|
Kürtlerin önemli bir kısmı
da ortak ülke ve gelecek vaddeden M. Kemal’in önderliğinde M.Kemal, hareketten ayrık duran Kürt kesimlerinin dıştalanması için „İngiliz himayesinde bir Kürdistan oluşturmak“ iddiasını kullandı. Erzurum ve Sivas kongreleri, 1920’de oluşturulan Büyük Millet Meclisi’ne Kürt unsurlar da katıldı. İşgallere karşı Müdafa-ı Hukuk içinde birlikte yer alındı. Kürtler Kemal’in, „Kürtler ve Türkler ayrılmaz iki kardeştir ve bu yurt iki unsurun ortak yurdudur“ politik söyleminden etkilendiler. Kürtler ortak yurdun savunulmasına güçleri ile, milisleriyle, silahlarıyla birlikte katılmışlardır. M. Kemal’in doğudan başlamasında Kürdün bu silahlı ve örgütsel gücü aktif ve moral bir etken olmuştur. M. Kemal’in ilk önce gittiği yer Kürdistan’dır. Kürtler, Türkiye ve Kürdistan’ın işgalden kurtulması ve Kürt haklarının kabul edileceği kendilerine ait bir geleceğin verileceği söyleminden etkilenerek M. Kemal’in davetine katılmışlardır. „Kan, tarih ve din iştirakiyle yek vücut edilen Kürt“ ifadesi sık sık kullanıldı. Milli mücadele günlerinde „Kürtlerin ulusal, toplumsal ve sosyal varlıklarının kabul edileceği, geliştirilmesinin destekleneceği“ne dair konuşmalar her gün duyuluyordu, metinlere geçiriliyor, imzalanıyordu. M.Kemal TBMM’deki birçok konuşmasında Kürt varlığından ve bir ortak yurt kavramından söz etti. Önemli konuşmalarından birinde şöyle demişti: „Meclisi alimizi (Yüce Meclisimizi) teşkil eden zevat (şahıslar) yalnız Türk değildir, yalnız herkes değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep (oluşan) anasır-ı İslamiyedir, samimi bir mecmuadır (İslam unsurları ve samimi bir topluluktur). Bu mecmuayı teşkil eden bir unsur-ü İslam, bizim kardeşimiz ve ortak çıkarlarımız olan vatandaşlarımızdır... Yek diğerine (biri diğerine) karşı hürmet- i mukabele (karşılıklı saygıyla) riayetkardırlar (uyumludurlar) ve diğerinin her türlü hukukuna etnik, toplumsal, coğrafi hukukuna daima hürmetkar olduğunu tekrar ettik ve teyit ettik (onayladık).“M. kemal 1923’ten sonra bu söylediklerini unutmakla kalmamış, savaş öncesindeki sözlerini hatırlatanları da idam etmiş, o bölgeyi de yakıp yıkmıştır. 1925’le birlikte uygulanan devlet şiddeti bir Kürt kıyımı halini almış, her türlü Kürt muhalefeti kanla ezilmiştir. Bir „mezar sessizliği“nin yaratılması, idam sehpalarının kurulması, şehirlerin, köylerin topa tutulması, yakılıp yıkılması, binlerce Kürt köylüsünün batı illerine sürülmesi, Kürdistan’a batı illerinden nüfus aktarılarak Kürt köylerinin Türkleştirilmesi sürecine başlanması, Asimilasyon, Takrir-i Sükun Kanununun çıkarılması ve İstiklal Mahkemeleri’nin kurulması, Umumi Müfettişlikler, değişen M.Kemal’in yeni uygulamaları oldu. Devlet yanlısı aşiretler ve devlet karşıtı aşiretler ayrımına gidilerek Kürdistan’da belirgin bir bölünme, düşmanlık yaratıldı. Ayaklanmaya katılmamış olsa da binlerce Kürt, ileride baş kaldırabilir denilerek sürgüne tabi gönderildi.. Kürtler, M.Kemal’in yaptıklarını şimdi olduğu gibi o zaman da kabul etmediler. Sözlerine bağlı kalmasını isteyip isyan ettiler ve hiç durmadan isyan ateşlerini harmanladılar. Kürtler bu dönemde; Palu-Genç-Hani, Ağrı, Dersim’de tepkilerini gösterdiler ve ayaklandılar. Ancak ancak bilinen sebeplerden en başta derin bölünmüşlük ortamının etkilerinden, Türk devleti karşısında fazla başarılı olunamadı. Devlet, 1938’deki Dersim İsyanının son aşamasına kadar Kürdistan’a 16 (Dersim ile birlikte 17) tedip, tenkil ve temizleme harekatı düzenledi. İsyanları kanlı bir şekilde bastırdı. Tüm herşeyi bitirdiğini düşündü. Kürdü Kürdistan’ı unutturmak istedi, Kürtleri tarihten sildirmek, Kürtler adına hiçbir şey bırakmamak istedi. Herşeyi yasakladı.bu meseleyi Ağrı’nın eteklerine gömdüğüne kendisini inandırdı. Artık Türk devleti rahatça diğer politikalarını uygulamaya geçebilirdi. Büyük katliamlar sonrasında zorunlu göç ve sürgün yasası çıkarılarak Kürtlerin iç dinamikleri tamamen parçalandı. Kürdistan tarihinde ender rastlanan bir baskı mekanizması kurularak Kürtler adeta sindirildi. Ekonomik yaşam koşulları daha kötüleşti. Sosyal