Ya ayrılık, isyan, buna karşı ya bastırma ve inkar!

Halbuki iki yaklaşım da çok denendiği halde verdiği muazzam acı kayıpları bir tarafa bırakalım, hiç çözüm gücü olunmadığı gibi, sorunu ve toplumu çok ağır sorunlarla yüz yüze bırakmışlardır. Yöntemler çağdaş, dolayısıyla çözümleyici olmayınca varılacak yer de burasıdır, yani çözümsüzlük. Bunun kader olmadığı, gerçekten demokrasilerde çarenin bitmediğini söylememize rağmen, pratiğine ulaşamamanın tarihi sorumluluğu herkesedir. Bir kişiye; bir gruba, bir tarafa sorumluluk yıkılarak hiçbir sorun doğru ortaya konulamaz, çözümü de olamaz. Bu kadar karmaşık , tarihi, coğrafi, kültürel, toplumsal, uluslar arası  boyutları olan bir soruna, neredeyse yalnız benim kişiliğime yıkmakla herkes ancak suçunu gizleyebilir, kolay sıyrılabilir, günü kurtarabilir. Türkiye’de en üstten en alta kadar herkes şimdi bu modaya uyuyor. Herkes belki duygularını, günlük çıkarlarını da bununla her şeyi bana yıkmakla sağlama alabilir. Ama tarihe ve sorunun çözüm gücüne katkı vermez ve engel olmaktan bile kendini kurtaramaz.  

Dolayısıyla, herkesin geçmiş yaklaşımı ne olursa olsun, sorunu ciddi bilimsel çözüm niyetiyle sorumluluklarına sahip çıkması, günümüzün günlük acı ve kan veren bu soruna bir an çözüm bulması, suçlama yerine katkısını ortaya koyması daha ahlaki ve siyasi bir yaklaşımdır. Demokratik çözüm silahı olarak devreye girmesi gereken bir tarihi anı yaşıyoruz. Onun da özü bir halkın öz iradesidir. En son seçimlere baksak bile demokratik çözümün gelişme kaydettiği ortadadır. Ciddi bir taban çalışması yapamamasına rağmen, HADEP’in yerel seçimler başarısı, tarihte ilk defa Kürt kitlesinin ortak iradesiyle yönetim niyetini ortaya koyması, bölgenin ağır feodal özellikleri de göz önüne alındığında, demokrasinin küçümsenmemesi gereken bir çözüm olanağıdır. Yolda önemli bir adımdır. Değeri aslında demokratik çözüm açısından daha da büyüktür. Yaşanan gergin ve çatışmalı ortama rağmen bu oluyorsa, çatışmalar tümüyle durduğunda, Anayasa Mahkemesi ve diğer temel hukuk kurumlarıyla birlikte, birçok önde gelen devlet ve parti yetkilerinin dile getirdikleri, hukuk reformları ve özgürlükler önündeki engeller kalktığında, aslında tutarlı hale gelmiş, artık çözüm değeri anlaşılmış demokrasi için, bir siyası zafer kazanılmış olacaktır. Türkiye’nin istenilse de , engel teşkil edilse de, tüm hareketliliğiyle buna yürüdüğü de, tarihi aşamadan geçildiği açıktır. İnanç ve güvencemizi bu yürüyüşten alıyoruz.
Yine başa dönelim. Cumhuriyetin kurtuluş ve kuruluş sürecindeki demokratik değeri kadar, Kürtlerin, ana kurucu bir öğe olarak görüldüğünü kimse inkar edemez.

PKK Genel Başkani Abdullah Öcalan'in Asrin Davasi'na Sunduğu Savunma

GİRİŞ


Demokratik Uygarlıga Doğru

20. Yüzyıl Sonunda Zafer Kazanan Demokrasi

Türkiye'nin 2000'li Yıllar Gündemi

Türk-Kürt ilişkilerinde kısa tarih ve bazı temel özellikler

Ulusal Kurtuluş Savaşı Ve Türk- Kürt İlişkilerinde Yeni Aşama

PKK' nin Ortaya Çıkışı ve Kürt Sorununda Yeni Aşama

Cumhuriyet Tarihinde Kürtlerin Rolü , Sorunu ve Çözümü

PKK de Dönüşüm Sorunları

PKK Eylem Yapısı

TBMM Reisi Mustafa Kemal

Kürt Sorunu, Ayrılma Değil, Cumhuriyetle Demokratik Birlik Sorunudur

Ya ayrilik, isyan, buna karsi ya bastirma ve inkar!

