|
||||
|
Öcalan’ın
Dinlere yaklaşımı Her insan özünde bir gerçeğin temsilcisidir. Tarihin belkide ilk tanıdığı, insanlık soyunun en erkenden gelişme yoluna girdiği soy, klan, kabile aşıret, milliyet, din, mezhep, sınıflaşma, hukuk, siyaset, askerlik, kültürün en temel ögelerinin gelişimi, sanatın temelleri denilebilir ki bu topraklarda oluşmaya başlamış. Örnek kabilinden o bilinen en eski, „Gılgamış destanı“yla başlar ve günümüze PKK’ye kadar gelir ulaşır. Bu kadar zengin bir insani oluşumu, insanlığın en yitirildiği en fakir, en tanınmaz hale geldiği bir ortamda derin bir şekilde düşünmemek, düşünüp de bazı sonuçlara ulaşmamak mümkün değildir. Kürdistan coğrafyasının, insanlığın insan olmaya başladığı ve çok ilkel, klan-kabile toplumsal biçimlenişine geçtiği, yine belli başlı alt-üst toplumsal yapısal oluşumların, dinlerin ve en eski kitapların, sanatın, en eski kuralları, ırkın en eski kuralları, yine siyaset ve askerliğin en eski kuralları biçiminde ilk ifadelerine de kavuştukları bir yer oldukları bilimsel bir gerçekliktir. Toplum olarak büyük bir çelişkiyiz.
PKK olayı zaten bu çelişkinin açığa çıkarılması ve mümkünse çözümünün
ifadesi olmaya çalışmaktı; tarihsel planda esas tanımı budur. Kendini
bulan insan, kendini yaratan insanı bu coğrafyada, bu topraklarda bulmak
istiyoruz. |
|
|||
|
Herkesin bir savaş gerekçesi vardır. Bizim de savaş gerekçemiz, insanlığın ilk yaşamaya başladığı zengin uygarlıkların yaşandığı bir toprakta ,-sen nasıl insanlıktan çıktın, bu kadar gelişim ve büyüklük karşısında- bunu soruyoruz. Tufanla
her şey bittiğinde ,Nuh’un gemisi Cudi Dağı’nda oturdu denilir, olmadıysa
,Ağrı Dağı’nda denilir. Cudi-Ağrı arası Kürdistan’ın ta kendisidir. Eğer
yeniden imkan yaratıldıysa, yine bu coğrafyada oluşuyor.
Dinler tarihine göre uluslar tarihine göre, kültür ve sanat tarihine göre toplum olarak içinde bulunduğumuz durum büyük sorgulamalar gerektirir. Eğer „ben bir din mensubuyum“ deniliyorsa, onun ölçülerine göre yargılanması gerekir. Bir sosyal sınıfsal gerçeğe mensup ise onun ölçülerine göre yargılanması gerekir. „Bir siyasal partiliyim“ diyorsa, o partinin gereklerine göre yargılanacak, her hangi bir etkinlik içinde ise (bir sanat etkinliğinde, bir ekonomik etkinlikte ise bile) orada da, o işin kurallarına göre sorgulanması gerekecek. Ve bütün bu hususlarda sorgulanmalar gerçekleştiğinde, kendisini namusuyla savunacak insanın çok az olduğu görülecektir. Ama mutlaka sorgulanmaları gerekir. Gelenler herşeyden önce geldikleri ocağın ne anlama geldiğini çözebilme dürüstlüğünü bilmelidirler. Düzenin hiçbir küfrü, köreltmesi bizim yakıcı gerçekliğimizi görmemeye bahane olarak ileri sürülemez. Yine tükeniş çizgisinde seyretmenin, başarısızlığı bir yaşam alışkanlığı haline getirmenin, yeterli düşünmemenin, yeterli davranmamanın hiç kimse için haklı bir gerekçesi olamaz PKK‘nin
bu anlamda büyük bir sorgulama hareketi olduğu ve çok trajik de olsa,
kendi içinden başlayarak, dalga dalga tüm toplumsal gözeneklere kadar
yargılama ve netleştirme hareketi olduğu rahatlıkla söylenebilir. O halde,
„ben varım, bu coğrafyayla ve bu topraklarla ilgiliyim“ diyen kim olursa
olsun artık bu yakıcı gerçeklikten, sorgulamadan kendini sıyıramayacağı,
dünyanın en kuzey kutbuna kendini atmış olsa da yine bunun etkisinden
kendini kurtaramayacağı oldukça açığa çıkmış bulunmaktadır. PKK birazda
bu anlamda büyük bir açığa çıkartma hareketidir. PKK öncülüğünde
yürütülen savaşa ulusal kurtuluş savaşı diyoruz. Nedir bu?
İnançların ve uygarlığın kaynağı Kürdistan’dir! Kürdistani dinler tarihi açısından ele alırsak, kendine göre bir doğal dine en köklü beşiklik etmiş olduğunu görürüz. Zerdüştlük, bir çok dinin oluşumuna kaynaklık etmiş bir dinsel kaynaktır. Tek tanrılı dinlerin gelişmesinde bu coğrafya, bu topraklar kaynaklık etmeye çok yatkındır. Peygamber kültünün yaygın bir şekilde burada çıktğını söylemek, mübalağa değildir. Peygamberlik tek tanrılı dinin oluşumların gerçekliğiyle de sıkı sıkıya bağlantılıdır. Tanıdığımız en eski peygamberler; bir İbrahim, halen Urfa’da anılır. Urfa ziyaretgahı vardır. Bu bir peygamberler kaynağıdır ve bilinen bir çok peygamber ondan türer. Daha da eskisi bir Nuh geleneği vardır. Nuh’un da (kitaplarda belirtildiği üzere) konduğu yer Cudi-Ağrı arasıdır; Mezopotamya oluyor. Ve bu peygamber kaynağının bu topraklar olduğunu gösteriyor. Zerdüştlük de görüldüğü üzere burada kaynaklanmıştır. Ve bunlar değişiktir, dini gerçekliğin en kapsamlı oluşumlarıdır. Zerdüştlük ta Hindistan’a, Çin’e gider, etki alanlarını genişletir. Tek tanrılı, bütün o çok tanrılı dinlerin put sistemini yıkarak, dünyanın her tarafına yayılır, egemen dinler haline gelirler. Kaynak, demek ki Mezopotamya ve bir o kadar da Kürdistan coğrafyasıdır. Diğer temel toplumsal katagoriler açısından da burası aynı anlama sahiptir. Hamurabbi‘nin ilk hukuk kanunlarını burada dizdiğini bilmekteyiz. Burası Mezopotamya’dır. İlk destan Gılgamış’la adlandırılır. Onun da geliştiği; saha burasıdır. Askerlik tanımının bütün hususları; ordulaşma, savaş gerçekliği binlerce yıl sanatıyla, taktiğiyle, teorosiyle buradan beslendi. Politikanın
esas kaynağı yine burada bulunuyor. Politik ilk devletleri, onun sistemleri
Sümerler’in uygulamalarıyla başlar, Babil‘de zirveye ulaşır ve buradan
dünyaya yaylır. Daha sonra Mısır,Yunan, Roma ve Roma’yla birlikte bütün
dünyaya yayılmaya buradan başlıyor. Uygarlığın diğer gelişim evreleri
„burda kaynağını buluyor“ derken, doğru ve bilimsel olanı söylüyoruz.
|
||||