|
6
HAZİRAN 1999 PAZAR
BASINA VE KAMUOYUNA
Asrın Davası olarak tanımlanan Abdullah ÖCALAN davasının
ilk beş gününü tamamlamış bulunuyoruz. Kamuoyu gündeminin
birinci sırasında yer alan bu dava, ne yazık ki bu
güne kadar tek taraflı olarak ele alınmış, çelişkileri
ve çatışmaları derinleştirecek bir çizgi izlenmiştir.
Her gün davanın müdahil tarafının görüşlerine
çarşaf çarşaf yer verilirken savunma tarafı saldırıların
odağına yerleştirilmiştir.
Davada, müvekkilimizin dile getirdiği görüşler büyük bir
sorumsuzluk örneği gösterilerek, teslimiyet olarak anlaşılmak
ve anlatılmak istenilmiş, aşağılayıcı,
karalayıcı ifadelerle tanımlanmış, barışçıl
ve demokratik çözümü esas alan yaklaşımların kamuoyu
tarafından doğru anlaşılmasının ve
tartışılmasının önüne geçilmek istenilmiştir.
Böylesi tarihsel davalarda basının rolu ve önemi ÖCALAN
davasında bir kez daha yakıcı bir şekilde açığa
çıkmaktadır. Basın, halkın haber alma hakkını
savunma ve objektif habercilik yapma görevi yerine; davamızda,
kavgayı körükleyen ve süreci baltalayan bir tarz izlemiştir.
Basının ilgi çekmesi için hep en kötüyü, en uç söylemi
tutturması gerektiği kanaati sanki yerleşmiş
bulunmaktadır. Oysa Türkiye' de basın objektif olma ve
sağduyulu davranmasıyla da öne çıkmalıdır
artık.
Biz tarihi özelliği olan bu davanın ileride sadece küfür,
hakaret, saldırılarla anılmasını istemiyoruz.
Ancak tarihsel bir belge olarak bu günün basın-yayın organlarına
bakacak olan yeni nesiller bu davayı böyle algılamak durumunda
kalacaklardır.
Savunma avukatları olarak, davanın başından
beri zorluklarla karşılaşmamıza rağmen
davanın öneminden dolayı gündemin önüne almak istemedik.
Çoğu zaman sadece değinerek geçtik bazen de vurgulama
ihtiyacı dahi duymadık. Ama bugün gelinen noktada savunma
üzerinde bir sistematik baskı politikasının uygulanmak
istenildiğini üzülerek belirtmek durumundayız. Savunma
kurumu baskılarla kuşatılarak, işlevsiz kılınmak
istenilmektedir.
Duruşmaların yapıldığı zamanda Bursa
ve Gemlik'te kalacak yer bulmamız engelendi. duruşma salonunda
savunma görevimizi yerine getiriken müdahil vekilleri tarafından
hakaretlere ve tehditlere maruz kaldık. Duruşma sonrasında
yapılan yayınlarda da temel gündem maddesi olarak savunma
avukatları ele alınmış, müvekkilimizin bazı
meslektaşlarımızı azledeceği yönünde gerçek
dışı beyanlarda bulunularak müvekilimizle aramızda
ayrılık ve farklılık bulunduğu izlenimi
yaratılmak istenilmiştir.
Davanın son gününde soruşturmanın derinleştirilmesi
ve genişletilmesine ilişkin taleplerimizi sunarken karşılaştığımız
durum yaşadıklarımızın en somut örneğini
oluşturmaktadır. Sabırla, olgunlukla dört gün boyunca
dinlediğimiz müdahiller ve müdahil avukatları dilekçemizin
tümünü okumamıza izin vermemişlerdir. Gerek mahkeme başkanı,
gerekse müdahil avukatları tarafından dört gün boyunca
ısrarla müvekkilimize sorulan, örgütün onu destekleyip desteklemediği,
arkasında olup olmadığı sorusuna ilişkin
bir basın haberini sunmamız üzerine tepkiler bilinen noktada
gelişmiştir. Eğer cevabı öğrenilmek istenilmiyorsa
neden bu soruların sorulduğunu öğrenme hakkımızın
olduğunu düşünüyoruz?
Ayrıca duruşmalar boyunca çatışmalardan zarar
gören asker ve ailelerini dinledik. Duygularını ve taleplerini
oldukça rahat ve hatta hakarete varan tarzda dile getirdiler. En
küçük bir müdahalemiz olmadı. Ama otuzbinden fazla insanın
yaşamını yitirdiği bir ortamda mağdur olan
diğer ailelerin de dinlenmesi yönündeki taleplerimiz, tepkiyle
karşılandı ve reddedildi. Acıları anlamak
ve değer vermek gerekiyor. Ancak acılarda ortaklığı
yakalayamazsak, acı çeken ve mağdur olan herkese aynı
ölçüde, saygıyla yaklaşmazsak birlik ve beraberliğimizi
nasıl güçlendireceğiz ? Bazılarının acılarını
görmek bazılarının acılarına da sırtını
çevirmekle bu acıları nasıl onaracağız?
Merak ediyoruz.
Bu ülkenin sağduyulu insanları ve aydınları,
ülkenin geleceğini kişisel çıkarlarından üstün
tutanlar, bu çelikiyi görmek zorundadırlar.
Bu dava kendi kişisel ve grupsal çıkarları için rant
elde etmek isteyenlerin damgalarını vurdukları bir
dava olmamalıdır. Bu dava Türkiye'nin acılarının
ve ızdıraplarının son bulacağı, geleceğinin
önünü açacak bir dava olarak tarihe geçmelidir. Ve herkesin rolü
bu çerçevede olmalıdır. Bu ülkede vatanseverliğin
tanımı, şu ana kadar alışılagelmişin
aksine barışa katkı sunmak ve herkesi acılarıyla
birlikte kucaklayarak sorumlu, sağduyulu davranmak olarak yeniden
düzenlemek gerektiğini düşünüyoruz.
Savunma avukatlarına yönelik bu büyük karalama ve çarpıtma
kampanyasının esasa ilişkin savunmamızı
hazırladığımız bu günlerde tırmandırılmasının
savunma hakkımızın engelleneceğinin bir belirtisi
olarak algılıyoruz. Ve herkesi savunma hakkına saygılı
olmaya çağırıyoruz.
Müvekkilimizin de ısrarla belirttiği gibi, demokrasiden
ve barıştan yana yer alan herkesin de savunması gerektiği
gibi geçmiş değerlendirilsin ancak gelecekte düşünülsün.
Bu fırsat iyi değerlendirilmeli ve bu süreçten temel sorunlarımızı
çözmüş olarak çıkmak durumundayız.
Bir kez daha; başta basın-yayın kuruluşları
olmak üzere, herkesi daha olgun, seviyeli, sorumlu ve objektif olmaya,
tarihsel davaya yaraşan bir düzeyi tutturmaya, davet ediyoruz.
Gelecek hepimizindir, geleceğimize sahip çıkalım.
06. 06.1999
ABDULLAH ÖCALAN'IN SAVUNMA AVUKATLARI
|