PKK de Dönüşüm Sorunları

2O. Yüzyılın sonlarına doğru, sosyal ve siyasal sistemlerin büyük  değişim ve dönüşüm yaşadıkları, buna direnenlerin fazla başarı gösteremedikleri çarpıcı bir gerçekliktir. Esasta,  bilimsel- teknik devrimle bu temelde özgürleşen bireyin arayışına cevap veremeyen sistemlerin, alabildiğine zorlandığı, yama üstüne yama da vursa, yine zor ve ne kadar bastırsa da değişim hiçbir dönemde kıyaslanamayacak boyut ve hızdadır. Adeta atom çağının sosyal, siyasal yansımalarını yaşıyoruz. Yüzyılın başında demokratik ilerlemenin, bunun en ileri eşitçi ve özgürlükçü biçiminin, yani sosyalizmin öncülüğünde büyük alt üst oluşa uğrayan başta Rusya olmak üzere,  giderek dünyada bir sisteme kadar giden kapitalizmi alabildiğine sıkıştıran sosyalizm yüzyılın sonlarında adeta solunum yetersizliğinden veda etmek durumunda kaldı. Bu sosyalizm, tabi bir çok sistemin kuruluşunda görüldüğü gibi katılığında; özündeki özgürlüğe ve eşitliğe gereken kanalları sistem içinde açamamasından, hem ekonomide hem siyasette kapitalizmin bile yaşadığı ve kısmen bireye yansıttığı olumlu gelişmeleri yansıtamadığından çözülüşünü de beraberinde getirdi. Dinlerde de görülen bir nevi mezhepleşmeyi yoğun yaşaması da bunda etkilidir. Tabi bu hiçbir olumlu mirasın kalmadığı anlamına gelmez. Asla çağımıza en temel biçimini veren, sosyal ve ulusal kurtuluşları, daha özgür eşit sınıf ve ulusların ortaya çıkmasında tarihi rolü tartışmasızdır. Kapitalizmin birkaç yüzyılda sınırlı yaptığını, o,  yarım yüzyılda fazlasıyla gerçekleştirmiştir. Kapitalizmin, temelinde rol oynadığı ağır dünya çapındaki bunalımlara yanıt verememesi ,salt kendi kusuru değildir. Ama yine de sorumlu tutulduğundan ya çözecekti ya çözülecekti. Çözemediğinden çözülmek zorunda kaldı. Tarihte örneği çok görülen bir gelişmedir.  Kökenleri üzerinde yeniden yeşereceği kuşkusuzdur. Yine temel insanlık problemlerine sosyalizm, yani bilimin daha da sosyal gerçekliği çözmesinin ifadesi olarak bilimsel sosyalizmin, olgunluk aşamasından yeşereceği kaçınılmazdır. Aşırı eşitsiz ve özellikle tarihle, doğayla, birçok toplumsal sorunla baş edemeyen günümüz kapitalizmi, tezine karşı antitezi oluşacaktır. Zaten büyük bir deneyimi, arkasında bırakan sosyalist deney kazandırdıklarıyla kazandırmak zorunda olduklarını sentezleyerek  özellikle doğa-çevre, kadın-çocuk- nüfus, tarih, kültür, etnik, dini azınlık ve ulusal durumlarla, sosyal dengesizliklerin çözüm gücüne teorik yenilemeyle birlikte ,doğru pratikliği iç içe  geliştirdiğinde olgunluk dönemiyle; esasta da çözülüşüne yol açan kendi demokrasisini, kapitalizmin bile nasıl yararlı kılınabileceğinden tutalım etnik, kültürel adı geçen tüm guruplara yer vereceği en gelişmiş demokratik sistemiyle yenileme gücünü gösterecektir.

PKK Genel Başkani Abdullah Öcalan'in Asrin Davasi'na Sunduğu Savunma

GİRİŞ

Demokratik Uygarlıga Doğru

20. Yüzyıl Sonunda Zafer Kazanan Demokrasi

Türkiye'nin 2000'li Yıllar Gündemi

Türk-Kürt ilişkilerinde kısa tarih ve bazı temel özellikler

Ulusal Kurtuluş Savaşı Ve Türk- Kürt İlişkilerinde Yeni Aşama

PKK' nin Ortaya Çıkışı ve Kürt Sorununda Yeni Aşama

Cumhuriyet Tarihinde Kürtlerin Rolü , Sorunu ve Çözümü

PKK de Dönüşüm Sorunları

PKK Eylem Yapısı

TBMM Reisi Mustafa Kemal

Kürt Sorunu, Ayrılma Değil, Cumhuriyetle Demokratik Birlik Sorunudur

Ya ayrilik, isyan, buna karsi ya bastirma ve inkar!

