklikle oldukça bağlantılıdır. Devletin
karakterinde anayasanın da hem bir gerçeği, hem de gerektiğinde
anayasal değişikliklerle demokratikleşmeyi gerçekleştirmek
esas alınmalıyken ,bundan kaçınılmış, bastırma
yöntemine her tür taviz verilmesine, hatta pay, çıkar, rant,peşinde
olma tercih edilmiş, bugüne böyle gelinmiştir. Sonuç ancak cumhuriyetin
demokratikleşmesidir. Dünyada benzer en ağır problemler,
bile sürekli demokratik değerler kanal ve kurumlar geliştirilerek
cevap aranmıştır. Türkiye’de
devlet yapısında; bu tip kurumlaşmalar ve yön veren anayasal
ilkeler olmasına rağmen, uygulama geliştirilmemiştir.
Bir dönem için belki anlamı olan yaklaşımlar daha da anlamsızca
kullanmak durumunda kalınmıştır. Asker, ordu bile defalarca bundan daha fazla
askeri yöntem, yol kullanılamaz demesine rağmen, gereken siyasi,
demokratik yaklaşım geliştirilememiş, devreye sokulamamıştır.
Günümüz Türkiye Cumhuriyeti istenilen düzeyde olmazsa da demokratikleşmede
epey mesafe aldığı açıktır. Anayasal ifadesi
de temel insan hakları, özgürlükleri konusunda kapsamlıdır.
Uygulama sorunları daha ağırlıktadır. Kaldı
ki, değişim ihtiyacı, kapsamlı ve tüm toplum kesimlerince
istenmektedir. Cumhuriyet hem ilkesel, hem toplumsal temelde büyük bir
demokratik hareketlenmeyi yaşamaktadır. Savaş düzeyinde yaşadığımız
sorun şüphesiz hem bu gelişmenin nedeni hem sonucudur. Bu tarihi
hareketlenmeyle çözüm aramaktadır. Çözüm tarzlarının ayrı
bir siyasi birim olmasının pek pratik değerinin
olamayacağı, ayrı devlet kadar, federasyonlaşmanın
bile mevcut gerçeklik içinde sorunu
sürekli ağırlaştıracağı açıktır.
Bilimsel olmak kadar, tarihi ve coğrafi, toplumsal özelliklerin aşırı
içi içeliği çözümün ideal tarzının dünya genelinde en büyük devlet olan ABD, Hindistan’dan tutalım
İsviçre’ye, küçük ülkelere kadar yapılar ne kadar çok karmaşık ta olsa, devlet
bütünlüğünde demokratik tarzda
görülmekte, çözülmektedir. Türkiye’nin denemediği, hatta düşünmediği
de bu acı gerçekliktir. Türkiye somutunda ideale yakın çözüm
olanakları mevcuttur. Yapılacak değişiklik veya gösterilecek
tutarlı bir cesaretli siyasi tavır bile, ileri düzeyde çözüme katkı sağlayabilir. Kürt öğesinin kurucu üyeliği, anayasal
vatandaşlık çözüm için zaten güçlü bir siyasi temeldir. İsyanlardan
kalma korku, gerilik ve anlamsız, anayasayla da çelişen yasaklar
vardır. Bunların aşılması pek anayasal bir değişiklik
istemez. Ama niyet, sıradan konuşma özgürlüğü bile yasak
konusu olursa küçük bir gruptan
büyük bir isyana gidilir. Sanıldığından
daha fazla cumhuriyetin tarihsel
temeli ve anayasal ifadesi demokratik çözüme uygundur. Engelleyen nedenler
psikolojik boyut ve gerilik, çözümde klasik ilkel milliyetçi anlayışla,
hakim ulus şoven milliyetçiliğinin inkar tarzıdır.
Demokratik gelişme ortamını zehirleyen bu yaklaşımlar
aşıldığında, aslında çözümün özünün siyasi
de olmadığı dil, kültürel özgürlük boyutlu olduğu
görülecektir. Çünkü her tür siyaset ve onun düşünsel ve kurumsal
ifadesi, herkes, her toplumsal kesim için vardır, eksiği de
olsa demokratiktir. Kullanmasını
bilmek bir eğitim meselesidir. Hem mahalli hem genel siyasi katılımla
sorunlara çözüm imkanı özellikle geliştirecek bazı yasalarla
–örneğin yerel yönetim yasası- daha da imkan dahilinde ve gündemdedir.