Demokratik Birlik Çözümü Türkiye'nin Gelecegidir

Demokratik Birlik Çözümü Için Tezler

Kisisel Durumum

SONUÇ: Demokratik Birlik Cumhuriyetin yeni tarihsel adimidir

Atatürk ayrıca bizzat, “ bir nevi otonomi, mahalli özerklik “ gibi deyimler de kullanmış, çözüm niyetini ortaya koymuş ama, isyanların bilinen özellikleri bunu gündemden kaldırmıştır. Sonradan bu sorunun sert yasağına, inkarına götürdü. Öyle ki 92 yılına kadar bir Kürtçe dil yasağı da eklendi. Bunun demokrasi yolu olmamak kadar, tutarlı bir Atatürkçülük olmadığı da ortadadır. Atatürk’ ün karşı çıktığı Kürtlük, hele  Cumhuriyetle uygar, giderek demokratik tarzda birleşecek Kürtlük değildir. Onun ,Cumhuriyetin daha kuruluşunda saltanat tehlikesi ile yine dış güçler desteğinde muhtemelen Cumhuriyetin yıkılışında dolayısıyla, Türk ve Kürt’ün birlikte en çok kaybetme gerçeğinden ötürü, buna karşı ortaya çıkan isyandır. Cumhuriyet aleyhtarlığıdır. Kaldı ki, batı Anadolu da, bu yönlü çok daha fazla isyan olmuştur .Aynı yöntemle yaklaşılmıştır. Atatürk’ün yaklaşımlarının, bu iki çok önemli yönü birlikte değerlendirilmesinin tarihi değerde olduğuna inanıyorum. Bu günde yaşasaydı, Cumhuriyetle demokratik birlikteliği en uygun tavrın sahibi olacağına da inancımı belirtirim. Hiç kimse, Cumhuriyetin en nazik dönemindeki koruma endişesiyle yaklaşımdan bastırma ve inkar sonucunu çıkarmamak kadar, cumhuriyetin başlangıcındaki gönüllü, resmi kabul edilen asli kurucu öğe özelliğini de göz ardı edemez. İki önemli tarihi husus dediğim budur. Kaldı ki Cumhuriyeti geliştirme görevi de bizzat Atatürk tarafından herkesin önüne konulmuştur. 