Demokratik Birlik Çözümü Türkiye'nin Gelecegidir

Demokratik Birlik Çözümü Için Tezler

Kisisel Durumum

SONUÇ: Demokratik Birlik Cumhuriyetin yeni tarihsel adimidir

Nasıl ki kapitalizm sosyalizmin kazanımlarını kendi demokrasisinin içine alarak – kominist partilere bile izin vererek- demokratik açılımla bu arada temelinde rol oynayan insan haklarına daha fazla sahip çıkarak bunu zamanında sağlamayan reel- sosyalizmi aştıysa, yeni dönem sosyalizmi de, kapitalizmin değil sadece tüm insanlığın tarih değerlerine sahip çıkarak, yeni insanlık önündeki tehlikeleri göğüsleyerek büyük çözüm gücüne ulaşabilecektir. Toplumsal diyalektiğin bu evrim kanununa zamanında yanıt verenler gelişmenin sahibi olurken, veremeyenler sadece büyük acıların, anlamsız kayıpların enkazı altında  kalmaktan kurtulamazlar. Günümüzde yoğun yaşadığımız sosyal değişimlerde, neredeyse ,her gün dünyanın bir parçasında bu kanunun adeta laboratuar uygulamasını görmekteyiz. Sonuç çıkarmamak ya kör olmak ya da, büyük bir tutuculukla mümkündür. Bu genel gelişmelerin yoğunlaşmış bir odağında Türkiye’de de değişim dönüşüm aslında tüm yüzyılı kapsasa da, sosyal anlamda  neslimizin içinde geçtiği daha çok otuz-kırk yıldır. Buna, yıllara damgasını daha çok vuran dönemin parlak yıldız ideolojisi sosyalizmle, ona karşı direnen sağ ve dini ağırlıklı ideolojiler oldu. Sosyalizmin Türkiye’ye aktarılması kapitalizmden daha fazla eklektik, kopyacı, şabloncuydu. İç sosyal düşünce yoğunlaşması zayıf, dogmatik, toplumsal özellikleri aydınlatan çözen değil basma kalıp uygulayıp gelişmeyi sağlayacağını sanıyorlardı. Çok genellemeci, pratikte üstün körü bir yürüyüşe sahiptiler. Her ne kadar islamiyette “lailaha illallah  muhammed resulallah” demekle insan müslüman olsa da ve bunun dönemine göre anlamı ve ağırlığı olsa da, sosyalist olmak 70’ler Türkiye’sinde bundan da belki ezberci ve sorumsuzcaydı. İdeolojilerin ciddiyetine uygun bir yaklaşımdan uzaktı. Kolay inanan ve çıkarına göre bırakan “münafık tarza” çok benziyordu. Ortada sosyalizm ideolojisi değil onun bir çok “münafık mezhebi” yani sahte fraksiyonu söz konusuydu. Bu ortama genelde hakim olan yoz bir tarzdı. Biraz da işin modasına kaçılıyordu. Üst yapıda da resmi ideolojiye bağlılıkta da aynı tarz sürüp gidiyordu. Dolayısıyla dönemin temel değişim ihtiyacı sosyal değişimin sağlıklı biçimi ortaya çıkarılamadığı gibi, bir kaosun içine itildi. Tarihi açıdan en çok yanıt verecek kapsamlı bir demokratik hareket şansı kaçırıldı, aşırı şiddet, toplumun tepkisini çekti. Doğal olarak  klasik sağ muhafazakarlık eğilim güç kazandı. Bir kez daha “çözümü doğru koyamazsan çözülürsün” kuralı işledi. Yenilikçi sol lafta, demagojik kaldı. Sağ, yenilik getirmekten uzaktı. Ordunun klasik dengelemeciliğiyle bu yıllar sıradan ama birçok büyük acı ve gelişme fırsatlarının kaybedilmesiyle kaybedildi.