Bu açıdan sorun siyasi değil demokratiktir dememizin anlamı
bir kez daha açıkça karşımıza çıkıyor. Devlet
açısından durum böyle iken, bölge halkının yaşadığı
ağır feodal koşullar da demokratik boyutu karşımıza
çıkarmaktadır. Etnik aşiretsel yapı, dini siyasi örgütlülük,
ağalık kalıntıları demokratikleşmenin önündeki
en önemli engellerdir. Demokratik olmayan ve sırtını baştan
beri devlete dayandırarak bu yapıları daha da güçlendiren üst
tabaka, halkın özgür birey ve toplum olmasının da, önündeki
en büyük engeldir. Bu yapılar
aşılmadıkça özgür birey ve toplum ortaya çıkamaz,
dolayısıyla anayasal vatandaşlık ve devlete katılım
gerçekleşmez. Demokrasi adına çok lafazanlık eden bu kesimler,
demokrasinin önündeki en büyük engeldirler.
Son isyan bu yapıların gücünü oldukça kırdığından demokratik devrim
değerindedir. Özgür birey ve toplumda gelişme vardır. HADEP
adı altında halkın yerel yönetim ağırlığında
kendini ortaya koymasını önemli bir demokratik gelişme
olarak değerlendirmek mümkündür. Bu kısa anlatım bile,
sorunun demokratik çözümünün pratikte en mümkün yol olduğunu kanıtlamaktadır.
Sorunun ne ayrı siyasal birimler, bu nedenle siyasi değil derken
ve devletin bölge toplumunun demokratik birliğindedir dememiz gerçekçi
ve çözümleyecidir. Devlet, doksanlı yıllardan itibaren
bölge halkının kültürel kimliği de dahil, yasaklamalardan
kaçma kadar, korkutarak değil, ilgiyle yaklaşımın
değerini anlamakla ve GAP başta olmak üzere ekonomik ve sosyal geriliğin üstüne gitme kararlılığını
göstermekle, ileri adımlar atacak konumda olduğunu göstermiştir.
Halkta da benzer bir yaklaşım, demokratik birlik çözümünün hem
hız kazanacağını hem tek uygulanabilir yol olduğunu
ortaya koymaktadır. Sonuç
olarak bu tezin ana iddiası, oynatılamaz bir kara parçası
olarak devletle, onu sürekli deniz dalgaları gibi vurmaya çalışan
siyasal ayaklanma arasındaki gerginliğin sür gitmesi sorunun
özüdür. Bunu çözecek ideal rejim demokrasidir. Türkiye’de soruna denenmeyen,
demokratik ölçütlerdir. Uygulandığında
bu devletin duyarlılaşması ve isyan dalgasının yıkıcılıktan,
uygun devlet kurumlarında faydalı bir güce , kamu yararına
dönüşmesine yol açacaktır. Demokrasinin, onun yönetim gücünün
eşsiz yaratıcılığı
buradadır. Büyük duyarsızlık ve sürekli yıkıcılık
hiç kazandırmadığı gibi,
kayıp ettirdikleri tarihseldir. Cumhuriyetin
duyarlılığındaki gelişmeyle, halkın özgürleşen
iradesinin birleşimi artık gündemdedir. Engel tanımaz demokratikleşme,
bu çözümünü tarihsel aşamaya layık bir biçimde kesinlikle çözecektir. 3-Kürt
Toplumundaki Dil ve Kültür Özgürlüğü Sorunun Can Alıcı
Özünü Teşkil Etmektedir. Birinci ve ikinci tezler; sorunun bir vatan ve
devlet yaratma olmadığını,vatanda özgür yaşamla
devletle demokratik birlik olduğunu, bunun için tarihsel ve siyasal
ve anayasal zeminin açık olduğunu iyi niyetli ve cesur yaklaşımlar,
asgari demokratik ölçüler içinde kurulduğunda varolduğu sanılan
sorunların o kadar da ağır olmadığı, aşılacak
cinste olduğunu ortaya koymuştur. Bununla
birlikte, dil yasağı ve kültürel özgürlüğün önündeki engeller
sorunun en özgün yönüdür. Bu özgün yön üzerinde yoğunlaşamama,
çok karmaşık bir durum yaratmıştır. Siyasal boyutla
kültürel boyutun karışmasına, ve sorunun bir çok yanlış
ifade tarzı ve beraberinde uygulamalara, hatta isyanlara yol açabilmiştir.
