|
|||||
|
|||||
|
Nasıl
ki kapitalizm sosyalizmin kazanımlarını kendi demokrasisinin
içine alarak – kominist partilere bile izin vererek- demokratik açılımla
bu arada temelinde rol oynayan insan haklarına daha fazla sahip çıkarak
bunu zamanında sağlamayan reel- sosyalizmi aştıysa,
yeni dönem sosyalizmi de, kapitalizmin değil sadece tüm insanlığın
tarih değerlerine sahip çıkarak, yeni insanlık önündeki
tehlikeleri göğüsleyerek büyük çözüm gücüne ulaşabilecektir.
Toplumsal diyalektiğin bu evrim kanununa zamanında yanıt
verenler gelişmenin sahibi olurken, veremeyenler sadece büyük acıların,
anlamsız kayıpların enkazı altında
kalmaktan kurtulamazlar. Günümüzde yoğun yaşadığımız
sosyal değişimlerde, neredeyse ,her gün dünyanın bir parçasında
bu kanunun adeta laboratuar uygulamasını görmekteyiz. Sonuç
çıkarmamak ya kör olmak ya da, büyük bir tutuculukla mümkündür. Bu
genel gelişmelerin yoğunlaşmış bir odağında
Türkiye’de de değişim dönüşüm aslında tüm yüzyılı
kapsasa da, sosyal anlamda neslimizin
içinde geçtiği daha çok otuz-kırk yıldır. Buna, yıllara
damgasını daha çok vuran dönemin parlak yıldız ideolojisi
sosyalizmle, ona karşı direnen sağ ve dini ağırlıklı
ideolojiler oldu. Sosyalizmin Türkiye’ye aktarılması kapitalizmden
daha fazla eklektik, kopyacı, şabloncuydu. İç sosyal düşünce
yoğunlaşması zayıf, dogmatik, toplumsal özellikleri
aydınlatan çözen değil basma kalıp uygulayıp gelişmeyi
sağlayacağını sanıyorlardı. Çok genellemeci,
pratikte üstün körü bir yürüyüşe sahiptiler. Her ne kadar islamiyette
“lailaha illallah muhammed resulallah”
demekle insan müslüman olsa da ve bunun dönemine göre anlamı ve ağırlığı
olsa da, sosyalist olmak 70’ler Türkiye’sinde bundan da belki ezberci
ve sorumsuzcaydı. İdeolojilerin ciddiyetine uygun bir yaklaşımdan
uzaktı. Kolay inanan ve çıkarına göre bırakan “münafık
tarza” çok benziyordu. Ortada sosyalizm ideolojisi değil onun bir
çok “münafık mezhebi” yani sahte fraksiyonu söz konusuydu. Bu ortama
genelde hakim olan yoz bir tarzdı. Biraz da işin modasına
kaçılıyordu. Üst yapıda da resmi ideolojiye bağlılıkta
da aynı tarz sürüp gidiyordu. Dolayısıyla dönemin temel
değişim ihtiyacı sosyal değişimin sağlıklı
biçimi ortaya çıkarılamadığı gibi, bir kaosun
içine itildi. Tarihi açıdan en çok yanıt verecek kapsamlı
bir demokratik hareket şansı kaçırıldı, aşırı
şiddet, toplumun tepkisini çekti. Doğal olarak
klasik sağ muhafazakarlık eğilim güç kazandı.
Bir kez daha “çözümü doğru koyamazsan çözülürsün” kuralı işledi.
Yenilikçi sol lafta, demagojik kaldı. Sağ, yenilik getirmekten
uzaktı. Ordunun klasik dengelemeciliğiyle bu yıllar sıradan
ama birçok büyük acı ve gelişme fırsatlarının
kaybedilmesiyle kaybedildi. PKK, tarihinin
bu aşamasında yeni yolunu belirlerken olgun ve kendine güvenle
hareket etmelidir. Kendini gözden geçirmek temel hata ve yanlışlıklarını
cesaretle ortaya çıkarmak, büyük örgüt, hareket olmanın bir
gereği olduğunu, aksine zamanında bunu yapamamanın
bir örgütün zayıflığını
belirlediğini gözden kaçırmamalıdır. Değişiklik
vardır bitirir, değişiklik vardır tarih yaratır.
Aynı biçimde ama, kendini tekrarlayarak yürümek belki yorar ama dolap
beygiri gibi mesafe aldırtmaz. Devrimci mücadelede yaratıcılığın
yitirilmesi tutuculuk o da sonuçta aşılmadır. Hayat yaşam
dışılığı uzun süre kaldırmaz, yaşamı ilerletmeyen güç, engel haline
gelir ve bizzat onu yaşamın kendisi, en büyük devrim gerçeği
haline gelir, engeli aşar. Mezhepselleşme yaşamın
çarpık biçimidir. PKK şüphesiz bu durumlara düşmemiştir.
