SONUÇ:Demokratik Birlik Cumhuriyetin
yeni tarihsel adımıdır

Cumhuriyet Başsavcılığı, başlangıçtaki program ve geniş açıklamalara dayanarak, sonuçta ayrı bir devlet kurma sonucuna varsa ve benim her şey “Bağımsızlık ve Özgürlük” içindir sözümün bundan başka bir anlam taşımadığını belirtse de bu tarihsel tecrübeyi en sorumlu yaşayanlardan biri olarak bu savunmamda demokratik birliğe götürmeyi amaçladığımı ortaya koymaya çalıştım. Elimde yaptığım konuşma belgelerim olmazsa da, tek taraflı ateşkes süreçlerim ve dolaylı  diyaloglarda, bunu açık olarak dile getiren, bağımsızlık ve özgürlüğün hem birey için hem halk, toplum için koşullar gereği, ancak Türkiye’nin bütünselliği ve cumhuriyetin demokratik yapılanması içinde gerçekleşebileceğini belirttim.

Bilimsel ölçüler içinde bakıldığında,  dört taraftan kabul edemeyecek komşularla çevrili, ağırlıklı olarak dağlık bir coğrafyada , ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal olarak çok bölünmüş, ağır feodal  değer yargılarıyla ve daha bir alfabeye bile sahip olmayan, nüfusun daha büyük kısmı metropollerde çalışan Kürt toplumu için devlet iddiasında bulunmak bu nedenlerle gerçekçi olamaz. Kaldı ki gerek son iki yüzyıllık tarih tecrübesi ve en son PKK isyanı mevcut askeri güç dengesi altında da ayrılık yönünde sorunun daha da ağırlaşacağını ortaya  koymuştur. Bu yöntemle taraflar zorlanır, büyük acı ve kayıp yaşarlar. Ama ne ayrılma gerçekleşebilir, ne de sorun yok edilebilinir. Hastalık daha da ağırlaşarak devam eder. Hastalığı ne hastayı yok ederek tedavi etmek mümkündür, ne da ana öğesi olduğu bütünden, yani devletten ayrılmakla parça tedavi şansına sahiptir. Doğrusu, çürük olan kısımları, bunlar devlet bünyesindeki demokratikleşmeyen, özgürlükler önünde engel teşkil ettiği, en üst devlet yetkilileri tarafından da dile getirilen yasaların, eskimiş kurumların, korkuya, inkarcılığa dayalı yaklaşımların aşılmasıyla; bölge halkının yaşadığı feodal toplum yapılarının-aşiretsel, şeyhlik, ağalık- devletten duyulan korkunun aşılması, özgür birey ve toplum temelinde gerçek bir anayasal yurttaş olarak cumhuriyetle demokratik birlik içinde bütünleşmenin sağlanmasıdır. 

Gerek yaşadığımız yakın tarih içinde bu en ağır isyan tecrübesi ve gerekse de dünyada yaşanan çok sayıda deneyim çözümün bu yönlü demokratik sistem içinde araması gerektiğini, bastırmada ve direnmede ısrar etmenin çıkmazı derinleştirmekten öteye sonuç veremeyeceğini göstermektedir.

PKK Genel Başkani Abdullah Öcalan'in Asrin Davasi'na Sunduğu Savunma

GİRİŞ

Demokratik Uygarlıga Doğru

20. Yüzyıl Sonunda Zafer Kazanan Demokrasi

Türkiye'nin 2000'li Yıllar Gündemi

Türk-Kürt ilişkilerinde kısa tarih ve bazı temel özellikler

Ulusal Kurtuluş Savaşı Ve Türk- Kürt İlişkilerinde Yeni Aşama

PKK' nin Ortaya Çıkışı ve Kürt Sorununda Yeni Aşama

Cumhuriyet Tarihinde Kürtlerin Rolü , Sorunu ve Çözümü

PKK de Dönüşüm Sorunları

PKK Eylem Yapısı

TBMM Reisi Mustafa Kemal

Kürt Sorunu, Ayrılma Değil, Cumhuriyetle Demokratik Birlik Sorunudur

Ya ayrilik, isyan, buna karsi ya bastirma ve inkar!