Bu bir talihsizlik olduğu kadar, bilimsel yaklaşamamanın,
dogmatik ideolojik yaklaşımının acı sonuçlarıdır.
Bir İsviçre örneğine tekrar baktığımızda, dört ulusal dil bile resmen kullanılabiliyor.
ABD, Hindistan gibi en büyük ülkelerde hatta Rusya’da benzer her dil ,
kültür özgürlüğü yaşanıyor ve devletler bununla güç kaybetmiyor,
tersine kazandırıyorlar. Türkiye’de ise yasakla ve engellemelerle
isyancılığa, toplumun yabancılaşmasına yol
açıyor. Sağlıklı bir asimilasyona da fırsat vermiyor.
Bu tam bir hastalığı geliştirme yöntemidir. Aslında
anayasada da bu konuda bir yasaklama yok. Anayasa Mahkemesi
Başkanı dil, kültür ve ifade özgürlüğü önündeki engellerden
ve kaldırılması gereğinden açıkça bahsetmiştir. Devlet
bu konunun farkına varmış ve doksanlı yıllardan
beri bazı adımlara izin vermiştir. Kürtçe yayın, dil
yasağının kaldırılması, bir Kürt Enstitüsü’
nün kurulması, folklor derneklerinin faaliyetleri önemli adımlardır.
Daha da güvence verildiğinde ve eğitimle bu kurumlar geliştiğinde
çözümün can alıcı özünde gelişmeler artacaktır. En
önemli bir eksiklik okuma yazmadır. Bunu da aslında ciddi bir
yasal engeli yoktur. İmkan ve eğitim hazırlığı
sorunudur ki rahatlıkla üstesinden gelinebilir. Bazı ön okullar
, enstitüler ve üniversitede açılacak tarih, filoloji bölümleri oldukça
çözüme katkıda bulunacaktır. Birçok ülkede kurulmuşlardır. Teknolojinin
bu çağında engellemenin artık anlamı yoktur. Aynı
şey radyo, tv yayını
için de geçerlidir. Bu yönlü özgürleşme aslında sorunun en önemli
çözüm unsurlarını ortaya koymuş olacaktır. Özce Kürt
Sorunu tarih, dil, kültür araştırma ve ön hazırlık
okullarıyla yayma ve yine bununla bağlantılı serbest
kitap, gazete, radyo, tv, benzeri yayım araçlarına özgürlük
tanımayla özgün çözümünü yakalamış olacaktır. Bununla
kesinlikle bölücülük, ayrılıkçılık gelişmez.
Tersine önü alınır. Zayıflama olmaz, yine güçlenme doğar.
Devlete bağlılık gelişir. Çünkü, devlet artık
daha fazla kendinindir. Dünyanın
çok sayıda örnekleri bunu gösteriyor. Burada resmi dili olarak Türkçe’nin
öğrenimi daha anlamlı ve bir zenginlik olarak görülecek ve daha
iyi öğrenilecektir. Tıpkı ABD’de ve birçok Asya, Afrika
ülkelerinde İngilizce, Fransızca ve Rusça’nın resmi dil
olarak öğrenilmesi gibi. Ana dillerin öğrenilmesi kesinlikle
bir demokratik yaklaşım yöntemidir, birliği güçlendirir,
ayrılıkçılığı engeller. Türkiye,
bunu kendi sınırları dahilinde uyguladığında
komşularındaki bu yönlü gelişmelerden çekinmesine gerek
yoktur. Tersine komşularındaki halkı bu yönlü güçlü demokratik
yaklaşımlarıyla olumlu etkiler, onlardan yakınlık,
bağlılık görür. Bu yönlü de ayrılıkçılık
değil, birliğe , güçlenmeye yaklaşım gelişir.
