5 Mayıs 1999

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI

İki ayı aşkın bir süreden beridir Abdullah Öcalan'la ilgili yargı sürecinde savunma görevini üstlenmiş bulunuyoruz. Bugüne kadar görülen davalardan farklı bir ilgi ve uygulama gören bu dava, haklı olarak “asrın davası” olarak nitelendirilmektedir. Bu dava sadece Abdullah Öcalan'ın konumu, karşı karşıya kaldığı uygulamalar bakımından değil, bu davada savunma görevini üstlenen avukatların karşı karşıya kaldıkları uygulamalar bakımından da oldukça farklı bir özellik arz etmektedir.

Abdullah Öcalan'ın savunmasını üstlenen avukatlar olarak ilk günden itibaren, müvekkil aleyhinde yürütülen yargı süreci bakımından karşı karşıya gelinen sorunlar, müvekkilin fizik ve psikolojik sağlığını etkileyen vahim uygulamalar ve onun müdafileri olarak savunma görevimizi yerine getirmemizi engelleyen fiili ve yasal engeller konusundaki sıkıntılarımızı bası aracılığıyla ve şikayetlerimizi başta Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere, DGM ve Savcılık nezdinde pek çok defa dile getirdik. Resmi makamlar nezdinde yaptığımız ilişikte sunduğumuz yazılı başvurulara bugüne kadar hiçbir cevap alamadık.

Abdullah Öcalan'ın avukatları olarak hemen her gün savunma hakkının ihlali anlamında sorunlar yaşıyoruz. Bugüne kadar hep bir gün yakınmalarımıza cevap verileceği beklentisi içinde olduk. Ancak 30 Nisan'da Ankara'da DGM binasının önünde ve duruşma bekleme salonu ile duruşma salonunda ve duruşmadan sonra polis tarafından bir arabaya bindirilerek götürüldüğümüz Ankara'nın merkezindeki Yenişehir semtinde polisin on sekiz avukata saldırarak darp etmesi bizi bu konuda köklü bir karar arifesine getirdi.

Ankara DGM'sinde Avukatlara yapılan saldırılar kadar yaşanan vahim bir başka durum da bizzat duruşmanın baştan sona kadar dürüst hakkı ilkesine aykırı yürütülmesidir. Bu anlamda Ankara'da 24 mart ve 30 Nisan tarihlerinde yapılan duruşmalarla ilgili tarafımızdan düzenlenen tutanaklar ilişiktedir.

İzninizle pek çok defa dile getirdiğimiz ve yetkililerce bugüne kadar dikkate alınmayan Abdullah Öcalan davasının dürüst yargı kuralına uygun yürütülmesinin vazgeçilmez koşullarını ve bu konudaki taleplerimizi bir kez de bu vesileyle size açıklamak istiyoruz:

Hazırlık Soruşturmasındaki Hukuka Aykırılıklar

Hazırlık soruşturmasının gizliliği hukukun temel bir kuralıdır. Bu hem soruşturmanın selameti, hem de sanığı şahsi haklarının güvence altına alınması bakımından zorunludur. Öcalan davasında bu temel hukuk kuralı bütünüyle ihlal edilmiştir. Bu süreç Öcalan Türkiye'ye getirilirken uçakta başlatılmıştır. Uçakta hazırlık soruşturması kapsamındaki sorgulama ertesi gün Türk medyasında görüntülü olarak yayınlanmıştır. Daha sonra bu yasa dışı uygulama, hazırlık soruşturması kapsamındaki tüm bilgilerin günü gününe basına verilmesi biçiminde DGM savcıları tarafından alanen sürdürülmüştür. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Volkan Vural birkaç gün önce, İddanamenin basına sızdırılması ile ilgili olarak, soruşturmayı yürüten savcı arkadaşlarını tutumunu Basın Kanunu'nun 30. maddesini ihlal etmek ve “meslek ahlak kurallarına” uymamakla suçlamıştır. İddianameyi basın toplantısıyla kamuoyuna açıklamakla kendisi de aynı biçimde “meslem ahlak kuralları”nı ihlal eden Vural Volkan'ın, iddia makamını zan altında bırakan bu suçlaması ile ilgili bugüne kadar bir işlem yapılmaması, Türkiye'de adalet sisteminin içine girdiği çürümenin bir kanıtıdır. Buı durumda artık şu soruyu sormak kaçınılmaz olmaktadır: “Meslek ahlak kurallarını” ihlal eden bu savcılar acaba bu bilgileri basına menfafat karşılığında mı sızdırmışlardır?

