Denizlerin, Mahirlerin anısına ve mücadelelerine
bağlılığın gereği olarak Türkiye halkına ve
sorumlu yöneticilerine bu mektubu yazıyorum. Denizlerin idam
sehpasında söyledikleri son sözleri bizim mücadelemizin de özünü
oluşturmaktadır. Türk ve Kürt halkının
kardeşliğini esas alarak, Türk halkının en değerli
evlatları olan mücadele arkadaşlarımla birlikte yola
çıktık. Mücadele gerekçemiz ve çıkışımızın
özünde kardeşlik ve onurlu, özgür birliktelik yer almaktadır. İmralı Tek Kişilik Cezaevinin
ağır tecrit koşullarında da ilk
çıkışımızın özüne bağlı olarak barış ve demokratik çözümü geliştiriyor
ve savunuyorum.
Türkiye, bütün bir cumhuriyet tarihinin en önemli ve kritik
dönemecinden geçiyor. Şu ana kadar ki yönetim
mantığının ülkeyi getirdiği nokta biliniyor. 1950lerden sonra ABDye dayalı
gelişen oligarşinin sonuçları ortadadır, Türk
halkını ahlaki çöküntüye, yozlaşmaya, tüketim toplumuna
itmiştir. Ekonomi, sosyal yapı en sonunda iflas etmiştir.
1980lerden sonra 12 Eylülde de etnik ve dini milliyetçilik
geliştirilmeye çalışılmıştır. Ancak aradan
geçen uzun ve zor yıllar bunun bir çözüm ve kurtuluş
olamayacağını ortaya koymuştur. Bugün de çok tehlikeli bir
Türk milliyetçiliği gelişiyor. Bu Türkiyeye kaybettirir. Enver
Paşa nasıl ki Osmanlıya kaybettirdi, bu yeni milliyetçi çizgi
de kaybettirecektir. Ecevit, Bahçeli, AKP çizgisi Enver Paşa çizgisidir.
Yeni Osmancılıktır. Mustafa Kemal çizgisine sahip
çıktığını söyleyenlerin de maddi-manevi alt
yapılarının eksik olduğu görülüyor. Kemalizme hangi siyasi
çizgi ile sahip çıktıkları belli değildir. Mustafa Kemal,
çözümü 1920ler de geliştirmeye çalıştı. Biz iki binlerde
bunu yapmaya çalışıyoruz. İngilizlerin 1925lerde
geliştirmeye çalıştıkları isyan ettirme ve bastırma
siyaseti üzerinden Musul ve Kerkükü aldıkları biliniyor, bugünde
aynı siyasal gelenek karşılıklı milliyetçiliği
kışkırtarak, halkları çatıştırarak
Ortadoğuyu kendi denetimine almak istiyor, bir kez daha aynı oyuna
düşmemek tüm sorumlu yöneticilerin tavrı olmalıdır.
Savunmalarımda barış ve demokratik çözüm çizgisini
ortaya koydum. Soruşturma sürecinde bile Türkiye çözümünden yana
olduğumu söyledim. Bana bağlı olan silahlı güçlerin Türkiye
sınırları dışına çıkması için
yaptığım çağrı etkili oldu ve üç ayda şiddeti
durdurdum. Her türlü kışkırtma, provokasyon ve tehlikeye
rağmen beş yıla yakın bir süredir herhangi ciddi bir
çatışma yaşanmamasının esas nedeni,
geliştirdiğim çağrılar olmuştur. Bundan sonrası
için de barış ve demokratik çizgide ısrarlı ve kararlıyım
ancak tek taraflı adımlarla kalıcı bir çözümün
gelişmeyeceği de ortadadır. Türkiye halkına ve sorumlu
yöneticilerine barışı geliştirme ve adım
atılmasını sağlamada büyük roller düşüyor.
Devlet, demokratik açılımların önünü açık tutarsa
demokratik çözüm gelişirse bu Türkiyeyi iç de ve dışta
büyütür. Evrensel hukuk normlarının egemen
olduğu, demokrasinin tutarlı uygulandığı, demokratik
hukuk adımlarının atılacağı yeni bir sürecin
önünü açar. Baskı, inkar, imha
gelişirse yeniden meşru savunma durumu gerçekleşecektir. Ben
şu anda doğru bir tavır almazsam süreç zora girer. PKK
dağda kaldıkça savaş olur. PKK deneyim kazandı, daha da
güçlendi. Oldukça gergin bir süreçteyiz.
Bunun önüne geçmek istiyorum.