PKK, bu hareketli yılların anaforuna kapılmanın bir ürünü olarak doğmasına rağmen, Türkiye’nin kanayan yarası ve çok açık çelişkileriyle, dünya çapında çözüme giden ulusal sorunların çarpıcı etkisi altında, Kürt sorunu yakalamada ve kısmen daha doğruya yakın çözmede fazla zorlanmadı. Dolayısıyla gelişmesi de hızlı oldu. Bu esasta bazılarının iddia ettikleri gibi şiddet sonucu değildi, onun da bir ürünü olduğu toplumsal çelişkinin düzeyiyle bağlantılıdır. “Vursan düşürürsün” gibi bir olgun meyveyi koparmaya benzer. Burada, öncünün inancı ve bazı temel doğruların gereğini yapmak, aslında başlangıç için yeterliydi. Hele benzer grupları aşmak, ideolojik resmi, gayri resmi barajları aşmak ve ilk eylemleriyle sarsıcı olmak içten bile değildi. Amatörce bir yaklaşım bile yeterliydi. Benzer grupları ve düzen ideolojilerini, feodal engelleri aşmak için bir on yıl bile fazlaydı. 1980’lere geldiğimizde, düzen, hem feodal olarak yerel düzeyde, hem de, resmi olarak genel düzeyde aslında aşılmıştı. İdeolojik ve siyasal sistem ve engellerin artık engelleyici olamayacağı açığa çıkmıştı. Bu derinliğine özümsenmemiş sosyalizmin ideolojik gücüyle yine iyi incelenmemiş yüzeysel bir Kürt, tarih ve toplum bilincine dayanıyordu. Yani amatör bir hareket için yeterliydi. 80’lere kadar gelişme esasta böyle izah edilebilir. Bu gelişmeyi ancak ordu durdurabilirdi. Nitekim öyle oldu. Ama buna karşı da Ortadoğu kanalında bulunan yatakla cevap verildi ve kısmen aşıldı. Ordunun klasik bastırma tarzı da 90’lara geldiğimizde böyle aşıldı. Tabi bu ordunun yenilgisi değildi. Sadece klasik bastırma tarzının tarihte belki de ilk defa aşılabileceğinin etkileyici bir örneğiydi. Devlet- ordunun bu gelişmeye verdiği yanıt meseleyi, yani Kürt sorununu, resmi ağızlarda en üst düzeyde kabul etmek ve sınırlı bir çözüme razı olmaktı. Bu gerçekten tarihi bir gelişmeydi. Türkiye realitesinde ne kadar savaşılsa da, sonuçta gelinecek çözüm noktasıydı. Ana hatları Cumhuriyet Türkiye’sinin kurucu asıl bir öğesi olarak ihmal edilmiş, isyanlar gerçeği nedeniyle sindirilmiş-korkutulmuş, böylece çok geri ve cahil bırakılmış, feodal tarzın daha da geri çarpıtılmış bir  ucube biçimine mahkum olmuş Kürt gerçeğini, Başbakan Demirel’ in ağzından yeni  hükümet kuruluşunda Diyarbakır’da “Kürt realitesini tanıyoruz” ve daha kapsamlı Cumhurbaşkanı Özal’ın  açıklamalarıyla artık dile getirmek resmi, gayri-resmi tüm parti ve çevrelerin baş gündemine oturdu.  Bu çözüm şansının yakalandığını gösterir. Ama gerçekten herkes hazırlıksız ve amatördü.  Sorun ağır, ama nasıl çözülmeli de tam bir yüzeysellik vardı. Bu PKK için de geçerliydi. Kısmi ateşkes cesur bir girişimdi ama derinliği-hazırlığı taraflarda fazla mevcut değildi. PKK’ de klasik isyancı tarz,  devlette de güçlü olan bastırma tarzı başat olunca bu gerçekten tarihi çözüm fırsatı kaçırıldı. Tabi burada fırsatçı politikacılar, provakasyonlar ve dış güçlerin etkilemeleri de küçümsenemez. Devlet aslında bu yıllarda genelde olduğu gibi ciddi kabuk değiştiriyor. Özellikle Sovyetler’ in çözülüşü, Körfez Savaşı sonrası Türkiye’yi yakından ilgilendiren gelişmeler, Kürt meselesine çözümü hayati  kılıyor ve bunun yolu da, gerçekten gecikmiş temel ihtiyaç olan kapsamlı, bir demokratikleşmeden geçiyordu. PKK burada  direndi. Kendini geliştirmeden ziyade aşırı tekrarlayarak direndi. Tek çareyi bunda görüyordu. Halbuki reel-sosyalizmin çözülüşünden, demokratik çözüm tarzını çıkarabilmeliydi. “Ulusların kaderlerini tayin hakkı ilkesi”nin artık geçerliliğini yitirdiğini, bilimsel-teknik değişmenin aslında 17’ci yüzyıldan beri gelişmenin ürünü olan ulus-devlet anlayışını çözdüğünü aynı sınırlar dahilinde demokrasiyi geliştirerek, sınırlara hiç dokunmadan geliştirilecek bir çözümün daha gerçekçi olduğunu görmeliydi. Kısaca, 70’ler programını bırakıp yeni bir programa ulaşmalıydı. Türkiye’yi, hem kuruluşunda hem  90’larda yaşadığı gelişmeyi de göz önüne getirerek yeniden çözümlemeli ve programını bu yeni gelişmelere dayandırmalıydı. Dünya çapında reel-sosyalizm çözülüyor, Sovyet sistemi dağılıyor, çözüm kör-topal bir demokraside