Kaldı ki dünya demokrasi açısından o kadar güçlü değil, dönem totaliter rejimler dönemidir. Dünya savaşları arası kısadır. Görev daha çok varolanı korumaktır Ama, ikinci dünya savaşı sonrasından itibaren, yoğunlaşan demokrasi hareketi artık bizleri gelişen dünya gerçekliği kadar, geriye dönmesi artık mümkün olmayan, sorunlarını en çok demokratik sistemle çözecek Cumhuriyetin geliştirilmesi üzerinde yoğunlaştırmalıydı. Bu yapılmadığında, eski zemin üzerinde dönemin demokratik olmaktan uzak çatışmalı ortamında bir isyancı yaklaşımı , sınırlı sosyal bilgilerle yönlendirilmeye çalışılmıştır. PKK önderliğinde her ne kadar “sosyalist bir devletten “ bahsedilse de her örgüt o dönem kendine göre  ayrı bir devlet anlayışından bahsetse de bunlar ütopik olmaktan öteye gidemeyen  mezhep düzeyinde anlayışlardı. PKK kitleselleşerek bunu kısmen aştığında da, özellikle, doksanlı yıllarla birlikte içine girilen ve şahsen yoğun değerlendirmelerle seslendirmeye çalıştığım “özgür birliktelik “ diğer deyişiyle, demokratik birlik arayışıydı. Bu, pratik yaşamın önümüze koyduğu bir zaruretti. Ütopyalar çekici de olsa, politika da başarı ancak gerçeklere dönüşle mümkün olabilirdi ki, geçte olsa bunu yapmaya çalıştık. Bu yıllar da gelişmeler demokrasi lehinde  ve dünya çapındadır .Sovyetler demokratiksizlikten çözülüyor,tüm sistem neredeyse demokrasiye topallasa da yöneliyor, her ülkede bu yönlü gelişme yaşanıyor. Türkiye’de çatışmanın herkesi zorlamasıyla da, gelinen nokta aslında tarihi bir demokratik çözüm olanağıydı. Devlet bunu görmüştü. Dil yasağının kaldırılması, Kürt Enstitüsü, Roja Welat gazetesi, Mezapotamya Kültür Derneği vs. bir çok açılım serbest bırakılmıştı. Dönemin Başbakanı Demirel, bölgede “Kürt kimliğini tanıyorum” açıklamasını, yeni kurulan koalisyon hükümeti adına yapıyordu. Cumhurbaşkanı Özal daha da ileri gidiyor, federasyon tartışmalarında bile, çekinilmemesini belirtiyordu. Operasyonlarda sınırlama ve ateşkese bile ciddi yaklaşılıyordu. Kürt toplumu, tarihinin en büyük demokratik gösterilerini yapıyordu. Yapılması gereken, aslında, çatışmalara karşılıklı tümüyle son vermek ve anlatmaya çalıştığımız sınırlı da olsa, yolu açılan demokratik çözüm üzerinde yoğunlaşmaktı. Ateşkesi kalıcı kılmak, bunun tedbirlerini alamama, güvensizlik, deneyimsizlik, dış ortamın küçümsenmeyen oyunları, bu tarihi sürecin anlamı olmayan, kendini acı tekrarlayan kaybı büyük olan çatışmalara bıraktı. Bu olmamalıydı. Şahsım adına bunun acısını  hep duydum. Ama, dönem hükümetinin acımasız yaklaşımı da burada tarihi bir sorumluluk taşır. Şiddet tırmanışı sınırsız ve acımasız boyutlara da zaman zaman çıkmıştır. Faili meçhuller, köy boşaltmalar,çeteleşmelerin en yoğun yaşandığı süreçtir. Yaşanmaması gereken bu süreç kaybedilmiş bir süreçtir. Hem Türkiye, hem PKK için 95-96-‘larda MGK’de seslendirilen, ve ordunun yeni yaklaşım içinde olduğuna inandığım ve bize kadar da dolaylı yoldan ulaştırılan konsept, devletin yaşadığı değişimi, PKK’nin de göz önüne getirmesi, ve kendisinden beklenen değişime yanıt vermesiydi. Erkenden ve olumlu yaklaşmaya çalıştığım bana göre ordunun denetiminde batı tipi bir demokratik gelişme doğrultusunda, ortak vatan ve bağımsız devleti tartışmaksızın çözüm arama perspektifiydi. Buna da yetersiz de olsa birkaç sefer tek taraflı ateşkesle yanıt vermeye çalıştım. Yapıyı yeni konsepte yavaş da olsa bilgilendirerek hazırlamaya çalıştım. Bu güne bu yaklaşımla geldim. Bu ayrıntılı gelişmeleri şunun için belirtiyorum. Türkiye,  artık en ağırlıklı bir güç olarak, ordunun da cumhuriyetin güvenliğini onda gördüğü, eski müdahalelere benzemeyen, herkese, guruba, partiye yasallık, demokrasi, laiklik ölçülerini hatırlattığı bir gelişmenin içinde olmasıydı. Bunun PKK’ den istediği gelişme, giderek silahlı çatışmaya son vermek kadar ayrılıkçılık anlamına gelen programını da gözden geçirmek ve demokratikleşmeyle Kürt sorununa yavaş yavaş çözüm bulmak, açılan ve giderek açılacak yolda böyle yürümekti. Bu konsepti, perspektifi olumlu bulmanın bir önemli nedeni de pratik geçerliliğiydi. Devleti yıkmanın bile fayda sağlayamayacağı, ayrılıkçılığın yararsızlığı, en iyisinin devletin demokratik niteliğini geliştirmek gibi bir sonuca ulaşmamda, doğru bir kaynaktan çıktığına, gün gün kendisine kanal açtığına da tanık olduğum bu mesajlardan güç aldığımı da belirtmeliyim.

Kısaca dile getirmeye çalıştığım gerek Cumhuriyet’ in kuruluş yıllarında, ve sonraki yapısına ilişkin, gerekse de önemli bir son dönem isyanına, çeyrek yüzyıldır neredeyse başlayan ve son 15 yıldır savaş boyutunda süren bir isyanın önde gelen sorumlusu olarak vardığım tarihi sonuç, demokratik laik Cumhuriyet’ le bu çok ağırlaşmış sorunun adı ne konulursa konulsun ancak kanıtı da ortaya çıkan demokratik birlik çözümüdür.