Demokratik Birlik Çözümü Türkiye'nin Gelecegidir

Demokratik Birlik Çözümü Için Tezler

Kisisel Durumum

SONUÇ: Demokratik Birlik Cumhuriyetin yeni tarihsel adimidir

En son yaşanan Kosova sorununda  da doğrulanan uzlaşma gereğidir. Savunmamda  da çok yönlü açıklamaya çalıştığım gibi örgütlü ve eylemli hareketimiz programsal ve açıklamalarıyla ayrı bir siyasal yapılanmayı başlangıçta daha çok dile getirmişse de tecrübenin kendisi doksanlı yıllardan itibaren özgür birlikteliği yoğun dile getirdiğimizi,  halk olarak bağımsız olmanın en pratik yolunun, Türkiye’nin ülke ve devlet bütünlüğü içinde mümkün olabileceğini, bunun için demokratik sistemin çözüm gücünde olduğunu ısrarla vurgulamaya çalıştık. Devletin bu konuda sonuçta bu yargıda karar kıldığımıza emin olduğuna, bunu bildiğine de inancımı belirtiyorum. Mühim olan söz düzeyi , hatta program  ve ilkeler değil, ilke ve programlarında bağlı olması gereken yaşam ve mücadele gerçekleridir. Hayat ve mücadele bizi “kölece, inkar edilmiş olarak yaşamak istemiyorsan, özgür birliktelik içinde yaşamayı bileceksin” sonucuna götürmüştür. Bundan asla kuşku duyulamaz. Kaldı ki dünya gerçekliğinde çok sayıda benzer sorun ayrılıkçı iddia içinde ortaya çıksa da, birlikte yaşamanın daha doğru ve güçlü birliktelik ve zenginlik anlamına geldiğini ortaya koymuştur. Birlik yönündeki eğilim ayrılık yönündekine baskın çıkmakta ve dünya çapında bölgesel birliktelikler, ekonomik, kültürel ve siyasal olarak sürekli gelişme göstermektedir. Kısaca dünya çapındaki eğilim de bizi özgür, demokratik birliğe zorluyor. Amacımız tarihsel düşmanların bile bu yönlü uzlaşmaya  gittiği bir dönemden geçiyoruz. 

O halde tarihlerini ağırlıklı olarak birlikte yapmış, en kritik ölüm-kalım süreçlerinde ortak tehlike ve düşmanlıklara karşı birlikte karşı koymuş, çok yoğun iç içeliği yaşayan halkımızın toplumsal gerçekliği içinde sorunları görmemek, özellikle gelişen demokratikleşmede anayasal ifadeye kavuşturamamak, kavuşturulsa bile özgürlükler ve eşitlikler önündeki bazı engelleri kaldırmamak , toplumsal sorunları ağırlaştırdığı gibi bazen en sert acımasız eylemlere ve sonuçlarına götürebilmektedir. Ortak kurucu üye diyeceksin, diğer yandan dünyada görülmemiş dil yasağına gideceksin.

Bu acı gerçeğimizi çarpıcı izah etmeye yeter.

 

Varılan en önemli sonuç, artık tarihi olarak isyanlar dönemi sona ermiştir veya ermek zorundadır. Ama bunun için, Türkiye  Cumhiriyeti’ nin tarihi demokratik laik hareketlenmesi başarıya gitmek zorundadır.  Demokratik cumhuriyet sisteminde şiddete yer olamaz. Sorunların çözüm dili isyan veya devrim olamaz. Barış içinde anayasal evrim yolu geçerlidir. Yirminci yüzyılın sonu bunu böyle emretmektedir. Tarihin bu topraklarda bütünlük içinde, özgürce yaşama iradesini saygıyla karşılamak tüm toplumun kutsal barış ve büyük gelişme yoludur.