görülürken bundan şüphesiz önemli sonuçlar çıkarılmalıydı. İdeolojik-ütopik bir söylemden öteye gitmeyen, ayrı parça ayrı devlet yerine , ortak anavatanın bir parçası olarak ana coğrafya kavramı ve gerçekliği de objektif olarak mümkünü çok zor bir parça devlet anlayışı yerine -ki kurulsa da kendini yaşatması  mümkün olamaz ve gerekmezdi de- bunun yerine, dünya çapında gelişim gösteren aynı sınırlar dahilinde, ama demokratik bir toplum olarak Kürtlerin cumhuriyetle özgür birlikteliğini açık görmeli, göstermeliydi. Hele aşırı iç içe geçmişlik, yoğun asimilasyon, nüfusun neredeyse yarıya yakını farklı coğrafyada ise bulunacak çözüm ve tercih edilecek olanı da, derinleşmiş bir demokrasiydi. Bunun pratik dili kendini giderek yozlaşan ve çok acılara, kayıplara yol açan şiddet yerine siyasal-demokratik faaliyeti yoğunlaştıran bir eylem çizgisine yönelmeliydi. Giderek kirleşen savaşa son verme de usta ve sorumlu hareket etmeliydi. Artık orduya karşı sürgit bir gerillanın bile, eninde sonunda aynı çözüm noktasına gelmekten öteye rol oynamayacağını görmeli, kontrollü bir biçimde kendini siyasal-yasal bir seçeneğe dönüştürmeyi gündemleştirmeliydi. 93’ten sonra gerillada ısrar, tekrar yerine bunun tedbirlerini alabilmeliydi. Devleti kullanan çetecilik ve gerilladaki aşınma her ne kadar sorumlu tutulsa da yine de doğrusu, 90 başlarındaki hem dünya hem devletteki gelişmeyi görüp yanıt oluşturmaydı. Bunu sezmek ihtiyacını duymakla birlikte tecrübesizlik, geleneksel korku gerçekten engellemede  önemli rol oynadı. PKK bu yıllarda yenilmedi. Ama fazla gelişme de göstermedi. Çünkü mevcut biçimiyle  fazla ilerlemek o koşullarda zordu. Görülemeyen, çözümlenemeyen ve tekrardan kurtulamayan PKK gerçekliği budur. V. ve  VI. Kongre bu anlamda tekrar yani olan kongreler oluyor. Görülüyor ki ,PKK gerçekten büyük bir yol ayrımında ya klasik çizgisinde daha katılaşıp, sertleşip, geniş iç ve dış olanaklara dayanarak yaşamını sürdürecek, ya da, dünya ve Türkiye realitelerini doğru değerlendirip, silahlı mücadele aşamasını belli yasal güvenceler temelinde temel taktik olarak bırakıp, yine programına Türkiye bütünselliğini esas alıp genel bir demokrasi programıyla daha da ayrıntılı işlenmiş bir Kürt toplumunun, dönüşüm programını, siyasal-yasal eylem ve örgüt biçimini esas alan bir yapıya kendini dönüştürecektir. Tarihi aşama kesinlikle budur. Bu dönüşüm, asla bir döneklik ve tasfiyecilik olarak görülmek şurada kalsın, gerçek bir devrimci dönüşüm olarak algılanmalıdır. Tersi yani çizgi ve yapıda beklenen dönüşümü gerçekleştirememek aşırı tutuculuk, giderek tasfiyecilik olarak rol oynayacaktır. Veya, benzeri örgütleri gibi mezhepsel olarak katılaşmaktan kendisini alıkoyamayacaktır. PKK’ de özde yaşanan, ama tam formüle edilemeyen bu gerçekliği, onun dönüşüm ihtiyacını  açıkça ortaya koyuyor. Sorunu görmek kadar bir an önce tekrarı önlemek, güç kaybının önüne geçmek parçalanmaya fırsat vermeden ortak bir iradeyle bir dönüşüm programını, gerilladan güvenceli ve yavaş yavaş, Türkiye demokratik çözüme geldikçe, siyasal-yasal sürece onun örgüt ve eylem hattına ulaşma bu platformu yakalamayla çözüme koyulabilecektir. Bu sanıldığı gibi ,liderlik konumuyla bağlantılı olmanın oldukça ötesinde ve derinliği olan bir sorun ve çözüm yoludur. Liderlik konumu ve durumu olsa olsa bunu hızlandırma rolündedir. Birçok süreçte de aslında liderlikçe buna benzer rol oynanmıştır. Bu özgünlüğü de doğru kavramak büyük önem taşır. Şüphesiz özgür koşullarda daha sağlıklı olurdu. Ama doğru çözümler kişiler tutsak da olsa mezarda da olsa geçerliliğini ister ve sürdürürler. Burada temel aşama onun doğru dile getirilmesi ve çözüm ihtiyacı belirleyicidir. Şüphesiz kişilerin ve hele hele bu PKK’ de ise liderliğin konumu belirleyici rol oynamaktan geri kalamaz. Temel rol oynanmışsa önderlikçe uzun süre kalıcılığı ve çözümleyiciliği de etkisini, gücünü sürdürecektir. Özce, PKK’ de  dönüşüm sorunu ve onun ana platformunu böyle koyabiliriz. Pratik önümüzdeki süreçte nasıl bir gelişme gösterecektir, ki birçok olguya bağlıdır; bize düşen öngörmek ve hazırlıksız yakalanmamaktır.

