BASINA
VE KAMUOYUNA
(Asagida
görülen metin 11.3.1999 tarihinde ve saat 13.00 siralarinda,
T.C Basbakanlik Kriz Yönetim Merkezi Kriz Koordinasyon Kurulu'na,
T.C Basbakanlik Makamina, T.C Cumhurbaskanligi Makamina ve Istanbul
Barosu Baskanligi ve Avrupa Insan Haklari Mahkemesi'ne iletilmek
üzere Avrupa'da bulunan temsilci avukatlara fakslanmistir. Bilginize
sunulur.)
Talepte Bulunan : Av. Ahmet Zeki Okçuoğlu. Divanyolu Cad.
Erçevik Han Kat: 2 No:212 Sultanahmet/ İstanbul
Konu: Halen İmralı Cezaevinde
tutuklu olarak bulunan Müvekkil Abdullah Öcalan ile CMUK ilgili
hükümleri uyarınca Avukatlık görüşü ve diğer
hukuksal işlemlerin yapılması için gereken sağlanması
isteklidir.
Açıklama :
1- Bakanlar Kurulunun 17 Şubat 1999
tarihli ve 99/12408 sayılı kararına dayanılarak
Milli Savunma Bakanlığı tarafından 27 Şubat
1999 tarihli ve 23674 sayılı resmi gazetede yayınlana
tebliğ uyarınca müvekkil Abdullah Öcalan'ın halen
tutuklu bulunduğu İmralı adası ve belli
koordinatlardaki kara, deniz ve hava askeri yasak bölge ilan
edilmiştir.
2- Başbakanlık Kriz Yönetim merkezi yönetmeliği bakanlar
kurulunun 1997 tarihli ve 96/8716 sayılı kararı
uyarınca 9 Ocak 1997 tarihli ve 22872 sayılı
resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bu yönetmeliğin 5. Maddesi uyarınca müvekkil Abdullah
Öcalan'ın Türkiye'ye getirilmesi ile başlayan süreç
kriz hali sayılmış ve bu kapsama alınmıştır.
3- Müvekkil Abdullah Öcalan ile ilgili avukatlar olarak bizlerin yaptığı
tüm hukuksal girişimler fiilen sonuçsuz kalmıştır.
Müvekkil hakkında gözaltına alınmasından
itibaren her kuşkulu kişi gibi CMUK 128 ve devamı
maddeleri ile DGM'lerin kuruluş ve yargılama usulleri
hakkında 16. Maddesininin uygulanması hukuk devletinin
bir zorunluluğudur. Müvekkil bakımından hakimlik
tarafından gözaltı süresinin uzatılmasından
itibaren müdafileri ile izne tabi olmadan serbestçe görüşme
imkanı bulunduğu halde bu da mümkün olmamıştır.
Yine gözaltı sürecinin bitiminden sonra Ankara (2) DGM tarafından
tutuklama kararı verilmiş böylece müvekkil sanık
statüsüne geçmiştir. Ancak, yukarıda da andığımız gibi, müvekkil
tek başına ve askeri yasak bölge ilan edilmiş
bir adada tutulmakta olduğundan kendisi ile görüşmemiz
CMUK ve devamı maddelerinin gösterdiği biçimde mümkün
olamamaktadır. Öte yandan müvekkilin halen gözaltındaymış
gibi tek başına bir cezaevinde tutulması, tecrit
edilmesi ve Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı
olarak farklı işlemlere tabi tutulması avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesinin 14. Maddesine de
aykırıdır.
4- En son 10 Mart 1999
tarihinde tarafımıza müvekkil Abdullah Öcalan tarafından
çıkarılmış bulunan genel vekaletname ile
birlikte Mudanya Cumhuriyet savcılığına
yaptığımız başvuruda sonuçsuz kalmıştır.
9 Mart 1999 tarihinde Ankara DGM Başsavcısı ile
yaptığımız görüşmede tarafımıza
verilen yanıtın hemen hemen aynısı 10 Mart
1999 tarihli görüşmede de tekrarlanmıştır.
CMUK 144. Maddesi ve DGM Kuruluş ve Yargılama Usulü
hakkında Kanunun 16. Maddesi uyarınca tutuklu bulunan
kişi avukatı ile vekaletname aranmaksızın
her zaman görüşebilir. Oysa bu vakada müvekkile ilişkin
yapacağımız her türlü hukuksal girişim kriz
yönetim merkezi yönetmeliği kapsamına alınmış
olduğundan ve müvekkilin bulunduğu yer askeri yasak
bölge ilan edilmiş bulunduğundan kendisine ulaşmamız
10 Mart 1999 tarihli başvuruda bir kez daha sonuçsuz kalmıştır.
Mudanya Cumhuriyet savcısı ile Ankara DGM Başsavcısı
görüşmemizde bir sakınca görmemekte birlikte kendilerinin
bu konuda yetkisizliklerinden söz etmektedir. Esas olarak Başbakanlık
Kriz Yönetim Merkezi Yönetmeliği uyarınca kriz halinin
var olduğuna karar verilen yerde bulunan tüm kamu, özel
kurum kuruluşlar kriz koordinasyon kurulu il işbirliği
yapmak ve irtibat içinde bulunmak zorundadır. Oysa Abdullah
Öcalan bizlerin tüm başvurularda yetkili ve görevli gördüğümüz
savcılar kaymakam ve diğer kişiler kendilerinin
yetkisizliğinden söz etmekle yetinmekte ancak yetkili kişilerin
yerlerini bilmediklerini belirtmektedir. Bu konuda biran önce
bir açıklığın sağlanması tüm aciliyeti
ile ortadadır.