Savcıların hazırlık soruşturması konusundaki bu yasa dışı tutumuna ne yazık ki medyanın büyük bir bölümü çanak tutmuştur. Aynı soruyu bir kez daha soruyoruz: Türk medyası kendilerine traj ve raiting rekorları kırdıran her gün çarşaf çarşaf yayınladıkları bu bilgilerini aldıkları savcılara ne gibi bir menfaat sağlamışlardır?

Yürürlükteki ceza yargılama sistemi sanık hakkında tutuklama kararı bulunması halinde sanığın yakalanır yakalanmaz hakim huzuruna çıkarılarak, hakkındaki tutuklama kararı yüzüne karşı okunduktan sonra cezaevine konmasını öngörmektedir. Abdullah Öcalan aleyhindeki gıyabi tutuklama kararına rağmen dava dosyasından anlaşıldığına göre toplam yedi gün süreyle gözaltında tutularak Jandarmada sorgulanmıştır. A. Öcalan'la ilgili bu yasaya aykırı uygulama, ilgililer bakımından cezai sorumluluk doğurmakla kalmamakta, yasal olmayan bu soruşturma evrakının dava dosyasından çıkarılmasını da zorunlu kılmaktadır.

Suçsuzluk Karinesine Aykırılıklar

Aleyhinde verilen hüküm kesinleşinceye kadar sanık suçsuzdur. Bu hukukun temel prensiplerinden biridir. Abdullah Öcalan'la ilgili bu temel hukuk kuralına başından itibaren uyulmamıştır. Başta önde gelen devlet yöneticileri, medya ve bunların yönlendirmesiyle Türk kamuoyu bu temel hukuk ilkesini ayaklar altına alarak Abdullah Öcalan'ı “bebek kartili”, “cani”, “bölücübaşı” gibi sıfatlarla karalayarak hakkında yürüyen yargı sürecini geri dönülmesi mümkün olmayan bir mecraya sokmuşlardır. Devlet yöneticileri, medya ve kamuoyu bununla da kalmayarak Öcalan hakkında idam cezası vermiş ve bu cezanın mutlaka infaz edileceğini ilan etmiştir. Mahkemeden, önceden verilen bu hükme aykırı bir sonuç beklenemez. Bunu yapacak hakim “aponun uşağı” damgasını yer ve o andan itibaren de can güvenliğini tümden yitirir.

Abdullah Öcalan Yasal Bir Tutukevine Konmamıştır

Abdullah Öcalan yedi günlük gözaltı süresini İmralı adasında geçirmiştir ve aynı adada tutuklanarak, tutukevine konmuştur. 25.2.1999 tarihinde ilk defa gördüğümüzde Öcalan hala gözaltında bulunduğu binada ve kendisini sorgulayan Genelkurmay'a bağlı Özel Harp Dairesi' mensubu askeri personelin elinde bulunuyordu. Bu husus Ankara 2 nolu DGM'sinin kararıyla görüşme esnasında yanımızda bulunan Mudanya Sulh Ceza mahkemesi Hakimi'nin düzenlediği tutanakla da sabittir. Söz konusu tutanakta, iki kar maskeli askerin görüşme mahalinde bizi dinledikleri ve benim talebim üzerine görüşme mahalini terk etmeleri hususunun kendilerine bildirilmesi üzerine, “Alay komutanından talimat gelmedikçe görüşme mahalini terk edemeyecekleri” sözleriyle, askeri personel olduklarını ikrar etmişlerdir. Bu da Abdullah Öcalan'ın tutuklandıktan sonra Adalet Bakanlığı'na ait tutukevinde, Genel Kurmay'a ait bir sorgu evinde olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yasa dışı uygulamayı ve belgesini açıklamamızdan sonra yapılan tek değişiklik bu görevlilerin kar maskelerini ve askeri elbiselerini çıkarmak ve gardiyan elbisesi giydirmek olmuştur. Her gittiğimize sözde tutuk evinde askeri teçhizatla karşılaşıyoruz. Abdullah Öcalan halen “Soruşturma Komisyonu” adı altında oluşturulan gizli servis mensupları tarafından hemen her gün sorgulanmaktadır.