PKK, tarihinin bu aşamasında yeni yolunu belirlerken olgun ve kendine güvenle hareket etmelidir. Kendini gözden geçirmek temel hata ve yanlışlıklarını cesaretle ortaya çıkarmak, büyük örgüt, hareket olmanın bir gereği olduğunu, aksine zamanında bunu yapamamanın bir  örgütün zayıflığını belirlediğini gözden kaçırmamalıdır. Değişiklik vardır bitirir, değişiklik vardır tarih yaratır. Aynı biçimde ama, kendini tekrarlayarak yürümek belki yorar ama dolap beygiri gibi mesafe aldırtmaz. Devrimci mücadelede yaratıcılığın yitirilmesi tutuculuk o da sonuçta aşılmadır. Hayat yaşam dışılığı uzun süre kaldırmaz,  yaşamı ilerletmeyen güç, engel haline gelir ve bizzat onu yaşamın kendisi, en büyük devrim gerçeği haline gelir, engeli aşar. Mezhepselleşme yaşamın çarpık biçimidir. PKK şüphesiz bu durumlara düşmemiştir. Klasik yolunda da rahatlıkla yürüyebilir ve kazandıracakları da küçümsenemez. Ama bunun sanıldığı gibi kuru güvenle, alışılagelmiş yöntemlerle sağlanmayacağı çözümün er geç yakalanmasıyla mümkün olacağı açıktır. Özce; ilkeler program ve eylem tarzını gözden geçirmek, hele neredeyse çeyrek asır geçmişine rağmen bunu yapamamak, biri ne kadar gerekliyse diğer o kadar tehlikelidir. Bir büyük pratiği, hele en geri toplumsal, ulusal ve uluslar arası koşullarda en amansız bir mücadele biçiminde eşine ender rastlanan bir isyan-savaş türünde bunu yoğunca gözden geçirmek ilerlemek için kaçınılmazdır. Bunun yapamamak, tarih karşısında büyük sorumluluk durumuna getirir, varsın bazıları eleştirsin, önemli olan tarihi anın gereklerine yanıt olmaktır. Bazıları bunu görmek istemez, bazıları da görür inanmak istemez. Ama doğru olan, yeni olan hep böyle başlar. İddianamedeki  PKK resmi tabi ki değişmez. Resim ancak aşınır, silikleşir. Ama PKK, bir halkın olduğu kadar yeni insanın özgür yaşamıdır. Kendini zorla doğurtması hep öyle büyüyecektir anlamına gelmez. Bir çocuk  da zorlu bir doğumla dünyaya gelir ama sonra doğal gelişmesini zorsuz sağlar. Bu doğanın bir kuralıdır. Nitelik sıçramaları zorlamalara yol açar, ama nicel gelişme esastır. Bu insan toplumuna ve onun yanı sıra örgüt yaşamına da uyarlamak neden yanlış olsun. Her şey başladığı gibi bitse, veya değişmeden olduğu gibi kalsa, gelişme olmayacağı gibi doğa yasalarına da aykırıdır. Hele büyük zorlanmalar yaşanıyorsa bir olguda, olayda o ya çürür ya yeni bir doğuş yapar, bir yeni gelişme aşamasına uğrar. Bu diyalektik belirlemeler, iddianamedeki PKK tablosunun, resminin onun canlı gerçeğiyle bağlantı kuramadığını gösteriyor. Bu belki mahkum etmeye yeterli olabilir, ama, toplumsal sorunları daha da ağırlaştırmaktan öteye gitmez. Tıpkı tarihte örneği bolca görüldüğü gibi. Devlet için bu kadar tehlikeli olacak, ağır bir savaş bilançosuna sahip olacak, bu kadar siyasi gelişmeyi günlük olarak etkileyecek, onu aşkın hükümeti zorlayacak, başarısız bırakacak, toplumu bu kadar sarsacak bir hareketi salt eski yasalarla, toplumsal pratiğin çok gerisindeki yasalarla mahkum etmek, büyük bir tutuculuk ve devletin geçirmesi gereken reformla birlikte toplumu önemli bir demokratikleşme şansından yoksun bırakır. Doğrusu, suçlama kadar, doğrunun ne olduğu kadar nasıl çözüm yoluna gireceğini de göstermek olmalıydı. İddianame bu şansı iyi