MEŞRU SAVUNMA GÜÇLERİNE

 

Beş yıla yakın bir süredir Tek Kişilik İmralı Kapalı Cezaevi’nde, ağır tecrit ve izolasyon koşullarında barış ve demokratik çözümü geliştirmeye çalışıyorum. Savunmamda demokratik çözümün tarihi, felsefi, pratik boyutlarını verdim. Çözümün gelişmesi için meşru savunmayı esas aldığımızı ortaya koydum. Meşru savunma çizgisi mücadelemizin temel çizgisidir. Barışın ve çözümün ana dinamiğidir.  Barış ve çözüm için sizin tutumunuz, yaklaşımınız belirleyicidir.

 

Ben bu tarzı 1990’lı yıllardan beri geliştirmeye çalışıyorum. Ama ne yazık ki yeterince anlayamadınız. Anlaşılmış olsaydı, bu işler çoktan çözülürdü. Meşru savunmanın doğru anlaşılmaması, açığa çıkan şiddet kültürü, Türkiye’yi, bizi, demokrasiyi zora sokmuştur. Burada bile bunun sonuçlarıyla karşı karşıya kalıyorum.

 

Bizde şiddet, zor anlayışı 1990’lardan sonra yozlaşmıştır. Şemdin, Kör Cemal, Terzi Cemal en son örnek olarak ta Süleyman, çeteleşmeyle böyle binlerce kişiyi öldürdüler. Şemdin binlerce kişiyi öldürttü, sonra da kendini kurtarmak için, pişmanlıktan yararlanmak için her şeyi yapıyor. KDP mi bunları yaptırdı, Yeşil mi bunları yaptırdı? Bunlar partiyi ele geçirdikten sonra devletten pay alacaklardı. Ama geldikleri nokta ortadadır. Bunun için hep Cemile Çeto örneğini veriyorum. Bunlar kirli,  bunları tanıyacaksınız. Çetecilik çok kapsamlı bir olaydır. PKK’de ki çetecilik iyi çözümlenmelidir. Bunun üzerine ciltlerce kitap yazabilirsiniz. 

 

Eski zihniyetle meşru savunma taktiği uygulanamaz.  Benim adıma kimse boş yere insan öldüremez. Kimseye dağa çıkın demiyorum ama dağa çıkanların kendilerini iyi korumaları gerekiyor. Cizre’nin, Silvan’ın şehir kenarında dolaşarak, her gün şehre girerek meşru savunma yapılamayacağı açıktır. Yine ölüm haberleriniz geliyor, bu haberler beni burada üzüntüye boğuyor.  Daha önce de söylemiştim, her ölümle benim bir parçam eksiliyor, beni eksiltmeye ne hakkınız var? Silahlı olarak şehirlerde köylerde ne arıyorsunuz? Anılarına saygım bu tür kayıplar için ağır kelimeler kullanmamı engelliyor. Ben silahlı olarak, ovada, köy evlerinde, şehir evlerinde, hele hele silahlı olarak arabalarda gezenleri ağır eleştiriyorum. Bunu açıkça söylüyorum.  Geçmişte de buna benzer hatalar yaşandı. Bir sigara için, bir çuval un için yüzlerce genç yaşamını yitirdi. Silahlı adamın şehirde ne işi var?   Dayanma güçleri olmayanlar, dağa gitmesinler, legal alanlarda demokratik mücadele yapsınlar. Savaşacaklarsa doğru dürüst savaşsınlar. Ama bu tarzda olmaz. Ben demokratik hukuk savaşını yürütüyorum. Bunları anlamak zorundasınız. İnançsızları tutmayın. Kendi özgür dağlarınızda yaşamlarınızı sürdürün. En güzel yaşamdır. Olanaklar da var halen ne isteniyor.  22 yıldır neyi çözemiyorsunuz? 20 yıl Suriye’de, 4 yıldır da İmralı’da benden güç alıyorsunuz. Daha ne istiyorsunuz? Sonuna kadar imkanınız var.  Bunu en doğru biçimde kullanmalısınız.

 

Şimdi de önemli ve çözümü yaratabilecek tarihi bir sürece giriyoruz. Bu yeni süreçte de sizin rolünüz etkili ve belirleyici olacaktır. Ben çatışmadan yana değilim, en küçük bir imkan bile olursa, bunu barışın geliştirilmesinde kullanacağımı bilirsiniz. Ama hazırlıklı olmalısınız. Yeni bir çatışma gelişirse de bunu meşru savunma mantığı içinde yapmalısınız. Kendinizi eğiterek, dönüştürerek geçmişin yanlış yaklaşımlarından sonuçlar çıkarmalısınız.

Bugün, burada da ben size sınır koymuyorum. Gerekirse Kuzey’e girebileceğinizi belirtmiştim. Neresi tam demokrasi ve barış mücadelesi için uygunsa faaliyetinizi orada yürütürsünüz. Nerede olmanız gerekiyorsa orada olursunuz. 

 

Halk Savunma Güçleri olarak genişliğine ve derinliğine örgütlenmelisiniz. Tüzüğünü  sağlamlaştırmalı ve özerk bir yapıya kavuşturmalısınız. Genel Komutanlık örgütlenmesini gerçekleştirmelisiniz. Her türlü iç ve dış saldırılara cevap verebilecek bir disipline ulaşmalı ve her türlü tedbiri almalısınız.  

 

Çatışmaların derinleşmesi isteğim değildir. Ancak gerçekleşirse sadece meşru savunma hakkınızı kullanacaksınız.  Korucularla bir şey çıkarsa ailesine ve çocuklarına yönelme olmamalıdır. Savaşla ilgisi olmayanlara yönelim olmamalıdır.  Bu konuda ilkesel bir yaklaşım içinde olduğum bilinmeli ve gerekli dikkat gösterilmelidir.

 

Gerçek yoldaşlığın ve bağlılığın ancak mücadelenin gereklerini yerine getirmekle anlam kazanacağına inanıyorum. Yoldaşlığın gereği barışı ve özgürlüğü yaratmaktan, kazanmaktan geçtiği iyi bilinmelidir. Özgürlüğün benim için yaşamın temel kuralı olduğunu biliyorsunuz. Ya Özgürlük ya Ölüm şiarı, mücadelemin özünü oluşturuyor. Özgürlüğün uzak bir düş olmadığını, bu topraklarda bir gün mutlaka barışın ve özgürlüğün kazanacağını biliyorum.

 

Sizleri büyük özlemimle ve umudumla selamlıyorum.

 

ABDULLAH ÖCALAN

 

TEK KİŞİLİK İMRALI KAPALI CEZAEVİ

15 AĞUSTOS 2003