Tutuklu olmasına rağmen Abdullah Öcalan'ın Adalet bakanlığı'na bağlı bir tutuk evine konmaması suştur ve aleyhinde yürütülen yargılamayı geçersiz kılar.

Diğer Savunma Hakkı İhlalleri

İki ayı aşkın bir süreden beridir vekaletname ile aramızda tesis etilen müvekkil-avukat ilişkisine rağmen bugüne kadar Abdullah Öcalan'la Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun CMUK) ve Devlet Güvenlik Mahkemesi mevzuatının öngördüğü anlamda bir avukat görüşü aramızda gerçekleştirilememiştir.

Yasalar avukat-müvekkil görüşmelerinin hiç kimsenin duyamayacağı bir mahalde gerçekleştirilmesini öngörmektedir. Oysa Abdullah Öcalan'la 25 Şubat'ta yaptığımız ilk görüşmede Ankara 2 nolu DGM tarafından tayin edilen bir hakimle bir zabıt katibi ve iki kar maskeli askeri personel bulunmuştur. Bu husus yukarda da sözünü ettiğimiz, hakim tarafından düzenlenen görüşme tutanağında da belirtilmiştir. Görüşmelerin bir ya da iki görevli tarafından dinlenmesi uygulaması daha sonra tüm görüşmelerde sürdürülmüştür.

Diğer yandan görüşme mahaline kalem ve boş kağıt da dahil olmak üzere herhengi bir şey götürmemize izin verilmemekte ve görüşmelerimizde ancak kendilerinin verdiği kalem ve kağıtları kullanmamız mümkün olmaktadır. Bu da Onlarca klasörden oluşan dava dosyası üzerinde müvekkille verimli bir görüşme yapmamıza imkan bırakmamaktadır. Savunma olarak karşı karşıya kaldığımız

Resmi makamlar ve basın aracılığı ile kamu oyu nezdinde dile getirdiğimiz savunma hakkı ihlali niteliğindeki pek çok uygulamadan sözedilebilir:

Çantalarımız ve resmi ve özel evraklarımız ve defterlerimiz de dahli olmak üzere tüm eşyamızın ve üstümüzün zaman zaman ayakkabı ve çorap çıkartma da dahil) kaba bir biçimde didik didik aranması; adaya dış dünya ile tüm bağlantımız kesilerek, tutuklu statüsünde götürülmemiz (motorda tıkıldığımız kamaradan tuvalete ancak izin alarak çıkmak mümkün olmaktadır); suçlular gibi parmak izlerimizin alınması, sözde askeri bölge olduğu gerekçesiyle onur kırıcı belgelerin imzalatılması.

Müvekkilin dış dünya ile tüm irtibatının kesilmesi ruhsal sağlığı yanında savunma hakkı ihlali niteliğindeki bir uygulamadır. Tüm başvurularımıza rağmen dava ile ilgili hiçbir evrak, gazete, radyo, televizyon (son zamanlarda resmi ideolojiyi yansıyan birkaç kitap dışında) hiçbir şey Abdullah Öcalan'a verilmemektedir. Bu da onun tasaya aykırı olarak tecrit edilmesine neden olduğu gibi, savunmasını hazırlaması bakımından engelleyici bir durumdur.

Görüşmelere yasaya aykırı olarak gün ve saat sınırlaması getirilmesi, zaman zaman görüşleri yaptırılmaması karşı karşıya kaldığımız diğer önemli savunma hakkını sınırlayıcı uygulamalardır.