Demokratik çözümün, tüm Ortadoğu toplumları üzerindeki etkisi
bilinmektedir. Şimdiye kadar ki yasaklama politikaları gerçekten
zarar vermiştir. Birliğe, güçlenmeye hizmet etmemiştir.
Şimdiden bile sınırlı uygulandığında,
Kürt sorunun bu yönlü çözümünün;
birlik, güçlenme getirdiği, tarihi acıları ve kayıpları
bir daha yaşamanın gerektirmediğini ortaya koymaktadır.
Dolayısıyla
dil ve kültür özgürlüğüyle ,ifade etme araçları önündeki engellerin
kaldırılması, sorunun yaşadığı karmaşayı
aşmak kadar, birçok yanlışı, korkuyu, dolayısıyla
tepkileri de kaldıracak, ayrılık
ve zayıflık yönünde değil; birlik, zenginlik ve güçlenme
temelinde tarihi çözümü ve gelişmeleri beraberinde getirecektir. 4-Askeri
ve Silahlı Güç Yaklaşımları Çözüm İçin Anlamını
Yitirmiş ve Terkedilmelidir. Tarihsel
deneyim kadar, güncel benzer birçok sorun şiddet yaklaşımlarının
çözümü ağırlaştırdığını ortaya
koymaktadır. Genellikle ilk şiddet patlamalarının
sorunu ortaya koymada bir rolü olsa da, uzun süreye yayılma, beraberinde
büyük acı ve kayıpları getirmekte sonuçta uzlaşma
kaçınılmaz olmaktadır. En son yaşanan Bosna, Kosova
daha önceleri Çeçenistan, Filistin ve Salvador benzeri örneklerin şiddetin
bir an önce durmasının ve sonuçta barış görüşmelerinin
çözüme kavuşturduğunu, çağdaş yolun bu olduğunu
kanıtlamaktadır. Kendine özgü yanları
da olsa, PKK’nin önderlik ettiği son isyan olayının da
tarihi olarak doksanların başında, Demokratik Cumhuriyet
temelinde barış görüşmeleriyle sonuca gitmesi en doğru
yol olacaktı. Doksan üç ateşkes denemesi görüşmeyle sonuçlansaydı
bu tarihi bir dönemeç olabilirdi. Ondan sonraki karşılıklı
şiddet tırmanması, bir tekrar olup beraberinde her iki
tarafı da zorlayan, zaman zaman savaş kurallarının
ihlallerine yol açan olayların gelişmesine yol açmıştır.
Başsavcılık iddianamesinde bu konuda, gerek silahsız
otuz üç asker olayı, gerekse bazı sivil kayıplarını
ortaya koymakta ve fakat üç binin üstünde köy boşaltma, binlerce
faili meçhul cinayetlerin kaynaklarını en az resmi Susurluk
Raporu kadar ortaya koyabilseydi bir savaş boyutundaki çatışmalar
daha objektif izah edilebilirdi. On beş yıllık bilanço,
orta boy bir savaşı ifade eder, eylemlerle tam izah edilemez.
Kural dışçılık mahkum ediliyor. Bunu sürekli yaptık.
Ama dünyanın benzer yerinde benzer olaylar daha acımasızdır.
Bu yıllarda birçok ilçelerde bile yüzlerce sivil ölmüştür. Şunu
hep mahkum etmeliyiz. Hangi taraftan gelirse gelsin asgari savaş
kuralına uymayan eylemlerin olmaması için tüm çabalar gösterilmelidir. Daha da
önemlisi bu son isyan gerçekten tarihi bir aşamayı beraberinde
getirebilir. Toplum kesimlerinden uluslar arası güçlere ve bizzat
taraftarlar, çatışmanın durmasını acilliyet derecesinde
görmektedirler. Tüm sorunların demokratik ölçüler içinde çözümü de
artık olgunlaşan demokratik cumhuriyetin bünyesinde mümkün olmaktadır.
Çatışmalı yöntemlere, herkes gereken dersi çıkardığı için itibar edilmemekte ve gerek görmemektedir. Doğu sorunu da, klasik bir isyan sorunu değil, gerçekten
hem demokratikleşmenin bir nedeni, hem bir sonucu haline gelmiştir.