5- Yine bilindiği
gibi Cezaevlerinin yönetim ve denetimine ilişkin esaslar
başta ceza infaz kanunu olmak üzere, ceza ve tevkif evleri
tüzüğü ve yönetmeliği ile belirlenmiştir. Müvekkil
Abdullah Öcalan'ın getirilmesinden öncede tutukluların
bulunduğu bir cezaevi olan İmralı Cezaevinin
statüsü tümüyle değişmiş bulunmaktadır.
Tüm cezaevlerinde olduğu gibi, müvekkil Abdullah Öcalan'ın
bulunduğu İmralı cezaevinin avukat ve aile görüş
gün ve saatleri ile görüşmenin biçimi de belirsizliğini
korumaktadır. Bu belirsizliğinde ve en azından
bundan sonra savunma hakkımızı kullanmamızı
olanaksız hale getiren bu engellerin ortadan kaldırılması
ve İmralı Cezaevinin de tüm cezaevlerinde olduğu
gibi görüş ve diğer konularda objektif ve yazılı
hukuka uygun kurallara bağlanması zorunludur.
Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi sözleşmenin, avukatın müvekkili ile görüşmesini
düzenleyen 6/3-c fıkrasını BM Kişisel ve
Siyasal Haklar Sözleşmesinin 14/3 maddesi ile BM Tutuklulara
En Azından Uygulanması Gereken Asgari Standart Kuralların
93. Maddesi ışığında yorumlamaktadır.
Mahkemenin geçerli olan içtıhadına göre, avukat müvekkili
ile denetimsiz ve özgür bir ortamda sürekli görüş yapabilmenin
ve sanığın avukatı istediği zaman iletişim
kurabilmesi için gereken koşullar sözleşmeye taraf
devletçe sağlanmak zorundadır. (Bkz. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi Kararları ) Müvekkil Abdullah Öcalan'ın
içinde bulunduğu koşullar ile avukatların karşılaştığı
engeller ve bu konuya ilişkin tüm yetkilerin kriz yönetim
merkezine aktarılmış olması tümüyle sözleşmenin
sağladığı güvencelere aykırıdır.
Kaldı ki Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi Yönetmeliğinde
dahi Kriz Yönetim merkezine yukarıda belirtmiş olduğumuz
konularda ve yargılama sürecine ilişkin olarak böyle
bir yetki verilmiş değildir.
6- Müvekkilin ulaşımın
mümkün olmadığı ve askeri yasak bölge ilan edilen
bir adada tutulması tümüyle devletin aldığı
bir önlemdir. Bu önlemin avukat ve aile görüşünün önünde
bir engel olarak bulundurulması ve her başvurunun
sonuçsuz bırakılması başta anayasa olmak
üzere tüm mevzuata aykırıdır. Avukatların
ve müvekkilin ailesinin kendisi ile görüşebilmesi için
ulaşım, araç ve gereç de dahil olmak üzere her türlü
kolaylığın sağlanması mevzuatın
gereğidir. Bu mevzuata aykırı davranan her kişinin
hukuksal ve cezai yönden sorumlu olacağı ortadadır.
7- Avukatlık görevimizi
yaptığımız tüm aşamalar ve başta
Mudanya ilçesinde yaşadığımız hakaret
ve fiziksel saldırıların da sona erdirilmesi
gerekmektedir. 10 Mart 1999 tarihinde ilçeye gidişimizde
yeniden küfür ve hakaretlerle karşılaşmış
olmamızı mesleğimize ve kişiliğimize
yönelik bir saldırı saymakta ve bunların önüne
geçilmesini dilemekte, yetkililerin bu eylemleri yapan kişiler
hakkında görevi başında bulunan avukatlara saldırıdan
ötürü soruşturma açması gerektiğini anımsatmaktayız.
Sonuç ve İstek :
Yukarıda açıklamış
olduğumuz gerekçeler ışığında,
müvekkil Abdullah Öcalan ile, gerek bizim gerekse kendisini
savunmak isteyen diğer avukatların ve gerekse ailesinin
görüşme yapabilmesi önündeki ulaşım, cezaevi
ziyaret gün ve saatlerinin belirsizliği gibi engellerin
bir an önce kaldırılmasını, müvekkilin diğer
tutuklular ile aynı koşullara sahip olabileceği
bir cezaevine sevk edilmesini ve yetkili olarak gösterilen Kriz
Koordinasyon Kurulu tarafından en azından yönetmeliği
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun olarak
yorumlayıp yerel yetkililer ile irtibata geçilmesini, konuya
ilişkin tüm talimatların verilmesini, bu konuda alınan
tüm kararların bizlere yazılı olarak bildirilmesini,
bundan sonraki girişimlerimizde aynı engeller ile
bir daha karşılaşılmaması talebi ile
bilgilerinize sunarız. 11.3.1999
Abdullah Öcalan Vekili
Av. Ahmet Zeki Okçuoğlu