Savunma hakkının yerine getirilmesi anlamında en vahim savunma hakkı ihlali ise, bu davada Abdullah Öcalan'ın müdafii görevini üstlenen Avukatların can güvenliklerinin olmamasıdır.

İlk günden itibaren duruşmaya ve İmralı adasına gidiş gelişlerimizde bizlere karşı linç gösterileri düzenlenmektedir. Sokakta tedirgin olarak yürüyebiliyoruz.

30 Nisan'da Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yaşadıklarımız bunun son ve iğrenç bir uygulamasıdır. Vahim olanı ise bunun bizzat devlet tarafından yapılmasıdır. Ankara'da resmi polis Abdullah Öcalan'ın avukatlarını Devlet Güvenlik mahkemesi'nin içinde ve Ankara'nın göbeğinde meydan dayağına çekmiştir. Abdullah Öcalan'ın avukatları olarak bizlere karşı girişilen saldırılar gibi bu korkunç saldırının görüntüleri de çekilmiştir. Buna rağmen suç failleri hakkında bugüne kadar hiçbir eylem yapılmaması bu eylemlerin kendiliğinden gerçekleşmediğini, devlet yönetimi tarafından planlanarak sahnelendiğini göstermektedir.

Sayın Basın Mensupları,

Açıkça ifade etmek istiyoruz ki İstiklal Mahkemelerinde, Örfi idare Mahkemelerinde, 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbeleri sonrası hiçbir sıkıyönetim mahkemesinde savunma avukatları bu kadar aşağılanmamış, saldırıya uğramamıştır.

Savunma hakkının her türlü etkiden uzak olarak kullanılması, demokratik hukuk düzeninin gereğidir.

21. yüzyıla gireceğimiz şu günlerde hukukun üstünlüğünü esas aldığını söyleyen Türkiye'nin uluslar arası yargı tarafı olmasına AİHM'nin Öcalan davasıyla ilgili tedbir kararına 29 Nisan tarihli savunma istemine rağmen avukatlara yönelen saldırılar karşısında savunma görevimizi yerine getirmemiz mümkün değildir. 3 mayıs 1999 tarihinde İstanbul Barosu ve Türkiye Barolar Birliği'ne durumu bildirdik.

Hukukta kin, intikam ve öfkeye yer yoktur. Türkiye'de onbeş yıldan beridir bir iç savaş yaşanıyor ve tarafların acıları ve kayıpları büyüktür. Yaşanan bu acılar intikamla değil, barış ve kardeşlikle çözülebilir. Devlet yetkililerinin, mahkemenin halkın kaderini etkileyecek bu davada tahrikten uzak durmaları gerekir. Medya'nın da buna yardımcı olması gerekir. Başından beri söylediğimiz gibi bu davanın, iki toplum arasında kine, intikama ve savaşa değil, barışın ve kardeşliğin yeniden tesisine hizmet etmesini diliyoruz. Daha demokratik, müreffeh Türkiye özleminin gerçekleştirilmesinin bundan başka yolu bulunmamaktadır.

Müvekkil Abdullah Öcalan'ın 1993'ten bu yana barış ve kardeşlik konumunda biliyoruz. Biz sadece Abdullah Öcalan'ın değil, barışın ve kardeşliğin avukatlığını yapmak istiyoruz. Aynı duyarlılığı müdahil avukatlarından da bekliyoruz.

Yukarda da belirttiğimiz gibi bu konuda medyaya büyük görev güşmektedir. Medya toplumun sadece bir kesimini değil, etnik, din, inanç ayırımı göstermeden tüm toplumun medyası olmalıdır.

