İnsanlığın,
onun demokrasi güçlerinin içinde bulunduğu çıkmaz ve çıkmaza
karşı çözüm arayışları kendi deneyimlerimiz ışığında
barışa ve demokrasiye dayalı yaklaşımlarımızı
ortaya koymayı gerektirmiştir. Çağımızın temel
dinamiklerine ve zamanının ruhuna uygun bir çözümün geliştirilmesine
yönelik yaklaşımımı Sümer Rahip Devletinden Demokratik
Halk Cumhuriyetine isimli savunmamda tarihi ve felsefi boyutlarıyla
ortaya koydum.
Kısa bir süre sonra
ABDnin Iraka yaptığı operasyon ve sonrasında ki gelişmeler
savunmamda ortaya koyduğum öngörüleri doğrulamakla kalmadı
aynı zamanda uygulama zeminini açığa çıkardı. ABDnin
Iraka son müdahalesiyle birlikte Ortadoğuda yeni gelişmelerin
sonuçları çağımızın hangi yönlü ilerleyeceğinin
de işaretlerini vermektedir. Sınıflı uygarlığın
son temsilcisi ve kapitalizmin motor gücü ABDnin Irak hamlesi ile yeni bir
durum doğmuştur. ABDnin dünya imparatorluğunu hedefleyen, tek merkezli bir çizgiye yöneldiği açıktır.
1990larda Sovyetleri, günümüzde de Avrupa Birliğini aşıyor.
Burada öne çıkan nokta milli devletleri aştırarak tıpkı
Kostarika örneğinde olduğu gibi kendi eyaleti konumuna getirmesidir.
Eski tip ulusal kurtuluşa dayalı milli
devletler de Saddam şahsında iflas etmiş,
tasfiye olmuştur.
Burada önemli olan nokta
şudur; ABD kendi çözümünü dayatıyor ancak halkların çözümü
ne olacaktır? Dünya çapında
halklar için geçerli olan çözümün, sınıf, etnik, cinsiyet, çevre
vb. sorunların ancak küresel demokrasi anlayışıyla, küresel
emperyalizme karşı halkların küresel demokrasi anlayışını
yaratmasıyla mümkün olduğunu düşünüyorum. Bunun yönteminin
de meşru savunma çizgisi temelinde olduğuna inanıyorum.
Biz de, meşru savunma
çizgisini sadece askeri alanda değil, her alanda, siyasal, sivil toplum
ve yerel demokrasi temelinde derinliğine yaratarak küresel emperyalizme
karşı halkların çözümünü geliştirmeye çalışıyoruz.
Burada hedefimiz milliyetçiliğe dayalı devlet kurmak değildir.
Demokrasi eşittir devlet denklemine karşı çıkıyoruz.
Hedef, demokratik halk cumhuriyetidir.
Ortadoğu statükosu,
ABD müdahalesiyle sarsılmış, yeni bir durum oluşmuştur.
Artık hiçbir ülkenin, kendisini mevcut yapısıyla koruyamayacağı
açıktır. Bu ülkelerin, kendi iç dinamiklerine dayalı olarak
sorunlarını aşamaması, demokratikleşmede ciddi sorunlar
yaşaması, müdahalenin de zeminini yaratmıştır. Statükoculukta
direnmek, klasik politikaları değişen dünya koşullarında
savunmak, Ortadoğuya kaybettirmektedir.
Kürt sorunu ise Ortadoğunun
en karmaşık sorunudur. Kürt sorunu bugün dünyayı en çok uğraştıran
Arap-İsrail sorunundan hem kapsam hem biçim olarak daha ağırlık
ve derinlik arz etmektedir. Bölgenin üç temel ulusal varlığı
olan Araplar, Farslar ve Türkler ortasında parçalanmış olması,
sorunun kendiliğinden bölgesel çapta etkide bulunmasına yol açmaktadır.
Tarihte ve günümüzde Kürt
olgusuna mevcut yaklaşımların çözüm değil, çözümsüzlüğü
ürettiği kesindir. İnkarcılık ve ilkel milliyetçiliğe
dayalı yaklaşımlar çözüm getirmemiş, sorunu günümüze taşımıştır.
Güney Afrika, Filistin-İsrail,
İngiltere-Galler, İrlanda, İskoçya; Fransa-Korsika süreçlerinde
olduğu gibi çağdaş pek çok ülkenin tarihinde ortaya çıkan
benzer sorun ve olayların ele alınış ve çözüm tarzları,
Kürt sorununda da daha objektif yaklaşılacağı inancını
vermektedir. Çünkü farklılıkların
özgürce yaşanması, zayıflığın, bölünmenin değil,
güçlenmenin, zenginleşmenin zemini olacağı gerçeği dünyamızın
giderek hakim bir özelliği olmuştur.
Tarihte bağnaz din, ulus, aşiret şovenizminin, totaliter
rejim deneyimleri ile insanlık dışı yüzü ortaya çıkmış
ve yüzyılımızın savaşlarında iflas etmiştir.
Bu rejimlerin aksine demokratik sistemin zengin çözümleyici özelliği,
dünya çapındaki başarısını kanıtlamıştır.
Çağdaş uygarlığın demokratik uygarlık olduğu
gerçeği tartışılmazdır.
Tarih, Kürt halkına
tarihin bu döneminde eşsiz bir rol yüklemiş bulunmaktadır.
Parçalanmış sınırlar ardında kalma gerçeği,
20.yüzyıl boyunca büyük bir dezavantaj oluşturmasına karşın;
günümüzde bu parçalanmışlık objektif olarak avantaj konumuna
gelmiştir. Kendini demokratikleştiren Kürt halkı, içinde yaşadığı
ülkeyi ve halkını da demokratik çözüme zorlayacaktır. Kürtlerin
bu rollerini başarıyla oynamaları, Demokratik Ortadoğu
Federasyonu yolunda en önemli güvencedir. Ortadoğuyu demokratikleştiren ve
barışa çeken halk gücü olacaklardır.
Dünyanın dışına
itilmiş, yok sayılmış, ulusal ve uluslar arası alanda
göz ardı edilmiş Kürt halk gücünün kendi içinde ve bulunduğu
coğrafyada yarattığı demokrasi deneyiminin üzerinde durulmaya
ve incelemeye değer olduğunu düşünüyorum. Küreselleşen
dünyada hiçbir sorunun dünya genelinden ayrı düşünülerek çözülemeyeceğine
inanıyorum. Aynı zamanda halkların kendi coğrafya ve bölgelerinde
yaratacakları deneyimlerin insanlığın
demokratik gelişimi açısından bir örnek, deneyim ve
kazanım olduğuna inanıyorum.
Uygarlığın
yaratıcı topraklarından yeni ve demokratik bir uygarlık düşüncesinin ve eyleminin
doğuşuna uluslararası demokratik kamuoyunun katkı
sunması gerektiğine inanıyorum.
Tüm bu duygu ve düşüncelerle
sizleri selamlıyorum.
ABDULLAH ÖCALAN
TEK KİŞİLİK
İMRALI KAPALI CEZAEVİ
15 AĞUSTOS 2003