Puta tapıcılık hayal ve bilim gücü gelişmemiş dönemin inanç sistemidir.

Puta tapıcılık daha zayıf bir dönemin, hayal gücü, tasarı gücü, bilim gücü gelişmemiş bir dönemin inanç sistemidir. Güneş doğup batıyor. Doğuşu yaşamı mümkün kılıyor, batışı ürkütüyor, hemen orda güneşe tapıyor. Fırtnalardan korkuyor, gök tanrısı kavramına gidiyor. Toprak çok önemli, toprakta biten ürünler çok önemli, hemen onları tanrılaştırıyor. Hayvanları evcilleştiriyor, hayvanlar kendisi için çok önemli, işte öküz tanrısı, başak tanrısı hepsi böyle tanrılaştırılıyor. Bunlar ilk olarak Mezopotamya’da insanlığın hizmetine girer. Girdiği oranda da tanrısal düzeyde de bir anlam atfediyor. Güneşle toprak, bitkiyle toprak, hayvanın evcilleşmesi hepsi burda ilk ifadesini buluyor. Dolayısıyla tanrı düzeyinde bir yükseltiliş ve yüceltilişle karşılık buluyor.

Tek tanrılı dinlere doğru bir gelişme aslında organlaşmadır. İnsan toplumu, klan-kabile birliklerinden kurtulup (ki, klan-kabile dönemine özgü din çok tanrıcılıktır, putçuluk dönemidir) organlaşma, bir yerde sosyalleşme, sınıflaşma dönemini yaşıyor. Klan-kabileler yavaş yavaş yerini sınıflara bırakıyor ve bu da putların kırılmasını gerektiğini ortaya çıkarıyor. Putlar kırılınca doğal olarak bunun yerine egemenin kendisini tanrı yerine koyduğu, sitenin kralı kimse, onun artık kendisini tanrılaştırmaya başladığı bir dönemin içine giriliyor. Tanrı krallar dönemi dediğimiz olay da bu. Mezopotamya’da ağırlıklı olarak gelişim gösterir.

Çesitli Konulardaki
Görüşleri
 

 Işçiler,emekçiler ve
   ezilen
halklar!



 Öcalan`inDinlere
   yaklaşımı

 Öcalan’ınKadın
   Konusundaki
Düşünceleri

Uygarlığın gelişmesiyle tek tanrıcılık fikri gelişti

Daha sonra uygarlık geliştikçe sitenin tanrı krallığından büyük imparatorluğa, birçok sitenin tanrı krallığına doğru geçildiğinde tanrının ayakları yavaş yavaş siteden yani yerden kesilip, göğe doğru çıkmaya başlar. Bunu Hz. İsa‘da ve Hz. Muhammed’de çok daha somut görüyoruz.

Bu anlamda Hz. Musa‘nın bile bir ana halka olduğunu anlamak zor değil. Bir klan-kabile soy dininden, giderek var olan sınıflaşma düzeyine denk gelen bir dine doğru sıçrayışta, Musa bir aşamadır. Fakat kavimi Yahudilik bunu kabul etmez. „Dinin daha çok Yahudiye özgü olduğunu, dinin kavim dini olması gerektiğini, asla Musa’nın dininin Yahudilikten başkasının dini olarak değerlendirilmeyeceğini, Yahudi dinini kabul etmek, Yahudi olmakla mümkündü“ derler. Dikkat edilirse Yahudi olmayanlar, günümüzde bile Yahudi dininden sayılmaz. Bu en katı dini şovenizm oluyor.  Dinde şovenizm denebilir ki, hiçbir milliyette Yahudilikte olduğundan daha güçlü değildir. Ve bunun da tarihi açıdan en belirgin anlamı Yahudi klanı-kabilesi kendisi için tek bir din düşünüyor. Dinde bir soyutlama var; tanrıdan, topraktan, kabileden kopma var. Fakat diğer kabilelere taşırılmak istendiğinde büyük bir karşı direnç vardır ve Musa bu çelişkinin kurbanıdır.

Yahudilik de bu büyük tutuculuğun, bu büyük kendine hayranlığın, kendinde başka her şeyi basit görmenin hatta aşağılık yaratıklar olarak görmenin bir biçim olarak muazzam örgütlenir. Kendi içinde apayrı bir insan kategorisi olur ve bu günümüze kadar devam eder. Yahudilikte bütün ırkları, bütün soyları, bütün milliyetleri kendinden aşağı görmek esastır. Günümüze doğru geldiğimizde bu masonlukta ve siyonizmde ifadesini bulur. İnsanlık içinde apayrı bir kategori, en üst kategori olduğu iddiasındadır.

