|
30 Haziran
1999 Abdullah Öcalan'ın Avukatlarının
yaptığı basın
açıklamasıdır
30.6.1999
BASINA VE KAMUOYUNA
Bildiğiniz gibi,
aylardır Türkiye ve dünya gündemini
oluşturan ve
bir çok açıdan
tarihsel öneme
sahip Abdullah Öcalan davası,
kararla birlikte
önemli bir aşamaya
geldi.
Korsanvari bir
yakalama ile Türkiye'ye
getirilen Abdullah Öcalan davasında
Ankara 2 Nolu DGM hükmünü
verdi. Daha önceki
çeşitli basın
açıklamalarında ve davanın duruşmalarında
da belirttiğimiz gibi;
müvekkilin gerek
yakalanma biçimi, gerekse gözaltı süresi ve yöntemi,
sorgulanma biçimi,
tutuklanma ve yargılanma
sürecinin tümü
çeşitli açılardan hukuka ve yasaya
aykırılıklar taşımaktadır
İlk günden
başlayarak karar gününe kadar yapılan
tüm işlemler aslında yok hükmündedir. Çünkü, müvekkil Abdullah Öcalan usulüne
uygun bir yakalama
işlemi sonucu
Türkiye'ye getirilmemiştir.
Yakalanması
ve Türkiye'ye getirilmesi gerek ulusal ve
gerekse
uluslararası hukuk normlarına aykırıdır. Usulüne
uygun uluslararası iade prosedürü izlenilmemiştir.
1997 yılında çıkan
Başbakanlık Kriz
Merkezi Yönetmeliği
çıkarılma amacına
son derece aykırı
bir biçimde
ilk kez Abdullah Öcalan davasında uygulandı. Bilindiği gibi, kriz
hali uygulaması doğal
afet, yaygın şiddet ve ekonomik
kriz gibi olağanüstü
dönemlerde başvurulması
gereken
bir uygulamadır. Yönetmelikte öngörülmediği halde
Öcalan davası ile birlikte ilk kez
kriz hali
uygulamasına geçilmiştir.
Türk yargısı çok
aleni olarak Başbakanlık
Kriz Merkezi
gibi idari bir
birimin vesayeti
altına girmiştir. Bu bile başlı
başına yargı
bağımsızlığını
ortadan kaldırmaya yetecek bir uygulamadır.
Müvekkille ilgili
bütün işlemler Başbakanlık Kriz Merkezi tarafından yürütülmüştür.
Bu uygulama
nedeni ile Öcalan davası hukukun rafa kaldırıldığı
bir dava olarak tarihe geçecektir.
Hazırlık soruşturması
ile birlikte
Cumhurbaşkanı, Başbakan
, askeri ve
sivil yetkililer, Siyasi parti liderleri
gibi ilgili
ilgisiz yüzlerce kişi Öcalan davasında
görüş bildirerek suçsuzluk karinesini ihlal etmiştir. Mahkeme etki ve
baskı altında
bırakılarak Anayasa suçu işlenmiştir. Ayrıca bazı basın organlarının
tek yanlı
ve provakatif tavırları
da verilecek kararı
tartışmalı hale getirmiştir.
Hazırlık soruşturmasının
gizliliği ilkesi
bizzat DGM Cumhuriyet savcıları tarafından
ihlal edilmiştir.
Dava henüz açılmadan
hazırlık soruşturmasındaki
müvekkil ifadeleri
ve iddianame basına
sızdırılmış ve kamuoyunda müvekkil
aleyhine peşinen
bir önyargı oluşmasına neden olmuştur.
Vekil-müvekkil ilişkisi
yasanın uyguladığı
koşullara aykırı
olarak düzenlenmiştir.
Adaya gidiş
ve gelişimiz ve müvekkil ile
olan belge,evrak
Vs. alış verişimizde
ciddi engellemelerle karşılaştık. Örneğin
duruşma gününe
kadar dosyasının tamamının fotokopisini
müvekkile vermemize izin verilmedi. Müvvekkil ile birlikte
dosyaya ilişkin
ortak bir değerlendirme
yapma şansımız
olmadı.
Yargılamanın önemli
bir bölümü AİHM
nin kararlarına aykırı olarak askeri üyenin yer
aldığı Mahkeme
heyeti tarafından
yürütüldü. Davanın başında Yargılamanın
durdurulmasına yönelik
talebimizin haklılığı
anlaşıldı. Kaldı
ki DGM lerin
yapısındaki bu biçimsel değişiklik bu mahkemelerin adil ve tarafsız
bir yargılama
yaptığı anlamına
gelmemektedir.
CMUK'a göre A. Öcalan davasında
yetkili mahkeme
esasen Diyarbakır DGM olmasına rağmen davanın Ankara DGM tarafından
İmralı da görülmesi
yetki açısından
hukuka aykırıdır.
Bu hukuksuzlukları
çoğaltmak mümkündür. Kısaca birkaç örnek verdik. Verdiğimiz
her örnek davanın
sonunda verilen kararın adilliğine gölge düşürecek niteliktedir.