Klasik yolunda da rahatlıkla yürüyebilir ve kazandıracakları
da küçümsenemez. Ama bunun sanıldığı gibi kuru güvenle,
alışılagelmiş yöntemlerle sağlanmayacağı
çözümün er geç yakalanmasıyla mümkün olacağı açıktır.
Özce; ilkeler program ve eylem tarzını gözden geçirmek, hele
neredeyse çeyrek asır geçmişine rağmen bunu yapamamak,
biri ne kadar gerekliyse diğer o kadar tehlikelidir. Bir büyük pratiği,
hele en geri toplumsal, ulusal ve uluslar arası koşullarda en
amansız bir mücadele biçiminde eşine ender rastlanan bir isyan-savaş
türünde bunu yoğunca gözden geçirmek ilerlemek için kaçınılmazdır.
Bunun yapamamak, tarih karşısında büyük sorumluluk durumuna
getirir, varsın bazıları eleştirsin, önemli olan tarihi
anın gereklerine yanıt olmaktır. Bazıları bunu
görmek istemez, bazıları da görür inanmak istemez. Ama doğru
olan, yeni olan hep böyle başlar. İddianamedeki
PKK resmi tabi ki değişmez. Resim ancak aşınır,
silikleşir. Ama PKK, bir halkın olduğu kadar yeni insanın
özgür yaşamıdır. Kendini zorla doğurtması hep
öyle büyüyecektir anlamına gelmez. Bir çocuk
da zorlu bir doğumla dünyaya gelir ama sonra doğal gelişmesini
zorsuz sağlar. Bu doğanın bir kuralıdır. Nitelik
sıçramaları zorlamalara yol açar, ama nicel gelişme esastır.
Bu insan toplumuna ve onun yanı sıra örgüt yaşamına
da uyarlamak neden yanlış olsun. Her şey başladığı
gibi bitse, veya değişmeden olduğu gibi kalsa, gelişme
olmayacağı gibi doğa yasalarına da aykırıdır.
Hele büyük zorlanmalar yaşanıyorsa bir olguda, olayda o ya çürür
ya yeni bir doğuş yapar, bir yeni gelişme aşamasına
uğrar. Bu diyalektik belirlemeler, iddianamedeki PKK tablosunun,
resminin onun canlı gerçeğiyle bağlantı kuramadığını
gösteriyor. Bu belki mahkum etmeye yeterli olabilir, ama, toplumsal sorunları
daha da ağırlaştırmaktan öteye gitmez. Tıpkı
tarihte örneği bolca görüldüğü gibi. Devlet için bu kadar tehlikeli
olacak, ağır bir savaş bilançosuna sahip olacak, bu kadar
siyasi gelişmeyi günlük olarak etkileyecek, onu aşkın hükümeti
zorlayacak, başarısız bırakacak, toplumu bu kadar
sarsacak bir hareketi salt eski yasalarla, toplumsal pratiğin çok
gerisindeki yasalarla mahkum etmek, büyük bir tutuculuk ve devletin geçirmesi
gereken reformla birlikte toplumu önemli bir demokratikleşme şansından
yoksun bırakır. Doğrusu, suçlama kadar, doğrunun ne
olduğu kadar nasıl çözüm yoluna gireceğini de göstermek
olmalıydı. İddianame bu şansı iyi kullanamamış,
klasik tek taraflı tümüyle olumsuz mahkum etmenin ötesine çıkamamıştır.