yapı darmadağın edildi. Kürt ileri gelenleri Kürdistan’dan uzaklaştırıldı. Türk kapitalizminin gelişmesinin askeri ve siyasal koşulları yaratıldı. Kürt dilini, ulusal özelliklerini ve bir bütün olarak Kürt kişiliğini yok etmeye yönelik politikalar çok şiddetli bir şekilde devreye sokuldu. Özel eğitilmiş ve tek amacı Kürt çocuklarının ruhunu öldürüp onları Türkleştirmek olan kemalist ideoloji ile donatılmış öğretmenler Kürdistan’a gönderilmeye başlandı. Kemalist rejim, Dersim başta olmak üzere Kürdistan’ın önemli merkezlerinde, illerinde ve kasabalarında Kürtleri türkleştirmek için Kürdistan’da asimilasyon yuvalarını açmaya yatılı bölge okullarını bölge çapında yaygınlaştırmaya girişti. Jandarma zoruyla köylerden toplanan Kürt çocukları bu hiçleştirme yuvalarında eğitim adı altında köklerinden koparıldılar. Saçları sıfıra vurulmuş, tutsaklar gibi tek tip elbiseler giydirilmiş Kürt çocukları için en tehlikeli şey Kürtçe konuşmak, Kürt olduklarını hatırlamaktı. Toplumdaki hiçleşmeyi garanti altına alabilmek için Kürtçe konuşmaya karşılık para cezaları kesildi. Kent ve köy pazarlarında Kürtçe bilen Kemalist hafiyeler dolaşmaya başladı. Türkleştirmenin en iyi vasıtaları olan özel eğitilmiş öğretmenler bu hafiyelerin baş yardımcılarıydılar. Kürt şehir, kasaba ve köylerinin, ve Kürdistan corafyasına ait isimler değiştirildi. Tüm bunlar yapılırken de yüzlerce köy, şehir, kasaba yakıldı, yüzbinlerce insan öldürüldü, sürüldü. Bu korkunç politikalar Kürdistan’ı öyle bir hale getirmişti ki, 1970’lere kadar Kürtlük adına, 49’lar olayını saymazsak, hiç bir şey duyulmadı. Kendilerince bu meselenin halledilmesi için ne gerekirse fazlasıyla yapılmıştı. Herşey halledilmişti veya öyle zannediliyordu. 1. Dünya Savaşının ertesinde
İngilizlerin egemenliğine, Güney Kürdistan Kürtleri şeyh Mahmut Berzenci
hareketiyle karşı çıktılarsa da başarıya ulaşamadılar. İngilizlerin yardımıyla
gelişen kapitalizm Araplarla sınırlı kaldı. Güney Kürdistan, geri feodal
yapısı içinde kalmaya devam etti. Suriye Kürdistan’ında benzeri ekonomik
durumlar yaşandı. İkinci Dünya Savaşı sonucunda, faşist güçlerin yenilmesi, sosyalizm ve demokrasi güçlerinin zaferle çıkması, dünyada ulusal kurtuluş hareketlerinin gelişmesi için elverişli koşullar yarattı. Afrika, Asya ve Ortadoğu’da ulusal kurtuluş hareketleri başladı. Bir çok halk özgürlüğüne kavuştu. Klasik sömürgeci sistem tasfiye edici darbeler aldı. Klasik sömürgeciliğin yerini yeni sömürgecilik, İngiltere’nin yerini de ABD aldı. Kürdistan’ın tüm parçaları da bu yeni dönemden etkilendiler. İngilizler Irak, Fransızlar Suriye’den çekilerek her iki parçada da yönetimi araplara devrettiler. Suriye Kürdistanı’nda sınırlı kapitalist gelişme ulusal bilinçlenmeye yol açtı. Ulusal düşünceler Kürdistan’ın bu parçasında alabildiğince gelişti. Irak Kürdistanı’nda önce KDP ve daha sonra YNK kuruldu. Bu örgütlerin önderliğinde Kürtler Irak Baas rejimine karşı inişli, çıkışlı bir mücadeleye giriştiler. Ancak bu parçadaki mücadelenin egemen güçlerle olan işbirlikçi karekteri yüzünden pek çok ciddi yanlışlıklara, ihanetlere girmekten kurtulamadılar. Daha sonraki dönemlerde de geniş bir Batı desteğine kavuşmaları ve ellerine pek çok fırsat geçmesine rağmen iktidarı kalıcı olarak ellerine geiçremediler ve bu coğrafyadaki Kürtler Pek çok defa uluslararası oyunlara kurban edildiler. 2.Dünya savaşında en büyük fırsatı Doğu Kürdistan denilen İran Kürdistanı yakaladı. Şahın Hitler yanlısı olması sebebi ve bazı başka şartların elverişli olması sebebiyle Kızıl Ordu, Kürtleri destekleyerek Mahabat Kürt Cumhuriyeti’nin kurulmasına yardım etti. Kendi iç örgütlenmesini sağlamaya vakit bile bulamadan bu cumhuriyet, Sovyetler Birliği’nin, İran’la anlaşıp, desteğini çekmesiyle kanlı bir biçimde bastırıldı. İran rejimine karşı Kürtlerin muhalefeti 1950’lerden itibaren de kısmen başarısız olsa da sürdü. Dünyadaki ve bu arada Kürdistan’daki
bu değişimlerin etkileri Türkiye’ye de yansıdı. Türkiye NATO’ya girerek
yeni dünyada yerini aldı. Kapitalizmi pek çok kuralıyla benimsemek, durumunda
kaldı. |