Abdullah Öcalan Davası, Türkiye'de
demokratik sürecin
hızlandırılmasına ve
ülkenin insan
haklarına saygılı
Demokratik Hukuk
Devleti olmasında önemli katkılar sunabilir. Türkiye'nin öncelikli ve acil
çözülmesi gereken
en temel sorunu Kürt Sorunudur. Kürt Sorununa Demokratik Barışçıl
çözüm getirilmediği
sürece Türkiye'nin diğer iç ve
dış sorunlarında makul
bir çözümü yakalaması mümkün olmayacaktır. Türkiye'nin demokratikleşmesi ekonomik
sosyal anlamda büyümesi Kürt sorunun çözümünde Kürt sorununun çözümü ise Öcalan'ın
şahsında somutlaşmıştır.
200 yıllık isyanlar
tarihinin tek
sorumlusu Abdullah Öcalan değildir.
Bunun tarihsel,
toplumsal neden ve dayanakları vardır. Öcalan davası
200 yıllık bir
sorundan kaynaklanan çatışmaların sona
ermesinde bir başlangıç
ve fırsat
olabilir.
Müvekkilimizin Demokratik
Barışçıl Çözüm tezi kamuoyuna objektif olarak yansıtılmadı. Basın
Abdullah Öcalan'ın bu
tezini çarpıtarak kamuoyuna aktardı. Oysaki çözüm formülü
Türk ve Kürt halkına
hitaben oluşturulmuştu.
Kamuoyuna objektif
olarak aktarıldığında
kısa sürede
gerekli etkiyi yaratacağından kuşkumuz
yoktur.
Demokratik Çözüm,
savaş rantçılarının
ve çetecilerinin
tasviye edilmesine, demokrasinin kurumsallaşmasına
hizmet edecektir.
Çözümsüzlük ise Türkiye'ye kaybettirmeye devam edecektir. Türkiye'de ekonomik, sosyal ve kültürel
tahribatalar daha
da gelişecektir.
Ankara 2'nolu DGM tarafından verilen
idam cezası
henüz kesinleşmedi. Buna rağmen Türk basını,
müdahil vekilleri
ve bazı yetkililer
idamın infaz
edilmesi için şimdiden
sorumsuz ve
çirkin bin kampanyayı başlattılar. Yargılamanın
bundan sonraki
aşaması da etki altına alındı. Basının ve ilgililerin bu tavrı, Kürt ve Türk toplumu arasındaki kin, intikam ve
düşmanlık duygularının
gelişmesine ve
kuşaklar boyu sürecek yeni çatışmaların
yaşanmasına neden
olacaktır.
Anakara 2'nolu DGM tarafından
verilen ve henüz kesinleşmeyen idam cezasının verildiği günün, bayram ilan edilmesi,
halkın tahrik
edilmesi ve kışkırtılması
tehlikeli ve
önü alınmaz olayların yaşanmasına
neden olabilir.
Unutulmamalıdır ki idam sehpalarını manşetlerine taşıyanlar.
Bundan sonra
dökülecek kanın, yaşanacak acıların
sorumluluğuna da ortak
olacaktır.
Müvekkilimiz Barış için
yaşamalıyım söylemi,
basın sorumsuzca
çarpıtılmıştır. Abdullah Öcalan her
türlü bireysel
kaygısının ötesinde,
demokrasi, özgürlük
ve Demokratik Cumhuriyet
kurulabilmesi için
bu söylemi kullanmıştır.
Abdullah öcalan'ın da söylediği
gibi önemli
olan halkın ve özgürlüklerin kazanmasıdır
Ayrıca Savunma
makamı olarak tarafımıza yönelik çirkin saldırılara da
kısaca vurgu yapmak istiyoruz. Tüm yargılama süresince gerek bazı basın mensuplarının gerekse
de başka kesimlerin
çirkin saldırıları
ile karşılaştık.
Müdahil vekkillerinin
bu süreçteki tavırları
da dikkate değerdir.
Tüm duruşma
süresince müdahil avukatlar müdahilleri tahrik etmekle kalmamış ayrıca sürekli olarak tarafımıza, meslek etiği ve insani
ölçüleri ayaklar
altına alacak şekilde hakaret küfür ve tehditlerde
bulunmuşlardır. Biz
ise davanın
tarihsel önemi nedeniyle gereken sağduyuyu takınmaya çalışarak müdahil avukatların seviyesiz tavırlarını muhatap
almaya gerek
duymadık.
İdam cezası,
çağdışıdır. Çağdaş
ceza hukukunda
yeri yoktur. İdam
cezası, özellikle
bu davada dava
konusu sorunun
çözümsüzlüğünü derinleştirir,
Tahribatlarının daha
yoğun ve
uzun süreli yaşanmasına
yol açar.
Kamuoyunun bir
kesimini tatmin etme mantığı ile kurulmuş bir mahkeme hükmü,
adil olmadığı
gibi kabuledilebilir
de değildir.
30.6.1999/ABDULLAH ÖCALAN VEKİLLERİ
|