kullanamamış, klasik tek taraflı tümüyle olumsuz mahkum etmenin ötesine çıkamamıştır. Cumhuriyet için de, PKK için de, genelde demokrasi özelde en temelinde yatan sorun olarak Kürt sorununda tarihi bir uzlaşma ortama ve imkanı vardır. Cumhuriyet, olgunca ve demokratikleşmesinin kayıp değil en büyük kazanımı olduğunu görse ve bunu dayatmaktan çekinmezse, PKK de kendini dönüştürmenin yolunun demokratik cumhuriyetle uzlaşmadan gerçekleşmeyeceğini tarihi uzlaşmanın ancak  böyle gerçekleşebileceğini öngörerek, adım atsa, toplumun demokratikleşme düzeyiyle, cumhuriyetin aynı frekanslı düzeyi birleştiğinde, bu muazzam bir sıçramaya yol açar. Eski yasalar, şüphesiz bunun önünde büyük bir engeldir. Yeni yasalar ise, oldukça en açıcı rol oynayacağı kesindir. Yasaların da önünü açacak olan şüphesiz yaratıcı siyasi iradedir. PKK davası, iddianame ve savunması tarihin bu büyük uzlaşma vadisinde büyük, küçük, az suçlu çok suçlu gibi zıtlaşmalara girmeden, siyasetin harikulade inceliği yaratıcılığıyla buluşma, aralarındaki buzları eritme ,yabancılaşmayı giderme büyüklüğünü göstermekle ancak büyük kazanırlar. Tez antitezden yeni bir sentez doğar. Devlet-PKK karşıtlığı, Demokratik Cumhuriyet sentezine, zaferine yol açar. Hayat  çelişkisiz ilerlemediği gibi, Cumhuriyetin birçok resmi temsilcisinin de ifade ettiği gibi, tarihinin bu en büyük olayında, isyanında, çatışmasında tercihini boğmaktan yana değil, çelişkisini çözerek geliştirmekten yana kullanmalıdır. Kendi bağrında doğan bir yavruyu boğmakla bir şey kazanılmaz, ama onu kendi yaşamsallığında, kendinden biri kılarak yaşatmak, gücüne güç katacak ve tarih bu sefer bu sorunda, acı kapanmayacak, genel demokratik dünyanın da istediği, toplumun da artık en temel talebi olan barışa, büyük çelişkiden kurtulmanın ve güç kazanmanın yoluna girecektir. PKK davası, Önderliği şahsında bu anlama sahiptir. Mahkeme yargıçları bu tarihi davanın altında derin tarihi toplumsal gerçeği gördüklerinde, demokrasi tarihine baktıklarında, çok iyi bildikleri, ama, toplumsal gelişmenin önüne engel haline gelen yasaları da birlikte değerlendirdiklerinde, şüphesiz, tarihi kararlarını daha objektif verebileceklerdir. Kararlar hukuk şekline değil, toplumsal özüne bakılarak yine günün değil, yakın geçmiş ve geleceğin neyi gösterdiğini göz önüne getirerek, hukuk tarihinde örneği çok görülen tarihi yaklaşımın en azından önünü açık tutarlarsa ,bu, Cumhuriyetin şansı olacaktır. PKK, Cumhuriyeti parçalayan iddiasından onu güçlendiren temel olgulardan birisine dönüşecektir. Yargıçlar bunu görebilmeli. Yirmi beşbine yakın mensubunu kaybetmiş, on bini aşkın cezaevinde, daha yeni seçimlerde bir buçuk milyonluk seçmen taraftara  sahip bir hareketi Cumhuriyet mahkumu, karşıtı yapmamak tarihi bir görevdir. Hatası, yanlışı olsa da yapılanın orta düzeyde resmen çokça dile getirilen bir savaş olduğu, her savaşın da bir barışı olduğunu, PKK’nin de sınırlı olarak bile, devlet yol açarsa barış yoluna girmekten, ortak vatan ve demokratik Cumhuriyete layık olduğu, değeri gücü vermekten çekinmeyeceği, bu güçte olduğu görülecektir. Aksi halde her iki taraf kaybeder, düşman kazanır, acı artar, tarih kaybeder. Bu davadan beklenen tarihin er geç kazanacağı yolda kararını vermek olmalıdır.