PKK isyanı bunu gerçekten bir anlamda kanıtlamıştır.
Son seçim sonuçları bölge halkının demokratikleşme
sınavını başarıyla verdiğini ortaya koymuştur.
Şiddetle varılacak bir yol kalmadığı gibi, demokratik
temelde açılan muazzam bir yeni aşama söz konusudur.
O halde diyoruz ki, artık şiddet gereksiz sadece çıkmazı
derinleştirdiği, tahribat, acıyı artırdığı
sonuçta aynı noktaya gelindiği için bir an önce terk
edilmelidir. Bu konuda
pratik yol, PKK’nin halen tek taraflı bağlı kalacağını
ilan ettiği ateşkesi, daha sorumlu ve güvenceli ilerletmek,
ve giderek silahların sürekli susmasına yol açacak bir aşamaya
ulaşmak için, devletin atması gereken bazı adımlar
hayatiyet ifade etmektedir. Devlet ve toplum daha affedici ve demokratik
ölçülerle yaklaşırsa, ilk tezlerde konulduğu gibi dil ve kültür
özgürlüğü ağırlıklı bazı yaklaşımları geliştirirse,
gerçekten tarihi bir aşama yakalanır. Bölge halkı, devleti
demokratik iradesiyle tanıyıp birleşmeyle artık korku,
endişe kalkar. Devletle yabancılaşma dönemi sona erer,
benim devletim anlayışı gelişir. İsyan, çatışma
zeminleri de böyle kalkar. Asli kurucu öğelik ve anayasal vatandaşlık,
ifade özgürlüğüyle bütünleşti mi, sorun büyük oranda
çözüm yoluna girmiştir. Gerisi ekonomik, sosyal planlı çalışmalardır
ki GAP’la bu zaten büyük hamle içine girilmiştir. Tarihi demokratik
cumhuriyetin uzlaşma, barış kardeşliği en anlamlı
bir biçimde kesinlikle böyle gerçekleşir. Bu çözüm altında isyanların
maddi zemini kalmaz. Her tarafta
ayrılmak istenilen, isyan edinilen değil, bütünleşmek,
birlikte güçlü olunmak istenilen, dışta hiçbir gücün parçalamaya,
artık güç getiremeyeceği, yeltenemeyeceği güçlü demokratik
cumhuriyet dönemi doğar. Cumhuriyetle demokratik birlik tümüyle isyan
döneminin sonu, sürekli barış içinde gelişme ve güçlenme
demektir. 5- Başta
PKK olmak üzere yasadışı konumda olan birçok örgüt barışla
birlikte normal siyasal ve yasal sürece kendini uyarmalıdır Silahlı
çatışma ortamının ortadan kalkması, yıllardır
yasadışı konumda
olan birçok örgütü, demokratik
ortamla bütünleşmeye itecektir. Özellikle çıkarılacak bir
af ve yasal, siyasal çalışmanın önü açık tutulduğunda,
demokratikleşmenin daha da kökleşmesine yol açacaktır.
Doksanlı yıllarda örgütsel özgürlük ilerleme sağlamıştır. Genel siyasal
ortamı, gergin tutmanın anlamsızlığını,
son seçim süreçleri ortaya koymuş, toplumun demokratik normalleşme
isteği ve tekrar değil, şiddetle çözümlemeyen parti ihtiyacı
ortaya çıkmıştır. Kısır yolda inat edenler
terk edilmektedir. Bu hem sağ, merkez ve tüm sol örgütler için geçerlidir.
Klasik ve fazla demokratik değeri olmayan siyasal çalışma
dönemi geride kalmıştır. Bu sol için daha da geçerlidir.
Kendini yenileme ve yasallaşma, bununla birlikte toplumun önündeki
sorunlara gerçekçi demokratik çözüm projelerini koymakla ortaya çıkma,
bunun için kapsamlı ittifakları gerçekleştirme, gelişmenin
iktidarlaşmanın kaçınılmaz gereğidir. Klasik
söylem, örgüt ve kadro anlayışları toplumun gündemini yakalayamaz. Bu anlamda kendini
aşamayan örgüt ve kadro anlayışları kadar, demokratik
yenileme, gerçek çözüm projeleri
geliştirmeyen siyaset ve örgütler
döneminin kapandığı iyi anlaşılmalıdır.