Bu çerçevede, doğuda ki halkımıza, Kürt halkına düşen; kendi içindeki yoğun demokratik toplum olma ihtiyacıyla bunu devletle yeniden demokratik birlik içinde birlikte yürütmektir. Çürümüş feodal değer yargıları ve kurumlarını aşmak demokratik cumhuriyetin çağdaş özgürlük ve eşitlik ölçüleriyle aydınlanmak irade kazanmak ve böylelikle gerçek kurucu öğe olmanın anayasal yurttaşları, toplumu olmak tarihi görevleridir. İsyanlar tarihi sona ererken, açılan dönem büyük iç demokratikleşme ve bunu cumhuriyet ilke ve kurumlarıyla yine demokratik ölçülerde birleştirmedir. Bu yavaş yavaş ilerleyecek bir reform yoludur ama sonuçları hep geliştirici, güçlendirici olacaktır. Tarih tecrübemiz ve gerçeklik başka yolun olmadığını, olsa da acı ve kaybın derinleştirdiği çıkmaz olduğunu ortaya koyuyor. Burada artık kim haklı, haksızdan, kim çok kaybetti, ettirten, kim çok  güçlü  ve zayıftan  çok karşılıklı tarihi ve toplumsal temeli olan, birlikte  özgürce, kardeşçe yaşamı paylaşmanın demokratik ölçülerini ortaya koymak, belirlemektir. Demokrasimizi birlikte kurmalı, geliştirmeliyiz. Cumhuriyetin kuruluş ve korunmasında emeği geçen tüm şehitleri, şehitlerimiz bilmek, kurucusunu minnettarlık ve saygıyla anmak, bayrağını gururla selamlamak bunun çini esastır. Ama yaşayan nesiller olarak çağdaş görevlerimize sahip çıkmak. Aslında yapmak istediğimiz buydu. Doğudaki ağır geriliği, cahilliği, köleliği, ilerleme, aydınlık ve özgürlükle aşmak istiyorduk. Bu bir cumhuriyet görevidir. Özün bu olduğundan kuşku duyulamaz.  Ama şu paradoksa bakın ki  şekli bir hukuk çerçevesinde cumhuriyete karşı en büyük suçla yargılanıyoruz. Bu bir talihsizliktir. Özümüzün ifadesi değildir.  Tarih, bu eylemin cumhuriyetin kurucusu ama çürümüş, hastalıklı bir öğesini sağlamlaştırma ve iki ayağı veya en sağlam kılınması gereken bir parçasının sağlık ve gücüne kavuşma hareketi olduğunu gösterecektir. Atatürk de cumhuriyeti, hem de, görevi devraldığı saltanata karşı, idam hükmü altında kurmuştur. Yıktığı devletin özü değil, çağa yanıt vermeyen saltanat ve hilafet biçimidir.  Yanlış anlaşılmasın, büyüklük iddiasında değiliz. Ama şu iddiayı kesinlikle baştan beri taşıyorum, taşıyoruz.: Karşı çıktığımız, cumhuriyetin özü değil, onun genelde tüm Türkiye’deki oligarşik-demokratik olmayan- yanıyla, doğduğumuz toplumun bağrındaki feodal inanç değer yargıları ve yapılarıdır. Bunun sonuç hedefi demokratik cumhuriyettir. Onun anayasası altındaki gerçekleşmesi gereken özgür yurttaş ve toplumudur. Cumhuriyet bu eylemle ancak büyük güç kazanır. Çağdaşlık görevinden anladığımız buydu: Yapmamak cumhuriyeti saygısızlık olacaktır.

 