Sonuç olarak PKK program ve onun ilkelerinde son çeyrek asrın büyük değişikliklerini de göz önüne getirerek ve en önemlisi Cumhuriyetin demokratik yapısında Kürt sorunundan kaynaklanan fiili değişimi ve zorlanan yasal sistemi göz önüne getirerek, kendinden beklenen ve bu gelişmelerin çok yönlü gerekli kıldığı değişiklikleri yapabilmelidir. Demokratik Cumhuriyetin temel çerçevesinde ortak vatan anlayışında, ütopik dönemin ve artık özgürlük için tek biçim olmayan ve zaten fiilen işlemeyen, bırakılan ve özgür birlik anlayışında ifadesini bulan bir siyasi programı geliştirebilmeli  bunu en yakın bir konferansta resmileştirmelidir. Çıkmaz her iki taraf için ancak böyle aşılabilinir. Cumhuriyetin toplumsal ve ideolojik temelde büyük bir demokratikleşmeye girdiği, bu sürecin önüne geçilemeyeceği açıkken, PKK’nin program yapısının da 70’lerin reel-sosyalizminden etkilenen ve Kürt-Türk ilişki realitesine dogmatik yaklaşımın epey etkisinde olan programını Türkiye genelinde demokratik siyasetin ve Kürt toplumunda bunun daha derinlikli, ayrıntılı bir programına ulaşmalıdır. Bu siyasal-yasal gelişmenin dolayısıyla çıkmazın aşılmasının yolunu açacaktır.

Birçok ülkede benzer sorunların belki de yüzyıllardan sonra bu yönlü yumuşamayla çözüldüğü ve Avrupa demokratik sisteminin bunun örnekleriyle dolu olduğu açıktır. Eskide ısrar çözümsüzlükte ısrardır. İlke ve programlar yaşamın ilerlemesi içinse  değerlidir. Yaşamı zorluyorlarsa somuta göre gereken değişikliği göstermeleri, inançsızlık, kendini inkar değil, yaşamın bir gereğidir. Bu kadar büyük bir savaşımın, ilke ve programda gereken değişikliği yapmaması tutuculuk ve dogmatizmdir. Hayat her zaman kendini ilerleten ilke ve programlardan yanadır. Buna kim direnirse kaybeder.