Cumhuriyet için de, PKK için de, genelde demokrasi özelde en temelinde
yatan sorun olarak Kürt sorununda tarihi bir uzlaşma ortama ve imkanı
vardır. Cumhuriyet, olgunca ve demokratikleşmesinin kayıp
değil en büyük kazanımı olduğunu görse ve bunu dayatmaktan
çekinmezse, PKK de kendini dönüştürmenin yolunun demokratik cumhuriyetle
uzlaşmadan gerçekleşmeyeceğini tarihi uzlaşmanın
ancak böyle gerçekleşebileceğini öngörerek,
adım atsa, toplumun demokratikleşme düzeyiyle, cumhuriyetin
aynı frekanslı düzeyi birleştiğinde, bu muazzam bir
sıçramaya yol açar. Eski yasalar, şüphesiz bunun önünde büyük
bir engeldir. Yeni yasalar ise, oldukça en açıcı rol oynayacağı
kesindir. Yasaların da önünü açacak olan şüphesiz yaratıcı
siyasi iradedir. PKK davası, iddianame ve savunması tarihin
bu büyük uzlaşma vadisinde büyük, küçük, az suçlu çok suçlu gibi
zıtlaşmalara girmeden, siyasetin harikulade inceliği yaratıcılığıyla
buluşma, aralarındaki buzları eritme ,yabancılaşmayı
giderme büyüklüğünü göstermekle ancak büyük kazanırlar. Tez
antitezden yeni bir sentez doğar. Devlet-PKK karşıtlığı,
Demokratik Cumhuriyet sentezine, zaferine yol açar. Hayat çelişkisiz ilerlemediği gibi, Cumhuriyetin
birçok resmi temsilcisinin de ifade ettiği gibi, tarihinin bu en
büyük olayında, isyanında, çatışmasında tercihini
boğmaktan yana değil, çelişkisini çözerek geliştirmekten
yana kullanmalıdır. Kendi bağrında doğan bir
yavruyu boğmakla bir şey kazanılmaz, ama onu kendi yaşamsallığında,
kendinden biri kılarak yaşatmak, gücüne güç katacak ve tarih
bu sefer bu sorunda, acı kapanmayacak, genel demokratik dünyanın
da istediği, toplumun da artık en temel talebi olan barışa,
büyük çelişkiden kurtulmanın ve güç kazanmanın yoluna girecektir.
PKK davası, Önderliği şahsında bu anlama sahiptir.
Mahkeme yargıçları bu tarihi davanın altında derin
tarihi toplumsal gerçeği gördüklerinde, demokrasi tarihine baktıklarında,
çok iyi bildikleri, ama, toplumsal gelişmenin önüne engel haline
gelen yasaları da birlikte değerlendirdiklerinde, şüphesiz,
tarihi kararlarını daha objektif verebileceklerdir. Kararlar
hukuk şekline değil, toplumsal özüne bakılarak yine günün
değil, yakın geçmiş ve geleceğin neyi gösterdiğini
göz önüne getirerek, hukuk tarihinde örneği çok görülen tarihi yaklaşımın
en azından önünü açık tutarlarsa ,bu, Cumhuriyetin şansı
olacaktır. PKK, Cumhuriyeti parçalayan iddiasından onu güçlendiren
temel olgulardan birisine dönüşecektir. Yargıçlar bunu görebilmeli.
Yirmi beşbine yakın mensubunu kaybetmiş, on bini aşkın
cezaevinde, daha yeni seçimlerde bir buçuk milyonluk seçmen taraftara
sahip bir hareketi Cumhuriyet mahkumu, karşıtı yapmamak
tarihi bir görevdir. Hatası, yanlışı olsa da yapılanın
orta düzeyde resmen çokça dile getirilen bir savaş olduğu, her
savaşın da bir barışı olduğunu, PKK’nin
de sınırlı olarak bile, devlet yol açarsa barış
yoluna girmekten, ortak vatan ve demokratik Cumhuriyete layık olduğu,
değeri gücü vermekten çekinmeyeceği, bu güçte olduğu görülecektir.
Aksi halde her iki taraf kaybeder, düşman kazanır, acı
artar, tarih kaybeder. Bu davadan beklenen tarihin er geç kazanacağı
yolda kararını vermek olmalıdır. Sonuç
olarak PKK program ve onun ilkelerinde son çeyrek asrın büyük değişikliklerini
de göz önüne getirerek ve en önemlisi Cumhuriyetin demokratik yapısında
Kürt sorunundan kaynaklanan fiili değişimi ve zorlanan yasal
sistemi göz önüne getirerek, kendinden beklenen ve bu gelişmelerin
çok yönlü gerekli kıldığı değişiklikleri
yapabilmelidir. Demokratik Cumhuriyetin temel çerçevesinde ortak vatan
anlayışında, ütopik dönemin ve artık özgürlük için
tek biçim olmayan ve zaten fiilen işlemeyen, bırakılan
ve özgür birlik anlayışında ifadesini bulan bir siyasi
programı geliştirebilmeli bunu
en yakın bir konferansta resmileştirmelidir. Çıkmaz her
iki taraf için ancak böyle aşılabilinir. Cumhuriyetin toplumsal
ve ideolojik temelde büyük bir demokratikleşmeye girdiği, bu
sürecin önüne geçilemeyeceği açıkken, PKK’nin program yapısının
da 70’lerin reel-sosyalizminden etkilenen ve Kürt-Türk ilişki realitesine
dogmatik yaklaşımın epey etkisinde olan programını
Türkiye genelinde demokratik siyasetin ve Kürt toplumunda bunun daha derinlikli,
ayrıntılı bir programına ulaşmalıdır.
Bu siyasal-yasal gelişmenin dolayısıyla çıkmazın
aşılmasının yolunu açacaktır. |
|||||