Yaşadığım ölümden daha ağır ve zor
koşullarda bile çözüme yönelik pek çok öneri geliştirdim. Toplumsal
barış ve demokratik katılım yasaları
çıkarılarak cezaevlerinde, dağda ve sürgünde bulunan binlerce
insanın toplumsal yaşama katılmasının gerektiğini
belirttim. Hatta eğer konumum zorluyorsa, bir süre sürgüne
gidebileceğimi ifade ettim. Ben sürgünü de kabul edecek biri değilim,
sonuna kadar direnişçiyim. Sadece çözüm için bunun
tartışılmasını istedim. Yine çözüme dönük iki komitenin kurulmasını ve
çalışmasını önerdim.
Birinci komiteyi; Hakikat, Adalet ve Af Komisyonu olarak
tanımladım. İçinde Türkiyenin en seçkin aydınları,
insan hakları savunucuları, hukukçuları, eski siyasetçileri,
edebiyatçıları hatta eski bürokratların yer alacağı bu
komite, 30-35 yıllık
şiddet olgusunun iç yüzünü açığa çıkarabilir. İki
tarafın da bilançosunu,
nedenlerini açığa çıkaracaklar ve çözüm önerilerini
geliştirecekler. İkinci komite ise diyalog ve çözüm komitesi
olabilir. Bu komite öz olarak politik çözümü geliştirecektir. Her kesimden insanların yer
alacağı bir komite olması süreci
hızlandıracaktır.
Bu önerilerimin barışın
kalıcılaşması için halen de temel olduğunu
düşünüyorum. Ancak AKP hükümetinin, Türkiyenin geleceğini tehlikeye
atan politikalarında ısrarı sürmektedir. Tüm barış
çabalarımıza cevap olarak geliştirdikleri, Eve Dönüş
Yasası pişmanlık mantığını
aşamamış, olsa olsa Dağa Dönüş yasası
olmuştur. Bu politikalar barışı değil
savaşı, kardeşliği değil yeni
düşmanlıkları yaratmaktan başka bir şeye hizmet
etmeyecektir. Herkesi bu konuda anlayış, ciddiyet ve sorumluluğa
davet ediyorum.
Bir kez daha tek cümle ile Kürtlerin asgari taleplerini belirtiyorum.
Devrimci cumhuriyet içinde Kürt varlığının korunması,
Kürt Kültür varlığının korunması ve özgürlüğünün
tanınması, özgürlüklerinin önündeki yasal engellerin
kaldırılması, cumhuriyetin sağlam bir halk gücü haline
getirilmesi ve demokratik cumhuriyet temelinde bunun yaratılması.
Bunu on maddelik bir deklârasyonla, bir çözüm paketi olarak ortaya koydum. Bu
Türkiyeye ekonomik, siyasi, askeri açıdan da inanılmaz kazandıracaktır. Biz özgürce birlikte yaşamaya mahkumuz.
Kürt Türke, Türk Kürde muhtaçtır. Demokratik uzlaşı ve
barış yolu Kürtten çok Türke lazımdır.
Sorunların
çözümünü hep devletten bekleyen yaklaşımı da doğru
bulmuyorum. Türkiyenin tüm sivil oluşumlarının birliğiyle
çözümün temel gücünün yaratılacağına inanıyorum. Bunun için
de Demokratik Ekolojik Toplum Koordinasyonunu kurulmasını öneriyor ve
destekliyorum. Türkiyede doğru ve ciddi bir liderliğin
olmamasını önemli bir sorun olarak görüyorum, Türkiyenin buna
ihtiyacı var. Bunun için blok tarzı siyasal birlikteliklerin
gelişebileceğini düşünüyorum. Herkesi bir kurum gibi
çalışmaya davet ediyorum. Demokratik cumhuriyet temelinde birlik
bütünlük istiyoruz. Türkiye halkı
şunu bilmelidir, dışa karşı hep Türkiyenin
yanındayız. İçte ise özgür birliktelik diyoruz. Özgürlüğü
yaşamımın temel felsefesi ve vazgeçilmez öğesi olarak
alıyorum. Bu nedenle hep, Ya özgür yaşam ya da hiç yaşamamak
diyorum.
Bu
mesajımı Denizlerin, Mahirlerin, Hakilerin, Kemallerin ve
İbrahimlerin şahsında Türkiyeli devrimcilerin anısı
adıyorum. B u coğrafyada bin yıldır birlikte yaşayan,
tarihin derinliklerinde bütün zor dönemleri birlikte aşmış,
cumhuriyeti birlikte kurmuş iki kardeş halkın onurlu, özgür ve
demokratik birliğinin yaratılacağına olan inancımla
sizleri selamlıyorum. 15 AĞUSTOS 2003
ABDULLAH ÖCALAN
TEK KİŞİLİK İMRALI KAPALI CEZAEVİ