Diğer uluslardaki milliyetçilik bile Yahudilikle bağlantılıdır. Şovenizmin kaynağı Yahudi dinindedir. Buna karşı diğer dinlerin, İsa’nın çıkışı vardır. Büyük ihtimalle İsa, bu bağnaz dine karşı olduğu kadar, o dönemin despot gücü Roma‘ya karşı olmanın ifadesidir. Zaten bir Yahudi tarafından Roma’ya ihbar edilmesi ve çarmıha gerilmesi de bu nedenledir. Yahudi dinine karşı yönü çok belirgin, aynı zamanda bütün ezilen insanların dini öncüsü olarak çıkıyorsa, İsa’da hiçbir milliyet farkı yoktur. Yahudilik ne kadar bir milliyet dini olarak ortaya çıkıyorsa, İsa o kadar milliyetsiz bir dinin çıkışına öncülük ediyor. Bütün insanlığa hitabı en az Yahudiliğin şovenizmi kadar güçlüdür. Bu „ne kadar Yahudilik kavimi diyorsam o kadar da insanlık“ diyor; sanıyorum bu çelişkiden ötürüdür. Bu söylem, onu aynı zamanda ezilenlerin çıkışı olarak ortaya koyacaktır. Ve o da bildiğimiz gibi Roma’yla karşı karşıya getirilir ve çok vahşi bir katliam dönemi bu yönüyle başlar.

İsa’da baba-oğul kavramı var. Yani halen yüksek bir soyutlama düzeyine ulaşmamaştır. Soyutlama gücü var, zaten İsa kayboluyor, ama bir yandan da tanrının oğlu deniyor. Meryem’den doğuşu da değerlendirildiğinde ilginç bir aşamayı ifade ettiği anlaşılır. İleri bir aşamaya sıçramak istediği, dönemin yaygın çelişkiler ortamıyla karşı karşıya gelmekten kurtulamadığı fakat iddiali bir çıkış olduğu rahatlıkla söylenebilir. 
Sosyal açıdan köleliğin en dayanılmaz bir hal aldığı bir dönemde İsa çok ileri bir inancın temsilcisi oluyor. Yalnız kapsamlı ve uzun erimli olamamıştır. Dolayısıyla İsa’nın dini, köleliğin önce yumuşatılmasında, sonra açılmasında büyük bir tarihi öneme haizdir. Çok devrimci tarzda olup olmaması önemli değildir. İnanç itibariyle bu böyledir. Yumuşak bir isyanı ifade ediyor. Tabi büyük Roma karşısında İsa’nın silahlarla yapacağı birşey yok. Dolayısıyla propaganda yanı, siyasi yanı hep ön planda tutulan bir dini yönteme sahiptir.


Adem ile Havva’nın cennet bahçesi Mezopotamya‘dadır!

Yahudilikle Hırıstiyanlığın biraz daha kaynağına geldiğimizde (dediğimiz gibi) İbrahim Peygamberle bağlantısı somuttur. İbrahim Peygamberin Urfa’dan Filistin’e doğru, oradan Mısır’a gittiğini biliyoruz.Yine daha sonra Mekke’de Kabe’nin onun oğullarınca yaptırıldığı söylenir. Bu da şunu gösteriyor: Tek tanrıciliğin gelişmesinde İbrahim’in çok önemli bir rolü var. Onun bir balta meselesi var. Baltalarla sürekli putları kırması var. Öyle anlaşılıyor ki çok tanrılı puta tapıcı dinler, Urfa’daki uygarlık aşamasında artık anlamsız kalıyor. Nemrut diye tarif ettiğimiz krallıklar vardı. Bunlar açık ki köleci istilalardı. Ve bu anlamda yine büyük bir ihtimalle köleliğin doğuş ve en görkemli dönemini yaşadığı bir süreçtir. İbraim’in İsa gibi değil de, ondan çok önce köleliğin doğuş aşamasında bir peygambersel çıkış olduğu söylenebilir. Gelişen köleci uygarlığa karşı bir tepki olduğunu Nemrut’un onu ateşe atmasında çok rahatlıkla görüyoruz.

Anlamı tarihi ve sosyal açıdan budur. Köleciliğin doğuşu burda çok güçlü gelişiyor, fakat ona karşı da ezilenlerin tepkisi oluyor. Dayanamıyor tabi. Ordan Suriye’ye, Suriye’den Filistin’e, Filistin’den Mekke’ye bugünkü Kabe’nin olduğu yerin yapımına kadar sürüyor. Kölelikten kaçıyor aslında. Kaçanların bir yönü dağa doğrudur, bir yönü de Arap çöllerine doğrudur. Çünkü bir çöl koruyabilir, bir dağ koruyabilir. Güney’e doğru olunca çöle kaçmak kaçınılmazdır. Peygamberlik gelenekleri de zaten bu temelde sürekli gelişim gösteriyor. İbrahim’in böyle olma özelliği vardır. Bunun İbrahim’den önce olduğunu biliyoruz. Adem’le çok yakından bağlantılıdır. Adem peygamber aslında bir Mezopotamya efsanesidir.
Adem ile Havva hikayesine „cennetten kovulma“ denilir. İlkel komünal toplumun eşitlikçi düzeninden kopuşmaya, „cennetten atılma“ diye yorumlamak gerçeğe en yakınıdır. O da Mezopotamya’da oluyor. İlk kitleler oluştuğunda aslında klan-kabileler dağılmıştır. Klan kabiledeki eşitlik, özgürlük bitmiştir. Boyunduruk altına girme dönemi başlamıştır. Bu da cennetten kovulmadır. Kimdir bunların öncüleri? Adem‘le Havva’dır. Ondan sonra onların zürrüyetini de Nuh sürer. Nuhun gemisi de şudur: Bu uygarlaşmayı tufan olarak da değerlendirebiliriz. Tufandan kurtulmasını bir yerde uygarlıktan kurtulma olarak da düşnebiliriz. Bayağı bir sel de olabilir, ancak sosyal-siyasi anlamı bu oluyor. Eski düzenden aldıkları ne varsa onu kendi gemilerine, kendi eşitlik-özgürlük kültürlerine dahil edip taşınmak istiyorlar Mezopotamya’ya. Ve orda da bildiğimiz gibi pekçok peygamber ve din ortaya çıkıyor.