Bu yapılmadıkça, ne geçmiş onca değerli miras korunabilir,
ne de yeniliklerle geleceğe taşınabilir. Bu çerçeve
PKK için de geçerlidir. Yetmişlerin klasik sağ-sol, faşizm,
sosyalizm ve ulusal sorun kavramlarıyla yazılan program, örgüt
biçimleri ve eylem anlayışı, aslında doksanlarda masaya
yatırılmalı ve dönüşme tedbirleri alınmalıydı.
Türkiye genelinde bir demokratikleşmeyle, bölge toplumunun
feodal ağırlıklı toplumsal
yapısı için daha özgül bir program, özellikle dil, kültür
özgürlüklü derinliğine bir demokrasi
programı, bunun barışçıl siyasal örgüt yapısı,
silahlı mücadele yerine siyasal çalışmanın yasal biçimlerini
ortaya koymalıydı. Tarihi
aşama PKK için böyle yakalanabilir, ve kendini acı biçimde tekrarlayan bu yılların şiddetinin önüne geçilebilirdi. Tabii,
bunda devlet yapısındaki çözümsüzlük ve sertlik yanlıları
da rol oynadı. Özellikle doksan üç ve doksan altı yılları
gerçekten şiddetin ağırlaştığı muazzam
kayıp yılları olmuştur. Yaşadığımız
süreç gecikmeli de olsa, PKK açısından yine de sınırlı
da olsa barış olanaklarını zorlayarak, şiddette
yoğunlaşma ve ısrar yerine devletten karşılık
buldukça dolaylı da olsa diyalog ve yukarıda çizilen çizgi temelinde
yeni aşamanın temelinde hazırlanmalıdır. Eğer
pratik imkanlar, özellikle devlet boyutunda ortaya çıkarsa, yeni
bir “Barış Konferansı ve Kongresiyle” buna hazırlık olmalıdır. Gerek bölgede gerek dünyada
bu yönlü yoğunlaşan çözüm çabaları da giderek artacak etkide
bulunacaktır. Demokratik çözüme ve onun barışına kim
fazla direnirse, her geçen gün daha fazla tecrit olmaktan kurtulamaz. Bu anlamda,
gerçekten başta devlet, büyüklüğüne yaraşır bir tavır
koymalı. Özellikle onu temsil eden hükümet, tarihi bir süreçle ve
onun sorunlarından en önemli birisini çözmeyle karşı karşıya
olduğunu bilerek cesur adım atmayı bilmeli. Yakın
tarih bu adımı atamayanların kaybettiğini, çok sayıda hükümet deneyiminde
bize göstermektedir. Çözüm, genel sorunların çözüm anahtarı
kadar, tüm toplum kesimlerinin barış, huzur ve temel sorunlarına
eğilmenin de en başta gelen koşuludur. Bu dönemde rolünü
oynayamayanlar aşılmaktan kurtulamayacakları gibi, tarihte
onları affetmez. PKK, bu
anlamda tecrübesinden gereken dersleri çıkararak ve kendini aşma
gücü göstererek, demokratik cumhuriyetin temelinde, demokratik birlik,
program ve yapısıyla yer almaktan çekinmeyecektir. Yaratıcılığını
bu yönlü de gösterecektir. Aksi halde, o da marjinalleşmekten kurutulamaz.
Bu tarihi dönemi acı, kayıp yılları olarak tekrarlamak
yerine, karşılıklı mütevazı adımlarla, onur
kırıcı olmayan, hassas dengeleri de göz önüne getirerek,
barışa giden yolda dolaylı ve giderek uygun görüşme
yollarıyla kazanmak en doğrusudur. Demokratik cumhuriyet sistemi
altında barışı gerçekleştirmek, savaştan
daha zorlu bir eylem olduğu kadar, daha da yüce ve kazandırıcıdır.
Haksızlıklara karşı özgürlük için gerektiğinde
eyleme kalkışanlar zamanında barışmayı da
kutsal bir eylem olarak bilmeli ve gerçekleştirmelidirler. |
|||||