İdeolojisi, programı, eylemi, karşıt gibi gözükse de eğer büyük bir savaşımının sonucunda inanç ve kararlılıkla ve pratik kanıtlanmasıyla bu aşamaya gelmişsek, buna saygı göstermeliyiz. Gerekirse insanlar büyük hata ve yanlışlıklarından ders çıkararak da doğruya gelebilirler. Tarih ve toplum zaten çoğunlukla böyle yürür. Hiç yanlış yapmadan düz yolda dosdoğru yürümek ancak  Allaha mahsustur. Peygamberlerin bile hata ve yanlışlık yapmaktan uzak olmadıkları kendi ifadeleridir. Bizim de, benim de birçok yanlışlıklarımız oldu. Bunlar büyük acı vermiştir.            Savunmamda özce bunları da gösterdim. Ama bunlardan dönüş iradesine de sahip olduğumuzu da inançla ve kanıtlarıyla ortaya koyduğumuz  da bir gerçektir. Yasalar açısından belki bu bizi aklamaz ama tarih ve toplumun aklayacağına inancımız da kesindir. Demokratik bir toplumda yetişmiş ve büyümüş olsaydık, hiç böyle bir isyan olur muydu? Kendini bile yasaklamış bulan, ağzından çıkan sözü ana dilinden suçluluk telaşı ile gizlemeye çalışan bir insandan her şey beklenir. Bun iyi görmek gerekir. Çağdaş uygarlıkta benzeri olmayan bir durumu bahane göstermiyor mu? Şunu ısrarla anlatmak istiyorum; kendimi bile tanımaktan korkarsam cumhuriyetten ve tüm yasal nizamını nasıl tanıyacağım, nasıl çağdaş olacağım? Yaşadığım halk gerçekliği bu. Hatta bir alternatif olarak ezici bir kısmı Türkleşmemişse bu halkın suçu olamaz. Kaldı kı bu yöntemin de çağdaş olmadığı, böyle zorla yürüyemeyeceği de ortaya çıkmıştır. O halde hata ve yanlışlıklar karşılıklı büyümüş ve acımasız hükmünü bu son isyanda okumaya çalışmıştır. Eğer irademizi kaybetmemişsek ders çıkarma diye bir sağ duyu ve birbirimizi gerçek çağdaş ölçülerle kabul edeceksek, yeniden vatanımız ve cumhuriyetimiz temelinde bunun ancak demokratik sistem içerisinde artık asla şiddete başvurmaksızın özgürlük ve eşitliğin önünü açarak başvurmamız gerektiği en temel görevimizdir. Hepimizin, tüm tarafların en başta şehitlerinin bir damla kanı ve çektikleri tüm acı ve verdikleri kaybın karşılığı bir daha sarsılmaz bilinç ve özgür iradeyle kurulmuş kutsal birliğimiz olmalıdır. Bu bize hayal gibi gelmemelidir. Açalım tarih sayfalarını, tüm anlamlı birliklerin böyle kurulduğu görülecektir.

 

Bu yargılamaya, tüm bu gerekçeyle tarihi bir toplumsal yargı olarak görüyorum. Cumhuriyetin, zamanında yerine getirmemiş görevlerinin yığıla yığıla  biriktirdiği ağır bir sorununun, Doğu, Kürt sorunun son patlak vermesini yargı huzuruna getirilmesidir diyorum. Sayın yargıçlar, şüphesiz yasalara bakarak değerlendirecek ve karar verecekler. Ama tarihsel ve toplumsal arka bahçesi böyle olan bir sorunu, benim hukuk  açısından fazla savunma gereği duymamamı anlayışla karşılamalıdır. Sayın savcılarımızdan da bunu bekliyorum. Gerekirse avukatlarım meslekleri gereği hukuki boyut ağırlıklı savunmayı da yapacaklar ve yapmalıdırlar, derim. Tüm gücümle yapmaya çalıştığım sorunun asla bir daha şiddetin diline başvurmadan çözüme götürülmesidir. Savunma gerekçem ve tezlerimi ağırlıklı bu yöne bilinçli verdim. Çünkü hiç ölmeyen topluma ve onun yüceltilmesi gereken ifadesi olarak devlete saygın ve bağlılığımın gereği budur. Vatana ihaneti asla ağzıma bile almam. Olsa olsa onun Misak-ı Milli gereklerini çağdaş ölçüler içerisinde yerine getirilmesi yani büyütülmesidir. Savunmamın bu anlamda en büyük ifadesi Misak-ı Milli’nin başlangıç ilkeleri ile özellikle Kürt halkına neyi söylemişse, cumhuriyete nasıl kurucu bir halk olarak katılmışsa onun gereklerinin yerine getirilmesi gereğidir. Misak-ı Milli’nin dışında  kalan parçalardaki Kürt-Türkmen topluluklarına en azından yaşadıkları devlet içinde soykırıma uğramadan demokratik kimlikleriyle yaşamalarına Türkiye Cumhuriyetinin yardımı hem ahlaki hem siyasi bir görevidir, diyorum. Bu başka devletlerin iç işlerine karışma değildir. Tarihi ve insani bir yaklaşımdır.