Yukarda ve siz değerli basın mensuplarına sunduğumuz dosya içeriğinden de açıkça anlaşıldığı gibi savunma hakkına ve bu kapsamda avukat olarak bizlere karşı yaşanan bu saldırılardan sonra normal olarak bizlerin burada müvekkile, bizlere ve davaya ilişkin yasa dışı uygulamalar nedeniyle vekalet avukatlık görevini bırakmamız gerekiyordu. Ancak bizim bunun bu aşamada böyle bir karar almanın, davanın ve yakından etkilediği barış ve kardeşlik çabalarını olumsuz etkileyeceği sonucuna vararak, öne sürdüğümüz koşulların duruşma tarihi de göz önünde bulundurularak, makul bir sürede yerine getirilmemesi halinde, müvekkil aleyhinde yürütülen yargının ulusal süreci ile sınırlı olarak davadan çekilmek ya da görevimizi askıya almak yoluna başvurmanın dışında bir seçeneğimizin kalmayacağını duyururuz.

Savunma olarak koşullarımız Şunlardır:

1. Müvekkilin tecrit ortamından çıkarılarak, yasal bir tutuk evine konması, Mahkemenin dışında hiçbir kurumun ya da kişinin soruşturma yapmasına izin verilmemesi ve onun ruhsal ve varlığını etkileyen uygulamalara son verilmesi, bugüne kadar yapılan her türlü sağlık işlemi konusunda tarafımıza bilgi verilmesini ve bundan sonra yapılacak sağlık işlemlerinin bilgimiz dahilinde yapılmalı ve bu konuda CPT'nin (Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi) bu konudaki görüş ve önerileri dikkate alınmalıdır ve müvekkilin savunmasını hazırlaması için dosya fotokopileri, kitap, gazete, radyo, televizyon kendisine verilmelidir.

2. Avukat görüşüne getirilen gün ve saat sınırının kaldırılmalı, görüşmeler yasal koşullarda yapılmalı, görüşme mahalinde görevli ve dinleme cihazı bulundurulması uygulamasından vaz geçilmelidir.

3. Avukatların dosyalarına, çantalarına, kalemlerine, saatlerine, kitaplarına ve mesleki sair defter ve evraklarına el konulması uygulamasından ve meslek vekarını rencide edecek arama uygulamasından vaz geçilmelidir.

4. Duruşmaların linç gösterisine dönüştürülmeden yasalara uygun ve gerekli tedbirler alınmalıdır.

5. AİHM'nin 4 Mart 1999 tarihli tedbir kararı uyarınca dürüst yargılanma ve savunma hakkı sağlanmalıdır.

6. Savunma avukatlarına bugüne kadar yapılan saldırılarda suç işleyenler hakkında yasal soruşturma yapılmalı ve yönetim, medya tarafından yapılan kışkırtmalara son verilmelidir.

 

  30 Haziran 1999 Abdullah  Öcalan'in Avukatlarinin  yaptigi basin açiklamasidir

 06-06-99
 BASINA VE KAMUOYUNA

 02-06-99
 Abdullah Öcalan'in savunma  avukatlari ve Öcalan'in  yakinlari yarinki durusmaya  katilamiyorlar.

 29 MAYIS 1999
 DURUSMA ÖNCESI SON  AÇIKLAMA

 26 Mayis 1999
 BIREYSEL BASVURU BIR  HAKTIR

 SABAH GAZETESI DE  YALAN HABER YAPIYOR
 Öcalan'in avukatlarina Çirkin  Komplo

 22 Mayis 1999

 21.05.1999 tarihli  gazetelerdeki yalan haberler  üzerine Abdullah Öcalan  hakkinda Türk basininda  çikan yalan haberler için  avukatlarin basin
 hakkindaki
suç duyurusu

 5 Mayis 1999

 30 NISAN 1999
 ÖCALAN'IN AVUKATLARINA  LINÇ GIRISIMI

 10 Nisan 1999
 Av. Mahmut Sakar'in

 18 Mart 1999
 Abdullah Öcalan

 11 Mart 1999
 T.C Basbakanlik Kriz  Yönetim Merkezi Kriz  Koordinasyon Kurulu'na,
 T.C Basbakanlik
Makamina,  T.C Cumhurbaskanligi  Makamina, Istanbul Barosu  Baskanligi ve Avrupa Insan  Haklari Mahkemesi'ne

 04 Mart 1999
 Av. Hatice Korkut,  avukatlara yönelik tehtidler

 1 Mart 1999
 Avukatlara yönelik tehtidler

 26 Subat 1999