İslamiyet, dönem kültürünün bir sentezidir

Hz. Muhammed’in konumu nedir? İslamiyet tam bir Mekke dini olarak ortaya çıkıyor. Bunu sadece dinler tarihi olarak yerli yerine oturtmaya çalıştığımızda, köleliğin doğuşundaki cennetten kovulmadaki Adem’le Havva, daha sonra arta kalanı kurtarmaya çalışan Nuh, yine kölelik uygarlığının gelişimine çok güçlü tepki ifade eden İbrahim’in, İbrahim’in soyundan gelen ve en görkemli köle imparatorluğunu teşkil eden firavunlardan kurtulmaya çalışan Musa, yine bu köle uygarlıklardan kurtulmak için Arap çöllerine giden İbrahimin oğulları Yakup ve diğerleri Mekke‘yi ve Hz. Muhhammed‘i etkiliyor.

Kurulan ilk tanrı evi ve burada bilinen işte o birikimler sonucunda Musa Peygamber’in Yahudi dini, İsa Peygamberin Hırıstıyan dini, etkilerini yavaş yavaş Kabe’de göstermemezlik edemezdi. Dikkat edilirse Kabe‘de 360 put vardır, diğer taraftan Yahudilik yanıbaşında gelişiyor, Hıristiyanlık kuzeyinde habire gelişiyor. Eski dinlerle yeni dinlerin tam buluştuğu bir saha oluyor. Çok tanrılı puta tapıcı dinlerle, tek tanrılı dinlerin bulunduğu merkeze çok yakındır Mekke. Hz. Muhammed’in ilk dönemlerinde ta Şam’a kadar gelen bir ticaret seferini de gözönüne getirdiğimizde, yine Kudüs’e kadar geldiğini bildiğimizde, belli ki hem Hıristiyanlıkla, hem de Yahudilikle çok karşılaşacağıın anlayabiliriz.
 Çok sayıda Arap kabilesinin putlarıyla esasen içiçe yaşadıkları rahatlıkla görülüyor. Bu üç oluşumun onun dininin belirlenmesinde temel rol oynayacağı açıktır. Puta tapıcılık, Arap kabilelerini ifade ediyor ve çok geri bir durum. Hz. Muuhammed bütün çelişmeyi gözlemliyor. Yahudilik bir kabile dini. Yahudilikten başka hiç kimseye yaşam hakkı verilmiyor tam bir aristokrat ve tüccar tabaka hakim. Hiristiyanlık Bizans ve Roma’nın dini haline gelmiş. Resmi olarak Bizans’ın en güçlü döneminin dinini temsil ediyor. Zerdüştlük doğuda Sasaniler dinini temsil etmektedir bu da güçlü bir dini kaynak olarak burada varlığını gösteriyor.

Bu durumda Hz. Muhammed’in dininin farklı bir gelişme göstereceği açık. İstese de Yahudi olamaz, çünkü yoğun bir sınıf çelişkisi var, bir de Yahudilik kabul etmiyor. Klan- kabileler çok geri biçimler olarak gözüküyor, yeni dinler karşısında oradaki sınıfların çıkarlarını temsil etmeleri mümkün değil. Muhammed biraz ticarete başladı, zaten erken yaşta Hatice ile evliliği de var. O aslında dini ve ekonomik bir güçtü. Gelişmek istiyor, önlerinde engel var. Hırıstıyanlık ise yine gelişmenin önünü tıkayan resmi din. Zerdüştlük de yine öyle, Sasaniler gibi güçlü bir devletle ilişkisini sürdürüyor. Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç: Hem bunlardan etkilenecek, hem de tepki duyarak üst bir senteze ulaşacaktı. İslamiyet bu anlamda en son tek tanrılı din. Bunun anlamı şudur: O zamanki bütün tek tanrılı dinlerden ve çok tanrılı dinlerden etkilenecektir. Kendince onların olumlu taraflarını alıp çözümlemeden, yoğunlaşmadan geçirecektir. Kur’an’da bütün eski dinlerin anlatımı vardır. Puta tapıcılık da anlatılır. Yaygın olarak dönemin kültürünün bir bileşkesi olduğunu görmekteyiz. Ama bir sentezidir, bir tekrarı değildir. Hepsinden alınanlar kadar yerilenler, eleştirilenler, aşılanlar vardır.