 

Bu savunmamla daha da açıklığa kavuşturulduğuna inandığım ülke bütünlüğü ve devletin bağımsız varlığıdır. Bunun özünün demokrasinin oturtulmasıdır. Bu anlamda tarihi bir hizmetin gereklerini yerine getirdiğime inanıyorum. Tüm Türkiye’de olduğu gibi Kürtlerin yoğun yaşadıkları her yerde yapmaları gereken büyük demokratikleşme çabalarıdır. Bundan sonuç alınabileceğidir. Ekonomik ve sosyal-kültürel gelişmenin demokratik siyaset altında cumhuriyetle hep güçlenen, zenginleşen bir birliğe götüreceğidir. Bu yaklaşımın değerinin gerçekçi ve başarıya götüreceğini  büyük inancımı belirtmeye çalıştım. Yine savunmamla soruna şiddetle yaklaşımın tarihi anlamı kalmadığını bunu tekrarlamanın ağır bir sorumsuzluk olacağını bunu önlemek için büyük çaba içinde olmaya çalıştığımı, daha çalışmam gerektiğini, hatta tek yaşam gerekçemin, barış evresini yakalamak olduğunu belirtme kararlılığımı  ortaya koymaya çalıştım. Barış eğiliminin savaştan da zor ama daha anlamlı ve kazandıracağına dair inancımı belirttim. Bu yönlü büyük çaba içinde olmam bundan sonra tek temel gayem olacaktır. Bunu örgütsel güçler de dair tüm halkımıza taşırmanın en temel görevim olduğunu tamamen bilincindeyim. Her savaşın bir barışı olduğuna bunun için de demokratik cumhuriyetin ,özgür barış anlamına geldiğine  çözümün bu çerçevede gelişeceğinin inanç ve kararlılığı içindeyim. 

Bu isyana öncülük eden PKK’nin artık bu dönemi aşarak demokratik sistemin ölçüleri içinde yeni program ve yapılanma ile yasal ve siyasal sürecin gereklerine dönüşüm hazırlıklarına yönelmesinin gereğini vurguladım. Kişiler kadar, örgütlerin de tarihi sürece cevap verdiklerinde yaşama şansını ve başarısını ortaya koyacaklarını aksi halde gerilemekten ve aşılmaktan kurtulamayacaklarını belirttim. Savunmamı aynı zamanda PKK’nin varlığını barış ortamına göre dönüşüm ve gerektiğinde devletinde açık olması halinde, bir “Barış kongresi” ile vurguladım. 

Görülüyor ki, savunmam iddialara tek tek yanıt vermekten çok olası bir çözüme katkı sunmaya yöneliktir. Geçmişi çözmek kadar, daha çok ortak yaşamanın demokratik kurum ve tecrübeleri ışığında yine tarih ve güncel gerçekliğimiz içinde bir yanıt aramaya çalıştım. Bugünün büyük demokratik hareketlenmesi için de hem buna neden hem de sonuç olarak, demokratik çözüm tarzının ülkenin bütünlüğünü ve cumhuriyetin gücünü sadece korumakla kalmayacağına, güç vereceğine özellikle vurguladım. Özgür bilinç ve iradeyle kurulan birlikteliklerin en sağlam birliktelikler olduğunu, cumhuriyet ile demokratik birliğin, her tür ayırımcılığa karşı da en sağlam güvence olduğunu da belirttim.  

Cumhuriyet tarihinin bu en zor sorunu çözümlendiğinde Türkiye’nin iç barışından aldığı güçle bölgede lider bir ülke olarak hamle gücüne kavuşacağı kesindir. Ortadoğu’da liderlik dönemi Orta Asya’dan Balkanlar ve Kafkaslara kadar etkili olma anlamına gelecektir. Demokratik sistemin çözüm gücü, başta barış olmak üzere, birçok çelişki ve sorun olan bu bölgelere haklı bir müdahale ve desteğin verilmesi ve istenmesine de yol açacaktır. Bu, aynı zamanda gelişmiş ekonomi ve kültürel gelişmenin de taşırılarak zenginleşmeye yol açacaktır. Türkiye iki binli yıllara bu perspektifle girmektedir. Kürt sorun ayak bağı idi. Çözümü ile muazzam güçlenmesi ardında tarihi dönemeci başarıyla yakalaması demektir. Eğer, dış oyunlardan bahsedeceksek, temel amacın bu dönemeçte yüz geri yapmak istedikleri ve Kürt sorununu da araç olarak kullanmakla bunu başaracaklarına inandıklarıdır. Tarihin her kritik döneminde bu oyunlar oynanmak istenmiştir. Çözümsüz kaldığında başarıyla oynanmıştır da. O halde, görev, sorunu kendi ellerimizle çözmek, oynamak isteyenlere karşı kendi güçlü silahımız haline getirmektir. Savunmamda bunun hem oldukça mümkün hem tek çaremiz olduğunu ortaya koydum. Bizzat tecrübemiz buna en iyi kanıt oldu. O halde ilk defa özgür irade ile gerçekleştireceğimiz bu kardeşlik çözümü yeni bir tarihi süreç olacaktır derken haklıyız. Bu yargılama cumhuriyet tarihinin en önemli barış davası da olmalıdır. İsyanların getirdiği tüm acıları, korkuları ve gerilikleri bu davanın bir kilometre taşı olarak geride bırakması,  demokratik sistemin gerçekleştireceği barışı ile mümkündür. Kendi yargılanmamı onurlu barışın gerekçesi yapmak en temel demokratik idealimdir. Savunmam temelde bu amacımla bağlantılıdır,ve en doğrusu da budur. Bu ülkeye ve tüm halkımıza borcumuzu da bundan daha değerli hiçbir şey ile ödeyemeyiz. Adil ve onurlu bir barış olmadan ne ülkede ne de dünyada yaşamın hiçbir anlamının olmadığı derin bilinciyle bunu herkesten önce gören ve slogan haline getiren Mustafa kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış Dünyada Barış” ilkesi de daha çarpıcı yaşam ifademiz olmaktadır. Kurduğu cumhuriyetin ancak demokratik esaslarda barışı getireceğine ve bunun da dünya, bölge barışına en büyük hizmet olduğuna inanıyoruz. 

Sayın yargıçlar, başsavcının iddianamesindeki  hususlara bu tarz yanıt verme ile sadece şahsım adına değil, sorumlu tutulduğum için PKK ve adına isyan ettiği halk kesiminin sorunlarına yanıt vermeye çalıştım. Suçlamalar ne kadar belgeli olsalar da sorunların varlığı ve çözümü için çabalarımızın gerekli olduğuna dair nedenleri ortaya koydum. İsyanda karşılıklı hatalar ve yanlışlıklar olmuştur. Eylemlerin bir çoğundaki gereksizliği, acımasızlığı belirttim. Acısını iliklerime kadar yaşadığımı ve barışa en çok susayanlardan olduğumu dile getirmeye çalıştım. Tüm isyanlar içinde acımasızlıklar vardır. Bastırmada da vardır. Ama en büyük tesellimiz bunu gerçekten cumhuriyetimizin sürekli ağrıyan bir hastalığı olmaktan çıkarmak, sağlıklı bir parçası ve barış gücü haline getirmektir. Halkımızın buna ekmek su kadar ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Onun için diyorum ki, bu dava kutsal barışın kilometre taşı olmalıdır. Cumhuriyete karşı borcun demokratik birlik dışında ödeme yolu yoktur. Bu borcu ancak özgürleşmiş yurttaşlar olarak verebileceğimiz mutlak bilinmelidir. Köleliğin, inkarcılığın cumhuriyeti olamaz. Bu anlamda çaba ve mücadelemizin cumhuriyetin özüne bağlı, ona ulaşmanın bir gereği olduğuna asla kuşku duymuyorum. Cumhuriyetleşmenin ta kendisine inanıyorum. Bu anlamda ağır feodal koşullarından ötürü cumhuriyet halkı haline gelememiş halkımızın, artık “Ne mutlu demokratik cumhuriyet halkı olmak” sloganı altında barış içinde, ayrılma kabul etmez özgür bir halk gerçekliğine ulaşmakla mutlu olacağına, bunun tarihi sürecini Türkiye’nin ülke bütünlüğü ve devlet varlığı içinde tüm halkı ile yakaladığına ve başaracağına inancımı belirtmek istiyorum. .